WwW . Bu Benim Hayatim . CoM

  
Aralık    
  


    
30 OCAK 2006 PAZARTESI 03:46  Saat 03:46
    
'Uykusuz bu aralar' derken bunu kastediyordum işte...
Neyse, sizi şimdilik Bestsellerci yumurcak Libby Rees ile bş başa bırakıyorum, 
bakalım ne yazmışım...


    
    
29 OCAK 2006 PAZAR 15:45 Bir anI...

"...Ama Duygu'nun böceklerle "çık yavrum çııık çııık çık" diye konuştuğu dönem ayrı 
onunla karışmasın	"  

üzgünüm düygü! (bana teyzesini hatırlattı)
    
    
28 OCAK 2006 CUMARTESI 17:39 Duygu'nun ki$i...
   
  

  

2. fotoğrafı aşkım çekti.Sarı evin kırmızı ışıklı penceresi çok hoşuna gitmiş, evin önüne dikti beni,
3. fotoğrafaki evi ilk gördüğümde kendimi şehirde değil de kardan yolu kapanmış bir köyde gibi hissettim.
Hemen önünde durup poz verdim (1.Levent Metro'dan çıkıp ara sokakları kullanarak annemlere doğru yürürken)
4. aşkımla iş çıkışı Starbucks'da lezzetli kahve-yeni kitap keyfi yaparken 

OXXO yazısının üstünde kabanın fotoğrafını görebilirsiniz :)

   
27 OCAK 2006 CUMA 23:09 Not...

Yaşadığım teknik bir aksaklıktan, aslında yetersizlik kelimesi duruma daha uygun, dolayı
son birkaç gündür çektiğim fotoğrafları siteye koyamıyordum.
Kısmetse yarın bu işi halledicem böylece siz OXXO İsyanı'na 
sebep olan kabanımsıyı da görebileceksiniz.

Bu şekilde hepimizin önüne varoluşa, hayata, yanılsamalara, Nirvana'ya ve son olarak 
İclal Aydın'a dair yeni ufuklar açılacak.

   
   
   
   
   

   
27 OCAK 2006 CUMA 16:05 OXXO ve arkada$larindan $ikayetciyim...
(fotograf yaziya sonradan eklenmistir)

Dün OXXO'da bir kaban beğendim.
Gri, içi pembe, kapişonlu, kapişonun içi de pembe,
hani mermi gibi düğmeleri olur da iliklemezsiniz deri parçalarının içinden geçirirsiniz.
İşte öyle süper, göz yaşartıcı, tarz ustası bir şey.

Larçı var... var ama bilen bilir, ki öyle olması kuvvetle muhtemeldir, OXXO dar kalıp çalışır.
Larçı oldu; hatta  Berna Laçin'de oradaydı "oldu bu sana" dedi bana.
Ben olması için kazağımı çıkartmıştım onu atladı.
Kısacası olur ha kanım dondu sivitimin üstüne bi de kazak giyeyim dedim, cık! Olmaz.

Oysa ben midyum beden de giyerim medyumlar gibi
diyorum ya dükkanına göre değişiyor bu durum 
nedense standart yok.
Her yerin S,M,L aynı olsa x ya da q ekleyip ara bedenler yapsalar olmuyor.

Hem dar kalıp bir larç hem de  XL'ı yok; 
Nil Karaibrahimgil de sordu yok yani çalışmıyorlarmış (dayanın az kaldı).

Dar kalıp Larç çalışmaları eh işte kabulüm; ama XL çalışmamaları noktasında 
şunu sormak istiyorum:

"XL giyen kimselerden para kazanmak istemiyor musunuz?
XL giyen birinin parası tüyü bitmemiş yavrumun kursağından geçmez mi?" diyorsunuz,
ne diyorsunuz ben anlamıyorum... hasta mısınız kardeşim,
XL çalışsanıza
nokta.
 
 
 
  


27 OCAK 2006 CUMA 02:45 Minareden at beni in asagi tut beni...

...insanın, alaturka tabiri ile, o yüzden "koca"ya ihtiyacı vardır;
yaşam içinde zaman zaman fişini çekecek biri gerek bayan kadınların;
Keza kendileridir üst düzeyde, en ençok duygularıyla boğuşan, duyguları içinde boğulan. 

Ara ara "makine"nin soğuması şart!
Nasıl iş görmesi için ısınması gerekse.
İnce ayarlar bunlar ve her erkek bu ayarı tutturamayacak kadar odun kalın;
ne mutlu ki fişi çekebilecek kadar kaba motorları işlek.

Duyguları içinde boğulan kadın genellemesine inat 
ben alınganlıklarımın içinde su yutarım çokça; midem ekşir, karnım ağrır sonra.
İşte tam da o pozisyonda bir lokma ekmek bir kilo pamuktan ağır.

Ve kadın insanı bazen böyle bir hüzün basar ki... 
ayakkabısını bağlayamaz, akbilini basamaz, kapı çalsa açamaz, 
bozuk parasını çıkartamaz cebinden,
bir yudum suyu yutamaz, iki ile beşi toplayamaz, ekspress kasayı bulamaz markette.

Öyle çok üzgün hüzün olduğu zamanlarda insan,
bant üretimden çıkma kelimelerle, herkes gibi, alelade ifade eder kendini;
on7 klip ard arda yayın rahatlığında kenara çekilebilir, inip aşağı makineden kahve alabilir, 
terasta iki sigara üst üste içebilir klişenin rahat soğukluğunda.
Süslü kelimeler, yeni tanıştığın ifadeler, yerini yadırgayan imgeler
az hüznün belirtileridir ve az hüzün de iyidir.

Biz acının oburları, biz hüznün fanları kendimizi bu topraklarda kalacak 
şekilde kötürüm etmişizdir de diyorum ya ara ara fişten çekilmek lazım...

   
    
    
    
26 OCAK 2006 PERSEMBE 14:30 Terapi grubu! Adim Duygu...

Aşkım bana periyodik olarak mailler forward eder:

"Netkolik misiniz? Test edin!"

"Teknoloji bağımlığı"

"Teknolojiye bağlı göz bozuklukları" fala falan (başlıklar yaklaşık böyle).

Bugün de yollamış bir tane...

-------------

- Merhaba! Adım Duygu...

- (Hep bir ağızdan)Merhaba Duygu!

- Ben netkoliğim...bir senedir.

(bu cümleden sonra terapi grubu beni alkışlar)

--------------

Rahatladın mı?


26 OCAK 2006 PERSEMBE 01:09 Sancili miyim???

Yazmak istediğim bir geyik var; ama kafamda bir türlü şekillenmiyor,
anlayacağınız şişirdi beni.Takılmamaya çalışıyorum.

Hergün en az 1 tane yeni yardım talebi geliyor, 
işinize yarıyor mu yazdıklarım? Geri mesaj yollayın yani.
Beğenilmese yeni talepler gelmezdi diye düşünüyorum.

Ecebuse, Zeytinn, :)(;  sizi şöyle alayım.

Kelebek ve Melih sizin için bakınıyorum.



  
25 OCAK 2006 CARSAMBA 20:25 Yaniii...

Sıkıntıdayım
fotoğraf albumu ve e-gardırop bölümünde kullanmak için
Chip Dergisinden çıkan demo programı kullanamaya çalışıyorum ama ...içime sinmeyen bir şeyler var.

