WwW . Bu Benim Hayatim . CoM

		


INSERT: e=mc² 
(Rüyalarim-I)


Anasayfa
Önce rüyalarım terk etti beni sonra da uykularım; oysa hangisi hangisini besliyordu daha çözememiştim. Gördüğüm abuk sabuk rüyalardan film yapsam Cannes'da büyük ayı küçük ayı silip süpürecekken ben onları her sabah bir fincan sert kahvede boğmayı tercih ettim. Kızdım rüyalarıma, yaramaz bir çocuk gibi azarladım onları, köşede tek ayak üstünde beklettim; defterlerine annelerine okutmaları için notlar düştüm: "Kendini bilmez davranışlar içindeki Rüya sınıfın huzurunu bozuyor; unutma ve unutturma kurallarına uymayı şiddetle red ediyor, bu sebeple en kısa sürede..." Gene de vazgeçmediler. Rüyalarımı organize eden, daha doğrusu bilinç altımı ajite eden bengiller, geceleri bin bir güçlükle unuttuğum sırları ortalığa sererdi ve gündüzler için malzeme çıkartırdı içinde benim bile kaybolduğum dehlizlerden. Sahte olduğunu düşündüğüm bir utanç içinde uyanırdım çoğu sabah; sır dediğim paçavralardan kaçmaya çalıştıkça onlar bana iyice yapışırdı; selpak satmaya çalışan çocuklar gibi bir tane alana kadar sardığı bacağımı bırakmazdı. Bırakmamasından için için zevk alırdım. Onlar benim hüzünlerimdi, beni ben yapan formüller, bu olup bitenler içinde saklıydı işte: e=mc² Ne zaman ki aslında benim onlardan beslendiğimi fark ettiler işler değişti. Hüznümden, kafa karışıklığımdan, kendimi olmuş ve olacak her şeye kapamamdan memnundum oysa, hele unutmak ve ardından karşılaşmak... Rüyalarımla aramdaki sözde kazan-kaybet aslında kazan-kazan idi; ne yazık ki bu hikayede bir kişi kazanacaktı. Böylece onlar misketlerini alıp gittiler. Artık geceler de gündüzler kadar aydınlıktı; ancak eski gündüzler kadar zevkli değil. En kısa sürede bu uyku sorununa bir çözüm bulmalıydım ve gündüzlerim layık olduğu anlamına kavuşmalıydı. Eskisi gibi oturup üç saat kadar daha önceden söylediğim ya da keşke söyleseydim dediğim bir söze takılıp kalmalıydım. Üzerine olası 1723 tane daha dialog üretmeliydim. ... Park edilmez levhalasının az ilerisine park ettikleri için araçları çekilen insanların resimlerinin olduğu bir pano var karakol duvarında: ölmüşler... Ve ben Teşvikiye Cami'nin imamıyla birlikte salya sümük ağlamaktayım. Kısa bir süre sonra ölen insanların aileleri karakola gelip kenarda duran simit tablasının altına saklanmaya çalışan beni göstererek "Onun suçu!" nidaları eşliğinde ellerinde der top ettikleri kanlı çaputları fırlatıyorlar üzerime. Benim gözlerimden mosmor yaşlar süzülüyor, bir polisin korumasında karakoldan dışarı çıkmaya çalışıyorum, dışarı adımımı attığımda bu sefer kocaman bir levha karşılıyor beni: Kırıkkale 110 km!!! Mide bulantısı ile uyanmalıyım bu salak rüyadan. Böyle olmuyor, uyumadan olmuyor. Uyku beni almazsa, onu ben geri almalıyım... Copyright © 2005.scampimix 24/10/2005