resmi twitter sayfam bazen de instagram

küçük ve günlük hassasiyetler
 

+menu-

header image

bunu evde denemeyin: tezer özlü olmak


1943’te kütahya’da doğdu 1986’da isviçre’de yaşamını yitirdi.
43 yıl.
hayattayken üç kitabı yayımlandı; eski bahçe / çocukluğun soğuk geceleri / yaşamın ucuna yolculuk.
2014’de yeryüzüne dayanabilmek için ve yaşamın ucuna yolculuk kitaplarını okumuştum. bugün de leyla erbil ile mektuplar, kalanlar ve çocukluğun soğuk geceleri’nin sayfaları arasında uyumadan önce gidip geliyorum.

yeryüzüne dayanabilmek için, türkiye’de dergilere yazdığı, dünya edebiyatı, sinema ve tiyatro ile kurduğu ilişkiyi yorumladığı yazılarından derlendi. yaşamın ucuna yolculuk yönetmen olan 2. eşi erden kıral’dan ayıldıktan sonra sanat bursu ile berlin’e gittiği dönemde hayranlık duyduğu 3 yazarın svevo, kafka ve pavese izleklerini takip ederek yaptığı yolculuğun notlarından oluşuyor.

tezer özlü, dünyayı sözcüklere çevirerek algıladığını yazmış bir mektubunda leyla erbil’e ve bu yöntem ile ürettiği metinler ona bir ödül de getirdi: yaşamın ucuna yolculuk kitabını bir intiharın izinde adıyla ilk önce almanca yazdı ve 1983 yılında marburg yazın ödülü’nü aldı.

2 yılda bir verilen bu ödül en son 2005’de sahibine ulaştı (antje rávik strubel, tupolew 134 ) ve 2006’da marburg şehrinin sulh yargıcı ödülün kaldırılacağını duyurdu. öne sürülen nedenler, ülke çapında ödül konusunda artık bir farkındalığın olmaması ve orantısız yüksek maliyet (22.000 euro)

Sevgili Leylacığım, mektubunu aldığımdan beri kafamda sana yazıp duruyorum…

çocukluğun soğuk geceleri için otobiyografik bir kitap denebilir. özgün bir kalem tezer özlü, anlatıcı da anlatılan da kendi beni, bu şekilde yaşamı ile yazdıkları arasındaki mesafeyi kısaltarak zor olanı seçtiğini düşünüyorum.

hayatına batı kültür ve eğitiminin yarattığı şok damga vuruyor ama ondan önce küçük yaşta taşradan istanbul’a gelişi var. lise eğitimi nedeni ile avusturya özellikle alman kültürü ile karşılaşıyor, bu da hayatındaki yabancılaşma olgusunu belirgin hale getiriyor.


yabancılaşma sadece bununla sınırlı değil: özlü “yaşamımın annemin ve babamın yaşamı ile bir ilintisi olmadığını düşünüyorum bir ana ve babadan olma değilim. bir yaban otu gibi anadolu yaylasında bittim.. evet nerden geliyorum bana yabancı olan ana babadan. bana yabancılaşan bir ana dilden beni sevindiren ve ürküten bir doğadan acı çektiğim ve kaçmak istediğim bir ülkeden” diyor

tezer özlü’nün aldığı eğitim ve yaşadıklarıyla gelişen “yabancılık” maneviyattaki ikilik en büyük meselesi oluyor. doğadaki evrendeki birbirini tamamlayıcılık manasındaki karşıtlık, ikilik-dualite onda sevgisizlik-aşk, yalnızlık-dostluk, umutsuzluk-umut, ölüm-yaşam iletişimsizlik-susku olarak görülüyor.

sırma köksal tezer özlünün bu duygusunu “aydın yabancılığı” olarak değerlendirmiş: “özlü’nün ailesine topluma hatta tüm dış dünyaya karşı hissettiği bir durum olarak yabancılaşma, aydın yabancılaşması, köksüz hissetmesidir.” diyor

yaşadığı süreci yazınında da, yabancılaşma > kendine ve topluma yabancılaşma > yalnızlık > hiçlik > karamsarlık >intihar ve gitme şeklinde takip edebiliriz.

metinlerinde özellikle -gitme derin bir arka plan. mektuplarında da bu motifi görmek mümkün: “nerede olacağımı, hangi kentte oturacağımı nereye gideceğimi hiç bilmiyorum, gene bir kente gideceğim..” yabancılaşma hem bir sonuç hem de bilinçli bir tepki, eylem burada.