Bu iki sayfayı toparlayacağım yakında.

    
  
  
    
    
25 OCAK 2006 CARSAMBA 12:04 Köpek insanı ısırınca degil, insan köpegi isirinca...

Dün akşam gene magazin mesaisindeydim.
Bilisiniz bayılırım.

Bir ara ekrana Lerzan Mutlu geldi.
Muhabirler kendisine Zekeriya Beyaz'ın yanağını ısırdığı TV programını hatırlatınca,
gitti kamereman mı muhabir mi artık çıkartamadığım bir oğlanın yanağını ısırdı.
Bu da magazin haberi oldu! 

Amacım kimseye habercilik öğretmek değil de...
dün akşam izlediğim bu görüntülerle birlikte ortaya çıktı ki bu saatten sonra
Lerzan Mutlu'nun muhabir ısırması haber değil, muhabirin Lerzan Mutlu'yu ısırması
haber olacak...





24 OCAK 2006 SALI 21:08 Ilgi giderek artiyor...

Acaba Ona Ne Alsam bölümüne ilgi giderek artıyor.

HEDİYENİZE İNANIN!

Bir hediyeyi anlamlı, değerli, ilginç kılan ona öncelikle sizin inanmış olmanızdır.
Yoksa hepimiz kızlara parfüm, oğlanlara kazak alırız ve "Acaba Ona Ne Hediye Alsam?"
karın ağrısı ortadan kalkar öyle di'mi?

Bir hediyeye karar verirken "Bu olur mu ki?" mırıldamalarına başlarsanız iş baştan yaş.
Bu "hediye" her şey olabilir yani.
Sonuçta öncelikli amaç karşımızdakinin herhangi bir ihtiyacını tez elden karşılamak değil.
O zaman hepimiz birbirimize Tansaş Ramazan Kolisi hediye edelim olsun bitsin di'mi?
Bu açıdan bakıldığında başka bir şeyin makbule geçmesi zor çünkü.

Sonuçta şimdi al ahirette öde kampanyaları ile herkes kendine her istediğini alabiliyor.
Aldığınız hediyenin ihtiyacı karşılaması güzel ancak bu artık ikinci plana düştü.
Öncelikli amaç "nereden aklına geldi?" dedirtmek, sonra tartışırız ne kadar ihtiyaç gördü diye.

Bugün Onur, Ceyda, ayc_gok için bir iki şey çiziktirdim.
"Onun hediye önerisi benim daha çok işimi görürdüüü" diyenler 
önerilerini kendi aralarında değiş tokuş yapabilirler.

Ecebuse, Zeytinn, :)(; 
nickli/isimli arkadaşlar ilerleyen günlerde sıra sizinkilerde. 

   
    
23 OCAK 2006 PAZARTESI 20:40 Tüp King Kong Coco!

Hülya Avşar ile ilgili birkaç kelime çiziktirecekseniz eğer 
bi'dolu 'giriş' cümlesi hücüm eder klavyenize,
paragrafınıza Orhan Pamuk'u bile transfer etseniz, 
altı yabancı futbolcu hakkınızın 7ncisini de kullansanız nafile 
kendisi ile ilgili yazılan hiçbir yazıda 'gelişme'ye rastlamak mümkün değildir.
Kendisi 'sonuc'u bir 'yenilgi' olarak kabul ettiğinden olsa gerek yazının 'giriş'inden çıkarsınız.

TRT-1 Anahaberi fondan vakitli vakitsiz bir 'imam sesi' çıkacağı korkusundan olsa gerek 
seyretmeyi rededip; ATV Anatelevolede takılı kaldığım ara gördüm ki nam-ı değer HülyaYavşar 
U.S.A(Seatle)'den Tüp King Kong'u Coco ile birlikte dönmüş.

Kaya Beyler yaşanacak muhtemel rezilliğin ve kepazeliğin öngörüsünde bulunmuş olacak 
çocuğunu aldığı gibi Hülya Yavşar'dan önce havaalanından vınturizm.  

Üşenmemiş, ki çok çalışkandır kendileri bilirsiniz, ana kucağı (mıdır acaba?)nın içine 
Zehra'nın King Kong Coco'sunu koyup, huzurlarımıza geldi.
"İşte" dedi, "Tüp bebeğim" dedi, "Sessiz olun uyuyor"u da patlattı en sonunda.
Aldı kucağına salladı, o bed sesi ile "pişpiş" dedi.
Sütlüklerini açıp emzirecek sandım, olmadı.
Bu konuda zayıf kaldı.

Yapmaya çalıştığı şebekliğin şebeklik bile olamadığından şüphelenmiş olsa gerek 
güleyim de yaptığımın gülünecek bir şey olduğunu anlasın millet 
endişeli gülmektenölüyorumAlahım kahkaları attı.
 

Ben en çok neyi merak ettim biliyor musunuz?
O ana kucağını para verip mi aldı; yoksa asistanı, yardakçısı, şakşakcısı,
kirli donunu kirliye atıcısı artık hangisi varsa yanında 
uçakta bebekli yolculardan birine mi rica etti?

Ben Hülya Yavşar'ın maymunluğuna ya da ben bir maymun irisi doğurdum 
"sözde hepinizi tiye alıyorum aslında zavallı bir kadınım sus çaktırma"sına değil;
çocuğunun pusettasını 121. sınıf bir burodvey müzikali görünümünde Alicengizoyunu için 
kullandıran kadına kızarım.

Çıktım!... 









23 OCAK 2006 PAZARTESI 14:20 A$kim topcu degil ama ürün gene de tutabilir...

Cumartesi günü TV'den izleyip, gazeteden okuduğum iki haber ile bir planım ivme kazandı,
bir tane de yeni plan edindim (Alahım ne kötü bir cümle kurdum ya).

Show Tv'nin Barkod programında bir ürün tanıttılar.
Yeni nesil baskı makineleri ile tek bir adet kitap dahi basmak mümkünmüş.
Eski sistemde olsa 200 sayfa ile kapısına dikilip 
"Şundan üç kopya kitap bastıracaktım" dediğiniz matbaacı sizi kapı dışarı ederdi vallahi.



Bu şekilde en az iki üç sene sonra basılmasını hedeflediğim kitaplarımı 
yakın çevreye dağıtmak için bastırabilir hatta
içlerinden bir tanesinin adını da "Kimse Okumazsa Ayşe Arman Okur" koyabilirim.


Vatan Gazetesi'nin Çikolata ekindeki haber ise bir internet sitesi ile ilgili:
www.men-r-pigs.com

Belçika'nın Anderlecht takımında top koşturan eski FB'li Serhat Akın'ın sevgilisi
Claudia kendi tasarladığı 'men-r-pigs' (erkekler domuzdur) yazan tişörtlerinin 
20 euro'dan satışa sunulduğu internet sitesi ilk gün 100bin kişi tarafından ziyaret edilmiş.
Tişörtün üzerinde şirin pembe bir domuz resmi var.

Satış rakamlarını ne haberi yapan Destan Hanım sormuş ne de 
Serhat Bey bilgi vermiş tek bildiğimiz 'tişörte ilgi yoğun'.

