09 Temmuz 2008 / Çarşamba




Kimse Miranda Hobbes Olmak İstemez


Sex and the City-3 Dört, bilemedin beş kişiden kurulu hoppa kızlar müzik gruplarında yapımcı şuna dikkat eder: Bir sarışın, bir esmer, bir zenci ve bir de kızıl var mı? Hepsinden bir tane var mı? Çünkü 15'likleri elde tutmanın başka yolu yoktur. Hepsinden bir tane olmalıdır ki ıslalamak şansızlığı ortadan kalksın. "Proce" kendini idame ettirsin. Herkes birisi ile özdeşleşsin filan. Sex and the City'de de hoppa kızlar müzik grubu mantığı güdülmüşcesine bir kıl, bir domestik, bir seksomanyak (80'ler hoş geldin!) ve bir de normal olmak üzere tam bir özdeş aroma yakalanmış. Buna rağmen izleyicide Miranda Hobbes'a karşı bir tür özel direnç oluşmuş durumda. Öyleki Miranda tam bir "ben olsam yapmazdım kadını". Bu ne demek? Sevgilinizle Mag Rayn'ın başrolünü oynadığı When a man loves a woman'ı izliyorsunuz diyelim ya da Kidman'ın oynadığı To Die For'u. "Bi'Andy Garcia'ya ya da bi'Matt Dillon'a yapılır mıydı tüm bunlar" diyerek diz dövüyorsunuz. Kadın her çaktığında kendinizi koyuyorsunuz yerine ve o anda "Ben olsam yapmazdım kadını" oluyorsunuz. Günlük hayatta yaptığınız tüm cazılıkları bir kenara bırakıp, adamın kafasınız göğüsünüze yasladığınız gibi saç okşamaya başlıyorsunuz. Biraz iki yüzlüsünüz, ama ne yapalım? Sizi de seven birileri var. Miranda'nın izleyiciye kendisini daha iyi bir kadın gibi hissettirmek; kadir kıymet bilir göstermek gibi bir misyonu var sanırım. Başka bir ifade ile sevgilisi tarafından reddedilen kadınlara hoş gelebilecek bir tip de diyebiliriz onun için. Sadece bu tarifte yeterli gelebilir mi? Nevarki bir bölümde 42 tane erkekle birlikte olduğunu açıkladığı için son karar onun içine de biraz Samantha kaçtığı yönünde. Herkesin içinde bir Samantha gizli olmayabilir; ama biraz Miranda kesin var. Bu ne yaman çelişki! 30+'lık bir hoppa kızlar müzik grubunun farkı da bu galiba: Bir tek kişi ile özdeştirmek için kendinizi artık çok geç. Siyah Süt'ü keşfedeli aylar yıllar olmuş. Tek kadın treni kaçmış gitmiş. Zaman içinize biraz ondan, biraz şundan biraz da vesaire katmış. Charlotte York ise fazlası ile herkes gibi, sadece biraz daha hassas. Gene de ne istediğinden emin olması ve bu yolda din değiştirmeye kadar giden radikal kararları bir çırpıda verebilmesi ile göründüğü kadar demode değil. Statükocu olmayışı ve kararlılığı ile kesinlikle bu çağa ait özellikler taşıyor. Bu açıdan bakıldığında sürekli sınırın diğer tarafında dolanan Samantha'ya karşı, Charlotte daha özgürdür diyebilir miyiz? Neden olmasın nokta, nokta, nokta. 09 Temmuz 2008 Çarşamba 01:25 Nil'in Dünyası'nda Bugün: Yan Bastık Hello Kitty ve Çok Şahane Mobilya Kulpları Anasayfa Sex and the City-1 ve 2