farklı ülkelerde yaşamasına rağmen kendisini göçmen olarak adalandırmıyor tezer özlü: “burda kendimi genellikle yeryüzünün her yerinde sürgün sayıyorum ve hiçbir yerinde göçmen saymıyorum” demiş
“yazdıklarım göçmen yazını değil sürgün yazını da değil her an her yerde kendimi için için sürüyorum” (leyla erbil’e yazdığı mektubunda)

bu duruşun bir bedeli var tabi onu da hayatının bir dönemi ontolojik olarak yani varlığı ile sosyolojik olarak depresyonlar, intihar, elektroşok tedavileri ile ödemiş. ama elimizde mektupları var, yani ferid edgü ile aralarında geçen mektuplaşmalarda gün ışığı gibi parlayarak gözümüzü alan o müthiş yaşamı kucaklama kabiliyeti. bir ölçüde hayatını geri kazanmayı başarmış işte. eserlerinin arka kapak yazılarında geçen -yaşamdan uzak ölüme yakın- intihara meyyal-hüzünlü-gamlı mahzun-kırılgan-prenses laflarının yanında bu mektuplara da vakıf olmak
yeteneğini ve hayatın içinde kendini taşıma gücünü bu klişelerden uzaklaşarak değerlendirmek farklı bir bakış açısını teklif ediyor oluşundan dolayı değerli.

anlatıcı karakter – buna iç kişilik de diyebiliriz- yaratıcı yazarlık kitaplarında “yazarın sesi” bağlamında tezer özlü’nün iç kişiliğinden kaynaklanan yeteneğini de görüyoruz. mektupları olmasa bu ayrımı bu kadar gönül rahatlığı ile yapabilir miydim acaba ya da ben bunu mektupları sayesinde gördüm diyeyim.

bu noktada ferid edgü’yü düşünmek istiyorum. bir röportajında edgü “benim çocukluk dönemim korkunç geçti” diyor. tıpkı özlü gibi: beden öğretmeni olan babasının evin içinde bir düdükle sürdürdüğü askeri birlik.
ve edgü devamında “çocuklara yapılan haksızlığa tahammül edemem tüm dostlarımın çocuklarını korumam altına aldım. bu kendi çocukluğumu korumak adınadır” diye de ekliyor.

ferid edgü 2. dünya savaşının içinde doğmuş. 6 yıl savaşı yakından duymuş, yoksunluğunu karanlığını dehşetini yaşamış. aynı zamanda mutlu bir ailenin çocuğu olmadığını söylüyor. tahsilli bir baba ama edebiyatla hiç ilgisi yok. ardından hastalanmış, mutsuz bahsediyor bunlardan.

tezer özlü’nün de çocukluğunda başlayan sıkıntıları eserlerinin ve hayatının temeli oluşturuyor. kendisini ailesine bile ait hissetmeyen, onlarla hiçbir noktada bir araya gelemeyen bir çocuk olarak yetişmiş.
çocukluğunda başlayan baskı ve yaşamasına izin verilmek istenmeyen farklılığı için verdiği mücadelesini tepkisini ortaya koymuş

edgü, özlü’nün kendinde bulduğu yazarlık kimliğini “yazarlık gücünü yaşadıklarından alan, yaşadıkları için yazınsal dil yaratan varoluşunu yazmaya, yazısını varoluşuna borçlu biri” şeklinde tanımlıyor.

bugün tezer özlü adı mahzun, gamlı, lirik ve hastalık kelimeleri ile birlikte geçiyor ve 43 yaşında bir insan olarak sizi temin ederim elini zayıflatacak her şeye rağmen 43 yıla çok şey sığdırmış özlü. sadece hastalığından mahzunluğundan bahsetmek haksızlık olur. özellikle yaşadığı dönemin şartlarında değerlendirecek olursak başarmış, kalemine sahip çıkmış kadın yazarlara atfedilen sahip olduğu yeteneği hastalığının bir semptomuymuşcasına sunulmasının aksine tezer özlü doğuştan, potansiyel bir suçluymuşuz gibi insan yaşamını kimi zaman hapse çeviren dogma, tabu, kural, sınır, dayatma ne varsa gözden geçirmiş ve yaşamı ve yazdıkları ile onları koltuklarında sarsmış özgür bir yazar.

This entry was posted in Genel and tagged , , , , , . Bookmark the permalink.

 

Comments are closed.