Bunun üzerine tasarlayacağım bir logo ile
'Bu Benim Hayatım' tişörtleri hazırlamaya karar verdim.
Benim hızımda artık beş yıl mı sürer on yıl mı bakın onu bilmiyorum.


not: ne hediye alsam bölümüne ilgi çığ gibi büyüyor
( toplam da 4 yeni mesaj oldu :p    )
Şarj olmaya çalışan yaratıcı gücüme destek için Akmerkez'e gidiyorum iki dakka.
Biraz ortalığı karıştırıcam, vallaha kendim için değil, ne yapıyorsam 
sizin mutluluğunuz için...






22 OCAK 2006 PAZAR 15:20 Of, pof, puf!...

Uykusuz geçen geceler e=mc² - II için gerekli zemini hazırlıyor kanımca.
Tüm düzenim şaşmış durumda, rutinimi, kaynağı belirsiz ve kendi faydasız kurallarımı 
o kadar çok seviyor ve kendilerinden bir o kadar da korkuyorum ki 
zaman zaman teşrif eden bu haller bende huzursuzluğa huysuzluğa sebep oluyor.
Tüm bunlara rağmen "dünyaya bi daha gelsem gene senle evlenirdim" diyen bir aşkım 
bu kendini dağıtmış ruh halim içinde şimdilik pek bir işe yaramıyor .

Ve benim gene geriden takip edip geç uyandığım olaylardan biri daha RSS.
İşte bunun altından desteksiz kalkabileceğimi sanmıyorum.




22 OCAK 2006 PAZAR 02:35 Pardon! Alem misiniz???...

Özlem'e "Bırak hediyeyi sen otelde oda kirala" deyince bir çoğunuz tarafından 
"yaratıcı" kişisi ilan edilip soru yağmuruna tutuldum (3 tane :)

Bu ilgi yaratıcılığımı bunalıma soktu, 
anladığım kadarı ile sevgililer günü erken hazırlığı söz konusu bir çoğumuzda.
Bana göre biraz daha zaman olduğundan yayarak önerilerde bulunacağım ki yaratıcı gücüm(!) şarj olsun, 
işte öle.

Ama düşünüyorum da valla bi alemsiniz... 
:)




21 OCAK 2006 CUMARTESI 13:35 Bogaz Buz...

Birkaç gün sonra şehrimiz dumur olacak biliyorsunuz.

Geçtiğimiz pazartesi akşamından itibaren eve kapanan ben 
(neredeyse 6 gün olacak; ama 2 kere yukarı markete gittim inkar etmeyim),
bi bir hafta daha ev hapsine pek sıcak bakmıyorum açıkcası.

 

Tarihin en soğuk kışına hazırlanan bizler için TRT-2 "Kardan Üşür İstanbul" 
isimli bir program hazırlamış, belgesel tadında, dün akşam izledim.

25.02.1954'de İstanbul gene tarihinin en inanılmaz kışlarından birini yaşamış.
Bu tarih halk arasında Boğazın donduğu kış olarak bilinirmiş.
Aslı öyle değilmiş tabii;
bu tarihte Tuna Nehri donmuş.
Nehirden kopan buz kütleleri Karadeniz'den Boğaz'a gelmiş ve suların üstünü kaplamış.
Millet çıldırmış, nasıl fantastik bir durum düşünsenize.
Rüyanızda görseniz uyandığınızda içiniz bir tuhaf olur.
Fotoğraf makineleri olanlar üzerine çıkıp manzarayı ölümsüzleştirmişler.
Ne de iyi etmişler ama.

Eski İstanbulluları aptala çeviren korkunç kışlar sırasıyla 
1862, 1926, 1929, 1941, 1942, 1954 yıllarında yaşanmış.

Önümüzüdeki pazartesi günü bir tane de biz yaşayacağız (iddialar bu yönde).
En az telefatla geçiştireceğimizi umud ediyorum.


Gene de hepimiz fotoğraf makinelerimizin pillerini fulleyelim, belleklerini temzileyelim
ne olacağı belli olmaz...










20 OCAK 2006 CUMA 17:55 Lezzetten yoksun 5'li pizza itina ile modifiye edilir...

Lezzetten yoksun 5'li pizza itina ile modifiye edilir

Şimdi bi dur!

Bir insanın mutfağında bulunması gereken iki kavanoz vardır:
1-Sarımsaklı zeytinyağı kavanozu
2-Karışık baharat kavanozu

İkisini de kendiniz yapıyorsunuz.

-Sarımsakları soyup ardından eziyorsunuz(çok da parçalamayın) kavanozo koyup
üzerine zeytinyağını basıyorsunuz.

-Karışık baharat kavanozunda da çok aromatik olanları
(kimyon, köri ve acılığından dolayı pul biber, karabiber gibi) yarım ölçü;
diğerlerini(nane, kekik, fesleğen, tatlı pul biber, tuz) tam ölçü koyuyorsunuz.
Kapağı kapatıp bi çaklalıyorsunuz.



Bu ikisi de kenarınızda duruyor.
Devam,
diyelim Migros markalı  5'li pizza aldınız, süper hesaplı, gıda güvenceli;
ama  Pizza Hut'da yediklerinizin yanından geçmiyor.
Benim tarifimle  diliniz ağzınızın içinde dans edecek söz veriyorum.

Pizzayı al, üzerine ince, halka halka kesilmiş 2-3 parça  domates koy.
Sarımsaklı zeytinyağından bir tatlı kaşığı gezdir.
Sonra baharat kavanozundan  bir tutam baharatı üzerine serp.
Ardından rende kaşar onun üzerine de yarım tatlı karışı zeytinyağı bir daha gezdir.
Bir çimdik baharat karışımını tekrar serp.
15-20 dak fırında pişir.
Ya nasıl kokuyor biliyor musun?

İstersen eğer(ve varsa) bir iki halka  sucuk da koyabilirsin domatesle birlikte.
Bence gerek yok.

Hafta sonu alış-veriş listesine 5'li eko pizza ekle.



20 OCAK 2006 CUMA 13:55 !...

Uzun zamandır bir kenarda dağınık şekilde bekleyen Magnolia yorumumu demin tamamladım.






19 OCAK 2006 PERSEMBE 22:10 Malum önümüz Sibirya suguklari...

Ablamla yaptığımız sohbeti yan tarafa ekliyorum; unutkan arkadaşlar ya da siteye yeni teşrif edenler
ağızlarından köpükler saçan "ne yapıyon sen oralarda öyle?" mailleri atmadan önce açıp okusun.
Doktor tavsiyesi ise her ayın ilk salı günü bir paf, tok karnına...

Gelelim bizi bekleyen Sibirya soğuklarına, kış çok sevimsiz bir mevsim.
Hele de ortalığı -20 derece de algılayacaksak.
Bu hafta sonu yiyecek depolayın önümüzdeki hafta ne olacağı belli değil.

Ben bu sevimsiz haberi 2,70 YTL karşılığında çok sevimli hale getirecek bir şey önereceğim size:
MISIR!

Bir poşet mısır alın her akşam bir avuç patlatırsınız, yanına da hokamola 
(reklam parasını ödememiş coca cola yazmam valla).

Mısırı cola ile yedikten sonra kötü bir iş yapmış hissine kapılmanız mümkün;
çünkü mısır glisemik indeksi yüksek bir besin , cola da malumunuz pas silici.

Üstüne bir fincan yeşil çay, 
kısa bir süre sonra "ay içim bayıldı" diyerek 2 Piko üst üste yenebilir 
(çikolata değil pikolata biliyorsunuz).

