10 Temmuz Perşembe gününden bugüne kadar
şöyle mekik dokumuşuz:
İstanbul-Ankara
Ankara-Konya
Konya-Ankara
Ankara-Samsun
daha sonra bir ihtimal de
Samsun-Ordu
Ordu-Samsun
Ama mutlaka Samsun-Ankara
ve nihayetinde Ankara-İstanbul
8,5 aylık bebekle böyle bir cesaret gösterdik.
Otomobille şehir şehir dolaşmaktayız.
Konya'ya gidiş sebebimiz bir yakının nişanıydı.
Nişandan sonra, ertesi gün, Konya'yı gezdik.
Mevlana'yı ziyaret ettik.
Buraya yerli yabancı bir yığın turist akın ediyor.
İnanılmaz bir kalabalıktan söz ediyorum.
Tabii ülkede esen iktidar rüzgarı burada da
kendisini fazlası ile hissettiriyor.
Emzirdiğim için üzerimde V yakalı bir tişört var.
Tişörtün içinde de V yakanın dekoltesini kapatan bir atlet.
Mevlana'yı gezmek planımız dahilinde olmadığı için
yanımda eşarp felan da yok.
Ama içeri giridğimizde içim rahatlıyor.
Pek çok kadının başı açık.
Mevlana döneminde kullanılan mutfaklardan birini
gezmeye başlıyoruz.
Yanıma başı açık bir kız yanaşıyor, onun yanında da annesi
dönüp ona "Şu hale bak göğüsü bağrı açık" diyor.
Başkasına dedi herhalde diye düşünerek dönüp çevreme bakınıyorum.
Yok!
Bana söylemiş.
Annesi arandığımı görünce "Sus kızım, ayıp, duyar" diyor.
"E duysun diye yüksek sesle söylüyom ki" diye cevap veriyor.
Çıkınca "evden biri"ne diyorum ki böyle şöyle oldu.
"Bi'şi dedin mi?" diye soruyor.
Yok, diyorum.
"Sen Mevlana'ya geldin, içini sevgi ile doldur, geldiğin yerin manasını unutma"
deseydin diyor.
Keşke deseydim diyorum, ama aklıma gelmedi işte.
Eğilip Nil'in pusetinden örtüsünü alıyorum.
Boynuma attığımda tıpkı boksör antrenörü gibiyim.
Yanımdan bir kız geçiyor: Kot pantolonun belinden şort külodu görünüyor.
Sonra Alaeddin Tepesi'ne gidiyoruz.
Konya ova ya, düşmanı gözlemek için bir tepeye ihtiyaç duyuluyor.
Tepe, Alaeddin Keykubat zamanında at arabaları ile getirilen topraklarla oluşturuluyor:
-Tepeye ihtiyacımız var.
-Yapalım o zaman!
Üzerinde çay bahçeleri, havuzlar filan var.
Bir de delisi var tepenin; park eden otomobillere yanaşıp "Bana para ver; ama kağıt para" diyor.
Sürekli bu cümleyi tekrarlıyor.
Beş renkten oluşan dondurma kubumu kaşıklarken cumartesi gününü geçirmek için
çay bahçelerine akın eden şehir halkını gözlüyorum.
Konya beklediğimden iyi bir şehir, Meram sanki Avrupa şehrinden kopup kondurulmuş gibi.
Etli ekmek şahane.
Çocuklu otomobil yolculuğu beklediğimden daha iyi geçti.
Şimdi Samsundayım.
Bir çocuk varken kucağımda, gezdiğim şehirler of puflatacağına beni işimi daha da kolaylaştırıyor.
Çocukla her yer daha ilginç mi geliyor, ne?
Sanki.
14 Temmuz 2008 Pazartesi
18:15
Anasayfa