Sonra kan şekerinin içine ettiğiniz için canınız bir Piko daha isteyecek 
o sırada devreye icetea giriyor.

Kesmeyince bir poşet daha yeşil çay ile başladığınız yere geri dönüyorsunuz:
Ay içim bayıldı!

Kısaca alış veriş listenize:

Bir kutu poşet yeşil çay
Light Cola 
Bir paket patlamamış mısır
bolca pikoyu bi de iceteayi eklemeyi unutmayın.

Sevimsiz kış geceleri itina ile renklendirilir.





19 OCAK 2006 PERSEMBE 14:00 Allah Muhammed a$kına...

Dün bir gözüm tv'de iş yapmaya çalışırken Teoman'ın yeni klibine rastladım.
Onun eselerinin ortak noktası şarkının hiç beklemediğiniz yerinde 
bir avazı yerde bir avazı gökte bağırmaya başlaması, geçiş taksime rastlamak zor.
Hatırlayın: Paramparça, Güzel Bir Gün, Sus Konuşma, Ne Ekmek Ne de Su, Dursun DÜnya... 
Her A1'i bir önceki albümün A1'i ile bir benim için.
Galiba buna Teoman tarzı deniyordu di'mi? :)
Gene de Teoman yani, tıpış tıpış gidip alıcam CD'sini.
Aslında kaset alırdım o daha ucuz da mp3 çalarıma dua etsin.

Müzik indirmekten vazgeçmem J.Lo'nun "Ain't it funny"sini aradığım döneme denk gelir.
Üşenmeyin bir ara "Ain't it funny"i indirin; site adı fark etmiyor nereden olursa olsun.
Hepsinin içinden  Shakira'nın Whenever Wherever isimli şarkısı çıkıyor.
Allah Muhammed aşkına elinde Ain't it funny olan mümkünse virüssüz yollasın bana.





18 OCAK 2006 CARSAMBA 22:40 Cok samimi bir sohbet 2.Bölüm

Sohbetimizin 2. bölümü...





17 OCAK 2006 SALI 23:00 Cok samimi bir sohbetti (nasıl olmasın ki)..


 
Keller körler birbirini ağırlar kontenjanından yapılmış ' bubenimhayatim.com ve planlarım ' konulu  
çok samimi bir sohbet okuyacaksınız şimdi.

İki bölümden oluşuyor; 
birinci bölüm için burdan buyrun...








17 OCAK 2006 SALI 18:00 Ortaya bir kolaj...

katlananadam (evliliği icat eden şeytandır kesin) ___ evlilik miii .. insanların en büyük zaafı ...
demiş bana.

Pazar akşamı saat 03:00 geliyordu; CNNTurk'de Cosmopolis'in tekrarını gösteriyorlardı.
Konu eşcinsel evliliklerdi.Konuk bir psikiyatr da vardı.
Adam kabaca şuna benzer bir şey diyordu:
"Eşcinsel kişilerin çevresindeki yakınları bunun bir seçim olduğunu ve değiştirilebileceğini sanıyor.
Mesela 17-18 yaşlarındaki çocuklarını buna inanarak bize getiriyorlar.
Bunun bir seçim olmadığını anlatmaya çalışıyoruz ailelere...
(uzun uzun bunun normal bir insanlık hali olduğundan seçim olamayacağından bahsediyor 
ve ben de anlattığı şekilde düşünüyorum).
Ayrıca bir seçimden bahsedeceksek eğer heteroseksüel bir kişinin evlenmemeyi seçme şansı yok öncelikle
ya da evlenince çocuk yapmamayı seçme şansı yok" diyor.
Yani...

Ortaya bir kolaj, serbest çağrışımlar silsilesi var bende ne yaparsın.




17 OCAK 2006 SALI 17:20 Cok pis gaza geldim...

Güçlü olmak zorunda değilim karar verdim (tekrar),
yerlerde sürünebilir, salakça işler yapabilirim (hadi canım!!!).

Prensiplerle örülmüş bir hücreye kim, ne için hapsedebilir ki beni;
ayrıca neye faydası olacak tüm bunların, yarın ölsem kim
kaç gün ağlayacak arkamdan; aşkım bir ömür yasımı tutacak mı mesela.
Düşünürüm ben bunları ara ara, yeni değil yani.

Sevdiklerini kaybetmişleri bir süre sonra gülümserken gördüğümüzde demez miyiz
"Hayat devam ediyor" diye.
Ruhum alıp başını gitmiş, bedenim toprağın altında böl böceğe uzun vadeli bir ziyafet olmuşken 
birilerinin benim için bitmeyen bir yas tutmasının gereği var mı ki ayrıca,
ne münasebet...

İnsanlar isimlerini bir yerde okumayı seviyor.

Sonuç olarak işimize mi yarayacak ölünce prensipler kraliçesi,
güçler imparatorluğunun kralı olmak...nedir yani olayımız?

Salalım güzel kardeşim, çok pis gaza geldim!






17 OCAK 2006 SALI 14:50 Dayi...

Şaşkınlık içinde izliyorum; çok komik bir yerli dizi var şu an KanalD ekranında, Dayı.
Neden bitirdiler ki acaba?

Arasında izlediğim Orkid reklamı ile de düşünmeden edemedim,
sapık manyakların kol gezdiği şu ortamda 
bir erkek bile tanıttıkları ped kadar kötülüklerden koruyamaz kadını, o kadar iddialılar yani.


16 OCAK 2006 PAZARTESI  23:09 Sana uc vakte kadar Eurovisiona gorunuyor...

Tümü değişmiş değil sitenin birkaç sayfa, bu arada çok önceden söylemiştim di'mi kuş çıkmayacağını, 
göz kamaştırmayacağını, ilk bakışta siteleri şaşırdığınız hissi uyandırıp 
"Duygu'ya bakmıştım ama..." dedirtmeyeceğini...

Eğer tamamını değiştirdikten sonra güncelleme yapsam daha çok beklerdim,
yok yani öyle bir mesaim.
Sonuçta sizden çok görüyorum ben bu siteyi, sıkıldım yav bak bak aynı şey.

En çok kullandığım taraflarını güncelledim, kalanı yavaş yavaş.
Acelemiz ne ayrıca, Eurovision'a mı katılıcaz?






16 OCAK 2006 PAZARTESI  18:30 Uzun bir uc gun...

Daraldım yaaa!
Annemlerde kaldığım süre içinde yaşadığım teknik problemler ve içtiğim bir bardak yağlı süt (ığğy);
aşkıma THY'nın söylemeden sattığı yedek bilet ve uçak kalkış saati 
kebabın kavurduğu dudaklardan dökülen bir "yer yok" cümlesi... 
Toplamda 6 harf ama hissettirdikleri sonrası 
yapmayı planladıklarım beni 6 kere idama götürür getirirdi vallahi.

Günün en önemli sorusu şuydu:
"Yedek bilet nedir?"
"Pardon!"
"Yedek bilet...nedir?"
"Ivır zıvır kıvırdır"
"Öyle mi?Peki bir müşterinize yedek bilet satarken bunu söylemeniz gerekmez mi?"
"Gerekir"
"Tek işi bunu söylemek olan o kadın bu bilgiyi neden vermedi?..."
"Ik mık.."

Uzayıp giden dialoglar, sinir krizi, teslim edilmesi gereken fişler,
nişanlanan bir kanki her şey az çok yoluna girdiğinde 
başrol oyuncusunun gözlük camından şehrin aktığı bir film, konusu b.ktan.

O eve geldi ya neyse.




14 OCAK 2006 CUMARTESI 12:23 Bir kuple bilgi ve saskinlik...

Öncelikle sizi Allah ihtiyacını hissettirmesin;
ama kenarınızda kıyınızda durması gereken bir kuple bilgiye yönlendiricem
sonra da çok ama çok şaşıracaksınız, 
yazanın dediği gibi biz şimdi bu adamlara nasıl güvenicez, güvenmicez...






13 OCAK 2006 CUMA 12:15 Cevaplar Kitabi...

Bu aralar bir kitapçıya girdiğinizde hiç yoksa bile bir kişinin 
elinde tuttuğu küçük, siyah, kalın kitabı okşadığını görebilirsiniz, 
bir ihtimal gözlerini de kapamıştır.
Bu kitap fetişizmi ile açıklanabilecek bir durum değil.
Tarif ettiğim manzara ilgili kitabın okunma şeklidir.
Bu kitap da "Cevaplar Kitabı"dır.

Efendim kitabın her sayfasında bir cümle yazılı.
Arka kapağında yazan tarife göre;
hayatınızla ilgili düşünüp bir soru soruyorsunuz.
Sorunuza yoğunlaşmanız onu zihninizde canlandırmanız şart.
Sonra kitabı alıp "sayfa kenarlarını arkadan öne doğru okşuyorsunuz".
Zamanın doğru olduğunu hissettiğinizde , parmağınızın durduğu yerden kitabı açıyorsunuz.
Cevabınız karşınızda olacak.

Denedim cevap hiç de abesle iştigal etmedi.
Kitabın sayfalarını karıştırdığımda cümleler sanki Süleyman Demirel'in ağzından çıkma,
öylesine yuvarlak, öyle de çek çekebildiğin yere; ama denemesi zevkli.

Dün Remzi Kitabevinde bu kitapla "oynarken" şu yazımı hatırladım.
Yerini tutmasa da 'idare eder' dedim içimden; ama kitabı satın almadım.
Bir geyik için 12 YTL pahalı geldi.





13 OCAK 2006 CUMA 02:45 Oyle bir utandım ki...

Atahan yeni bir huy çıkardı: utanmak.
Yoktu böyle bir şey; bana ya da anneme geliyor diyelim, evden içeri giriyor ve 
elleri ile yüzünü kapatıyor, mahçup bi'de tebessüm.

"Olum 2,5 yılın sonunda ne değişti ki utanıyorsun?" diye sorasım var; 
ama hatırlıyorum ki her şey onun için çok yeni, tüm duygular; öğreniyor işte, doğanın çarkı işliyor.

Böyle çok utanırsa "secdeye" de varabiliyor, alem bir çocuk yaa... 


12 OCAK 2006 PERSEMBE 12:45 Bir turlu isinamiyorum ...

Siteyi toparlama çalışmalarım son hız devam ediyor, 
bugün yarın azıcık bir değişiklik bekliyor sizi, çok değil.
Ablam sitesinin röportajlar bölümünde yayınlamak üzere
dün benimle bubenimhayatim.com konulu röportajını tamamladı, 
sanırım hafta sonuna doğru okuyabilicez.
Ben de heyecanla bekliyorum.

Günlerim annemlerin evinde geçiyor.
Havalar çok soğuk, bir türlü ısınamıyorum...






11 OCAK 2006 CARSAMBA 00:40 Saol bir türlü sag olamaz...


Yazılarımın hep bir acelesi vardır, 
harf eksiktir kimisinde, bazen ayrı olması gereken "de" bitişiktir;
saol bir türlü 'sağ olamaz', keşfedilir keşif mi edilmelidir, nedir ne değildir,
burası neresidir, bu dilbilgisi katliamı bir kamera şakası mıdır ve kamera nerededir?...
Ne ayıptır, çık dışarıdır  veyahut(?!) tek ayak üzerinde bekledir bir köşede, 
seni gidi dün akşam elektirikleri kesilecesi seni...

Hadi üşenme!
İlk kez duyduğunda "Ödevimi yapamadım öğretmenim; çünkü sular akmıyordu" espirisini,
nasıl güldüğünü anımsa...ne de ısındı şimdi ortalık.

Seneler seneler evvel Ankara Kuğulu Park'da el falına bakan çingenelerden en karası 
beni annemin kucağında gördüğünde 
"Her bir kelimesinin üzerine 'lira' konulacak" demişken, 
tarih benim yaptığım yazım hatalarının milyonda birini yapmaya yeltendiği için 
"tez kelesi vurula" emrine boğulan 
"yazan"larla dolu.

Keşke böyle bir anım olsaydı yahu, çok mu ?...
Tanrı işini benden iyi biliyor olduğuna göre kendime anı sipariş etmeyi bırakıp 
bir haftadır her gün yediğim Lila Starsıma geri dönebilirim.

Zaten kan şekerimin içine ettim, gönül rahatlığı ile 
tüm ömrümü üzümlü Lila Stars yiyerek geçirebilirim.
Kahrolsun meyve yaşasın Lila Stars!






9 OCAK 2006 PAZARTESI 17:20 İlginç siteler itina ile kesfedilir...

Sitenin elini yüzünü sabunlama, bol su ile durulama, 
bol keseden sağa sola serptiğim menüleri toparlama, 
bunca cehaletime Chip Dergisinin "bir kör cahil internet sitesi yapmak isterse..." 
yazı dizisinden medet umarak iş çıkarma debelenmelerim arasında 
"değişik, değişiklik, değiştirmek"  kelimeleri bile 
bünyemde derin yaralara sebep olurken 
bir baktım ki buhranlardan buhran beğeniyorum da Burhan'ı kapı dışarı etmişim!...

Bu yaşananlar şunu gösterdi ki 
"İnsanlar basit nedenlerle mutlu, daha basit nedenlerle mutsuz olacak şekilde yaratılmıştır".


Cabin checki bırak, yüzümü yıkamadan makyaj yapıp çıktığım 
gereksiz aceleci bir sabahın öğleden sonrasında eve döndüp 
" Kim ayol bunlar?..." dediğimde şurasıyla karşılaştım.
Nezaketlerine teşekkür ediyorum.

İlginç siteler sizin için itina ile keşfedilir...





9 OCAK 2006 PAZARTESI 00:02 Sabah basti geceyi...


Biz Hip Hop, R&B ve Rap sever bir aileyiz.
Evet bir çocuğumuz olmadığı halde ben hala bir kadınım ve 
aşkımla ikimiz ortada bebek olmadığı halde Voltran hesabı bir aile oluşturabiliyoruz.

Aşkıma yeniyıl hediyesi olarak 8 Mil DVD'si almıştım.
DVD olduğunu özellikle belirtiyorum; çünkü içinde filmde yer almayan atışmalar da var.
Filmi Digiturk'de çokça izlediğimiz için acaba makbule geçer mi diye şüpheye düşmüştüm; 
pakedi açtığında gördüm ki boşuna endişelenmişim.

Bugün Hip Hop Festival-2'deydik ve 
utanmayarak söylüyorum ki yaş ortalaması 18 idi.
Biz birbirini tanımayan bir grup 27 yaş üzeri bayan ve 30 yaş üzeri erkek olarak yakın durduk, 
en azından kendi çevremizdeki ortalamayı yükseltmek için.

Yaş ortalamasının bu kadar düşük olmasının sebebi festival için 18 yaş sınırının olmamasıydı.
Olsundu, sonuçta CEZA'lı Türkçe Hip Hop'ı takip ediyorum yapacak bir şey yok.
Ayrıca şundan bir kere daha emin oldum ki 
ilerde çocuğuma  Hip Hop'ı sevdirmek için mutlaka çaba sarf edeceğim.
Söylemi "Uyuşturucu kullanmayın", 
"Savaşlar olmasın, çocuklar ölmesin" olan bir müziğin gençler arasında 
daha geniş yer edinmesi gerekir. 

Ne diyebilirim ki "Sabah bastı geceyi..."










6 OCAK 2006 CUMA 16:53 Bir Mirl bir pasaklıya gel Taksim'de bar acalim demis...

Nasıl olsa bugün okul tatil oluyor gitmesem de olur diyerek Yeniköy'e balık tutmaya gelen 
kaç tane hayta(!) ortaokul öğrencisi olduğunu biliyor musunuz?
Ben de tam rakam veremeyeceğim ama onlardan iki tanesini bugün gördüm; 
lüzumsuz bir sempati ile kendilerine gülümsedim.

Ardından kesinlikle tanımadığım bir Mirl ile peş peşe Meşhur Yeniköy Börekçisine girip, 
birlikte üzümlü krıkkıraklara hücum ettiğimiz de fark ettim ki benden daha güzel kokuyor ve 
parayı uazatırken gördüm ki elleri benimkilerden daha bakımlı... 
Önce utandım sonra kıskandım.
Aramızdaki bariz fark dükkan sahibi amcanın da dikkatini çekmiş olacak beni uğurlarken 
'Halinden utan be kızım!' bakışını da yedim vallahi abartmıyorum.

Eve doğru yürürken 'acaba kulaklarımı en son ne zaman temizlemiştim?' diye düşünmeden edemedim.




p.s. bayramda İstanbul'un başını bekliyorum, merak edenlere...

p.s.2 Magnolia elime ulaştı :))


6 OCAK 2006 CUMA 13:25 Linklerim...

Linklerim...




6 OCAK 2006 CUMA 13:20 Allahima Sukurler Olsun... 

Murat Taşdemir ile Banu Alkan'ı eve kapadılar belki haberiniz vardır,
ben yakından takip ediyorum.

Murat Bey, Banu Hanım'ın ağzını lavabo olarak kullana dursun,
Banu Hanım bir kadının ne kadar 'esneyebileceği' konusunda rekor denemelerine devam ediyor.
Esneme, yüzü duvar olma, tükürüğü "yarabbi şükür" temennileri ile karşılama, 
kısaca mıçanın kıymetli olduğunu tezi üzerinde insan üstü bir çaba sarf  ediyor. 

Bugün okudum, İnsan Hakları Derneği'nden Av.Eren Keskin,
Murat Taşdemir hakkında Banu Alkan'a şiddet uyguladığı gerekçesi ile 
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmuş.
Programın ev içi şiddeti meşru gösteriyormuş.
Her ne kadar Banu Hanım Murat Bey'den yiyeceği ilk silleyi 
hiçbir şey için geç kalınmadığının kanıtı olarak görecek olsa da İHD'ye hak veriyorum, iyi yapmışlar.

Banu Alkan'ı izlerken reklam arasında Dikkat Şahan Çıkabilir Özel Bölümünün tanıtımı geçip durdu, bu akşammış.
Açıkcası ben Şahan'dan ilerleyen bölümlerde bir Murat Taşdemir taklidi bekliyorum.
Çok yakışır. 


Bugün çocuklar karnelerini alıyormuş.Yarıyıl tatili, araya bayramın da girmesi ile 
23 gün sürecekmiş, ortalık gene vıcık vıcık velet dolacak, of yaaaaaaaaaaaaa!
 









5 OCAK 2006 PERSEMBE 14:47 Bu onun hayati... 

Benim özgürlüğüm senin özgürlüğünü döver,
senin özgürlüğün biter mi ki benim ki başlasın,
'seninki ile benim ki kesişirse şimşek çakar mı?' tarzı geyiklere girmeden 
şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki eğer bir apartmanda yaşıyorsanız istediğiniz kadar 
kasın yalnız değilsiniz, olmazsınız da...

Evet bugün 'sevişme' fiilinden bahsedeceğim.
Falım reklamlarında gördüğümüz 'köyün ihtiyar heyeti' tepkisi verdiğinizi varsayıyorum.

Haftanın ortalama üç gecesinde, ki bu Hülya Avşar'ın ortalama anlayışının çok üstünde,
üst kat komşumuz çift tam da saat 01:30 sularında yatak odalarında, 
ki bu da bizim de yatak odamıza denk geliyor,
ya salondan taşıdıkları tekli koltuğu alıp alıp yere çalıyorlar ya da sevişiyorlar.
Seslerini bugüne kadar hiç duymamış olsaydım da sevişebildiklerini bilirdim; çünkü 2 tane de çocukları var.

Bu, bir seferde 3 bilemedin 5 kez gerçekleşen yere çalma eylemine (yazık!) çok kısa bir höykürme de eşlik ediyor.
Sonra kadın şıkıdım terlikleri ayağında evin içinde tırım tırım dolanmaya başlıyor işte tam o sırada saat 01:35.
Sonra bir motor sesi duyuluyor???
Ebeveyn banyodan geldiğini düşünmek istediğim motor sesi 
çamaşır makinesine ait ise kadının çamaşır yıkama konusunda ki bu acelesi beni şaşırtmıyor değil.

Kendi horlama sesiyle huşu içinde 2.REm'e geçmiş aşkımı uyandırıyorum arada:
"Sesleri duyuyor musun, ne oluyor?" diyorum 
"Yok bi şey uyu" diyor.
"Sevişiyorlar galiba" diyorum
"HAYIR!" diyor, çok sert (mana veremiyorum)...

Dur ben bunu yarın yazayım diyorum içimden , Bu Benim Hayatım'da bir de 'bu da komşumun hayatı' olsun fena mı?

Üstüne bi de sizi şu paklar (Penisim Gaz Çıkardı), hadi bakalım!...









4 OCAK 2006 CARSAMBA 12:25 Ilginc, cok ilginc...

Kişisel siteler için ne kadar kalabalık rakamlar telafuz edilse de 
kendisi küçük bir dünyadır ve iyi kötü herkes birbirinden haberdardır.

Mailleri sayesinde tanıdığım ya da hiç tanışmadığım pek çok kişiden
yaklaşık 8 aydır (8 değil 10,5 aydır) periyodik aralıklarla gelen Aslında "Bugün Ne Yaptığın" beni ilgilendirmiyor, 
mail, mesajlarına hala alışamamış olmak benim hatam kabul ediyorum.

İnternet, insanların kendini ifade ederken özgür olabileceği bir platform iken 
bir takım bilirkişiler evlerinin bodrumunda üç beş tane döküm kalıp hazırlamış 
herkesi buna uydurmaya çalışıyor, ilginç...

Sitem, diğer kişisel sitelerin "linklerim saadet zinciri"nde yer almamasına rağmen 
kemikleşmiş ziyaretçiyi korumayı ve ziyaretçi sayısını arttırmayı başarmıştır.

Canım ne alaka 'linklerim saadet zinciri' iyi kötü siten gazeteye dergiye çıkmadı mı ki?
diyenlere konu okumak ve devamlılık oldu mu "Okumak mı o ne ola ki kııı?..." diyerek 
tepkisini dile getiren Türk insanını hatırlatırım.

Bu sefer ne demek istediğimi tam olarak anlatamıyorum.
Beni yakından tanıyan biri sorsa daha rahat döküleceğim sanki.
Ablamdan sitesinde yayınlamak üzere pedegogla, dişçiyle, çocuk doktoruyla, avukat olan babamızla  
röportaj yapmadan önce keller körler birbirini ağırlar kontenjanından 
yapacağı "bubenimhayatim.com röportajı"nı biraz daha öne almasını rica ediyorum.





4 OCAK 2006 CARSAMBA 00:04 Annemin elinden tutup gezmeye raziydim...


Çamurlu kaldırımlarda, kırık çıkık taşları atlayarak yolumda ilerlemeye çalışıyordum. 
O zaman gündüz müydü gece miydi anımsayamıyorum şimdi.
Bana eşlik eden bir de pireli sokak köpeği vardı.
Atkımın boynumu yemeğe başladığı kışlardan biriydi işte; 
eldivenimin sağ baş parmağı ile sol işaret parmağı delikti bi de onu hatırlıyorum,
ve o zamanlar yazılarıma ilham kaynağı olacak bir Aliye sountracki bile yoktu.

...

Montumun cebinde  eski bir selpak olurdu hep 
içinde sümüğümün kuruduğu ve benim içim çok yaştı.

Neden iki çorap üst üste giymedim ki diye yakındığım yıllardı,
bir türlü ısınmayan ayak parmaklarım ile başım dertteydi.
Sırtım ağrırdı günün sonunda içi tıka basa dolu sırt çantam yüzünden ve 
hep sağ kasığım çektirirdi uzun uzun yürümekten.

Duraklarda gözüme kestirdiğim  iyi adamların, yaşlı teyzelerin yanında otobüs beklerdim.
İnsanların iyi mi kötü mü olduğunu yüzlerinden okuyabildiğiniz devirlerin  sonuna yetiştim ben.

Lazım olduğunda bir türlü aradığımı bulamazdım çantamda ve İstanbul'da hayatının bir dönemini 
bir takım kuyruklarda beni beklemekle geçiren insanlar yaşadı, Allah ömür versin hepsine tek tek.

Tanışmadığımız, tanıştırılmadığımız halde bana iyi davranan insanlar oldu;
çok konuşmamadan rahatsız olanlar, susmama bozulanlar, suratsızlığımdan illallah getirenler...

En berbat göründüğüm zamanlara denk gelirdi en istemediğim karşılaşmalar.
Sesim çatallı çıkardı o zaman, kekelerdim ara ara, 
kamuya açık bir alanda doğal ortamımda yakalanmış olmamın çelişkisi bir taraftan 
karşılaştığımıza sevinmiş gibi yapardım ve hep sakil kaçardı.

Benim hayatımda da kötü insanlar kazandı çoğu kez ve 
ben iyi bir insan bile olamadım en gereken zamanda.
Kalbimi kıranların kalbini kıracak kadar becerikli değildim.

O zamanlar domatesin hapı yoktu ve her gün yenen bir elmanın faydalarından habersizdik.
Hayat gene pahalıydı ve kadınlar o zaman da ördüklerini giyiyordu.
Ben hep karamsardım ve serinkanlı olamadım hiçbir zaman.

Aşkın Nur Yengi'nin 'Sevgiliye'sini başa alıp alıp dinlediğimiz
bir kasedi kullanılmaz hale gelene kadar kullandığımız zamanlar oldu, çok olağandı bu.

Ağzımıza dolanmış özlü sözler vardı mesela: Şans Doğru Zamanda Doğru Açıda Durmaktır.
'Sana da şansına da...' diyemedik, elimizde kalem kağıt üçgenler çizip, iç açı dış açı hesaplamaları yaptık.
Zaman kaybettik ya da iyi vakit geçirdik bu hangi açıdan baktığınıza göre değişir. 

Beğenip de alamadığım kıyafetler, alıp da okuyamadığım kitaplar oldu.
Taksiye binmek keyifti o zamanlar da binecek param yoktu.
Cüzdanımda hep bir 30'luk telefon kartı bulunurdu.
Bere takacağıma saçımı iki yandan örmeye ve annemin elinden tutup gezmeye razıydım;
hem banel bulurdum kendimi hem de saçım bozuluyor diye istemezdim.
Kırmızı mantomdan utanırdım; manto dediğin siyah olurdu.

Tırnaklarım hep olmadık zamanlarda kırılırdı, dişlerimle kemirerek törpülerdim, 
işe de yarardı hani, sonrasında takılmazdı sağa sola.
Herkes Bellissima kullanamazdı o zamanlar ve ben de  FA kolonya kokardım.
Sosyallik aynı zamanda biraz da evde oturmayı gerektirirdi, cep telefonu diye bir şey olmadığından.

Başım önüme eğik adımlarımı sayarak yürürdüm ve 
bir gün mutlaka içi dolu bir cüzdan bulacağıma inanırdım...henüz bulamadım.





3 OCAK 2006 SALI 19:33 Question...

Pek çok sitede link vermek için kullanılan kelime, cümle bgcolor ile aynı renk oluyor. 
Mesela böyle.
Bunun sebebi merak uyandırarak tıklanmasını sağlamakmış.
Ben takip ettiğim her sitede verilen her linki tıklıyorum, 
bgcolor'ı ne olursa olsun.

Bilenlere soruyorum, bu doğru mu?

Ben link verirken bgcolordan farklı renk kullanıyorum diye siz tıklamıyor musunuz şimdi?
Onca uğraşıyorum arıyorum, buluyorum buluşturuyorum...anlamadım ki ben bu olayı.



 Günün Makalesi - Bu mutluluk terörünü de atlattık

" ...Örneğin 'hayatın anlamı ne, bu şovları çok seven insanların elinden oy verme hakkını almazsak 
bu ülkede demokrasi nasıl kurulabilir ki', işte böyle şeyler düşünürüm ".






3 OCAK 2006 SALI 12:00 Bir olcu alayim...

Giyim kuşamımda çok fazla gömlek kullanmasam da buna bittim ve pek tabii aldım :)


Dün akşam yiyecekleri buzdolabına yerleştirirken düşündüm de 
'az yalnızım çok yalnızım' diye bir tanımlama biraz mantıksız, olmadı yani.
Yalnızlık beni çok etkiledi ya da az etkiliyor diyebilirim, bu daha mantıklı.
Yalnızlığın ölçüsü olabilir mi ya yalnızsındır ya değilsindir.
Sonuç olarak bundan ne kadar etkileniyorsun, sen bana ondan haber ver!...


p.s. dün Compir'in bahsettiği filmi izlemek isteyenler için 
müzik marketlerin kapısını aşındırmayın diyorum, sipariş verdim bile




  

2 OCAK 2006 PAZARTESI 22:30 Dev Boyutta Bir Kumbara ve Magnolia...

Dev boyutlarda bir kumpara di'mi?
Bugün Taksim'e elimde kalan eski TL'leri bu kumbaraya atmaya gittim, Terkos'a da bakacaktım zaten.

Eğer hala eski TL'leriniz varsa bu kumbaraya atabilirsiniz (YTL'de oluyormuş, bağış sonuçta).
Kürenin etrafında akbil ekranlarına benzer ekranlar var, paraları burdan atıyorsunuz (bkz. foto2).
Kumbarada şu ana kadar 1.553,40 YTL birikmiş.
Kumbara Odakule'nin arkasında, Pera Müzesi'nin karşısında; zaten görmemenize imkan yok!

Bu arada 2. fotoğrafta ekrana yansıyan 'havadaki serçe parmağıma' dikkatinizi çekerim.
Asalet işte böyle bir şey; fotoğraf çekerken bile yakanızı bırakmıyor!


Compir'in bahsettiği filmi bu hafta izlemeyi planlıyorum.



2 OCAK 2006 PAZARTESI 12:05 Kafa dengi bir X...

Bu benim tercihim kimseyi suçlamıyorum, zaten ortada bir suç da yok.
Sadece zaman zaman kendini hissettiren bir duygu bu.

Lost'u izlemeli mesela (çevremde izleyen bir Allahın kulu yok);
salı günü 10:46'da beni arayıp "Ne yaptı bunlar bize böyle yaaa, bir hafta da beklenmez ki" 
diyerek serzenişte bulunmalı.

"Kızım bir site keşfettim akıllara ziyan tıkla da bir bak" yazan maili ile 
ben de en az onun kadar heyecanlanmalıyım.

Buluştuğumuzda elinde gördüğüm kitaba merakla baktığımı fark edince  
heyecanlı heyecanlı konusunu anlatmalı, sonra kitaptan bir sayfa açıp 
işaretli bölümü bana okutmalı.

Nip/Tuck'ın ekranlara veda ettiği dün akşam bana bir sms atmalıydı mesela:
"Bu kanal yöneticilerinin soyunu sopunu..."

"Geçenlerde bir cafeye gittim, harika kahveler yapıyorlar, sen bile böylesini içmemişsindir, hadi!"
demeli ve beni bugüne kadar hiç gitmediğim bir mekana götürmeli.

Gazetede, dergide okuduğu ilginç haberleri forward ettiği mailler almalıyım.
Kısacası biraz verici olmalı.

Bazen böyle birine ihtiyaç duyuyorum.
Kızlar sakın ha  bozulmayın, ikinizin de derdi başından aşkın biliyorum;
ama beni biraz besleyecek, kafa dengi bir X'e ihtiyaç duymuyor değilim.
Hep her zaman değil, bazen...

Oradan buraya baktığınızda ne görüyorsunuz tam olarak bilmiyorum ama 
düşündüğünüzden daha fazla yalnızım.









2 OCAK 2006 PAZARTESI 11:10 Psikologum yiprandi!...

Seda Sayan'da tülincanerin Caner'i var.
Tülin ile aralarında geçen onca şeyin kendisine ne kadar zarar verdiğini anlatmak için söylediği 
lafa koptum: Psikoloğum yıprandı!...




1 OCAK 2006 PAZAR 19:33 Yeni Melek Gosteri Merkezi...

Daha önce Yeni Melek Gösteri Mkz'de bir organizasyona hiç katılmadığım için bilet almadan evvel 
ekşi'den bir bakayım dedim: bu ne şimdi?...




1 OCAK 2006 PAZAR 18:40 Evlerden irak...

Yürüyüşe çıkmışım, döndüğümde bir bakıyorum evin kapısı açık ve kilit dağılmış.
İçeri giriyorum, bilgisayarın kasasını götürmüşler monitör duruyor.
İçimden iyiki LCD monitörü henüz almamışız diye geçiriyorum.
Ama dur bir dakka kasa LCD monitörden daha kıymetli...

Televizyon açık,onu da götürmemişler; Aydın bir elinde porselen fincan
diğer elinde tabağı program sunuyor.

Telsiz telefonu almışlar, onun yerine uyduruk bir telefon bırakmışlar, çok halden anlar hırsızlarmış!
Odaları dağatmışlar, dağınıklığa rağmen bir tenhalık var; 
ama neyi alıp gittikleri bir bakışta anlaşılmıyor.
Bense tahmin edildiği üzere çok üzgüm.

Bu yaşananların rüya olduğu aklımın ucundan dahi geçmiyor.
Bazen rüya gördüğünüzü fark eder, bir türlü uyandıramazsınız ya kendinizi 
bu sefer tık yok.

Uyandıktan sonra kendime gelmem zaman aldı; 
çünkü gerçek manada evi soyulmuş bir insanın ruh hali içindeydim.
Evlerden ırak yani...

Yılbaşı gecem sözde bir DJ eşliğinde eh işte geçti.
Hiç yoktan iyidir; ama beni hepsinden öte heyecanlandıran 
bu hafta sonu gerçekleşecek olan Hip Hop Festival-2, kısmetse...

p.s. bu arada benim daha önce Maslak Venue'de izlediğim Hip Hop Jam ile
mevzu bahis Hip Hop Festival-2 birbirinden farklıymış.



  

 



31 ARALIK 2005 CUMARTESI 15:28 Yilbasi Duygusu...

Efendim yılbaşı gecesi diyerekten öyle çok da fazla "Tamam mı canikom!" tadında giyinmeyeceğim.
Jean, topuklu ayakkabı ve ince bir v yaka siyah kazak.
İnce, çünkü ısınmak için kazağıma değil dans yeteneğime güveniyorum ,)

Kıyafetime yılbaşı süsü verecek olan aksesuarlarım yılbaşı ağacı şeklinde küpelerim ve 
boynuma dolayacağım tüylü otrişim olacak bir de kalpli yüzüğüm.

Herkese iyi eğlenceler.



31 ARALIK 2005 CUMARTESI 01:56 Sozle sozler sozler...

1 Ocak sabahı yeni yıl için:
daha çok sebze ve meyve yiyeceğim, 
kahveyi azaltacağım, 
spor yapacağım, 
daha az televizyon izleyeceğim, 
TDK'nın yeni basım Türkçe Sözlüğünü okumaya başlayacağım,
kendimi sevip yerden yere vurmayacağım, 
olaylara olumlu yönlerinden bakarak gidişatını görebilmek ve pişman olmamak için 
bir süre beklemeyi adet edineceğim, 
tepkilerimi kontrol altına alacağım, 
kilomu korumayı başaracağım,
birisine kızmadan önce daha çok soru soracağım ve onu anlamaya çalışacağım,
sene boyunca en azından bir kez 27 yıllık hayatım boyunca hiç yapmadığım bir şeyi yapacağım, 
geçmişte dersleri çıkartılmış hatalarımı gündeme getirip getirip kendimi sorgulamayacağım,
hatta geride bıraktığım yılın 
envanterini çıkartmayacağım konularında kendime hiç bir söz vermeyi düşünmüyorum,
tavsiye ederim...

2006 temennim

not:yılbaşı gecesi ne giyeceğim biliyor musun?
bilmiyor musun?
ama öğrenebilirsin :)
Anasayfa
Pano
Not bırak
Ar$iv
Sohbet
gubcik
compir
sinemcik
$ehir turu
b.hayat
 
lastmonthtop3
aralık-1
aralık-2
aralık-3