Nisan
01 MAYIS 2005 PAZAR 02:47
"Güzin Abla Mıyım Ben?" bölümünün güncellemesi ancak bitti.
Star'da Baba-3 var. Ne uzun film yaa.
Aşkım onu seyrederken uyudu kaldı, bense saat 00:00 dan beri siteyele ilgileniyorum.
Bugün ara ara yağmur yağdı.
Ben de maçı kah arabanın içinden kah tirübünden izledim
(ne edebi bir yaklaşım oldu ama).
Bir ara annem uğradı yanıma, Mayodrom'da kahve içtik, Kaya Çilingiroğlu'nu gördüm.
Karizma karizma dolanıyordu, elinde kitap...
Kitabın adını okumaya çalıştım; ama o kısa an da yakalayamadım.
Ardından arkadaşımla buluştum.
Sonlarına doğru annem, ablam, Atahan (bilmeyen için ablamın oğlu)bize katıldı.
Ablam Atahan'ı dolaştırmak için çıkmıştı; ama Atahan bizi dolaştırdı :))))))))) (2 yaşına geliyor da)
Demin aşkım klavye tıkırtısına uyanıp: Duyguuuuuuuuuuuu!!!!!!!!!!!!!!! dedi
Hiç sevgi dolu değildi :((
Bitirmek zorundayım., tehtit altındayım...
2 MAYIS 2005 PAZARTESİ 12:10
Ülker Cici Bebe bisküvi ile kahve keyfi.
3 MAYIS 2005 SALI 19:34
Metro Market'den 10 YTL'ye adım sayar aldım.
İlk denememin sonuçları:
5km 600m yürümüşüm (7943 adım)
258.4 cal yakmışım
Yürüyüş yaparken bir amca gördüm (bu arada fotoğraftaki gölge benim:)
elindeki torbada da ekmek vardı.
Belli ki bakkaldan almış:;ama bıçakla ortadan ikiye kesilmiş (baston ekmek değil bildiğimiz ekmek).
Özellikle bıçakla dedim,kesikler düzgündü, elle kopartılmamış.
Bir insan ekmeğini neden böldürür ki?
Torbaya sığsın diye mi; ama ne gerek var ki?
3 MAYIS 2005 SALI14:21
Bugün devlet dairesinde işim vardı.
Gittim, bir bey var gişe gibi yerde,'Bir şey soracaktım' dedim,ilgilenmedi bile.
Kıllık yaparsam işimi iyice yokuşa sürer korkusu ile sustum, benimle ilgilenmek istemesini beklemeye başladım.
Yaklaşık 15 dak kadar bekledim.
Evde boş boş 15 dak kolay geçer de birinin sizi beklettiğini düşündüğünüz 15 dak 15 gün gibidir.
Sonunda bana bir cümlelik bir bilgi verdi.
Başta "Siz ne için gelmiştiniz?" dese hemen o an verebileceği bir bilgi, beklememe gerek yoktu.
Meğerse yapmak için gittiğim o işlemi ben yapamazmışım.
Aslında devlet dairesinde sadece 15 dak beklemiş olmak bile ülkemizin muasır medeniyetler seviyesine
ulaştığının(!) göstergesidir; içinde bulunduğum bu hissiyatı benim zor beğenen biri olmama yormak gerek.
3 MAYIS 2005 SALI 11:42
Demin Tv de Mehmet Ali Erbil'in programı "Ah Kalbim"e bakıyordum.
Konuğu: Popstar Abidin. Abidin stüdyoya gelen izleyicilere:"Yeni Karamürsel'den buraya gelen
herkese teşekkürler" tarzı bir şey söyledi.Kastteiği Şişli'deki Yeni Karamürsel Mağazası değil,
yerleşim yeri olan Karamürsel idi.M.Ali Erbil düzeltti ama bu gülmeme engel olmadı.
5 MAYIS 2005 PERŞEMBE 14:05
Gazetelerde yazdı; bugün doğuran doğurana...
Annelerdeki hırsa bak, "İleride çocuğuma doğum tarihin ne diye sorulduğunda rahatlıkla 5/5/2005 diyebilsin...".
Anne bak!Millette ne anneler var!
:P
28/05/2005 Cumartesi tarihinde SPK Temel Düzey sınavı var,
bir dersten giricem sınava.
İşin "tilt eden" ocak sınavında 1 soru daha fazla yapsaydım hem dersten geçiyordum hem de ortalamam tutuyordu.
Yani lisansı cebe atabiliyordum. Bir soru için 28'inde tekrar...
Ders çalışma noktasında acayip karın ağrısı yaşıyorum.Haziranda 27 yaşına giriyorum.
Bu yaştan sonra sıkıyor ders çalışmak,zaten ben anlamıyorum 40 yaşına kadar master yapan adamları.
Dersin başına oturmak en büyük problem, sırf bunun için milyon tane iş çıkartıyorum evin içinde...
5 MAYIS 2005 PERŞEMBE 20:13
Bugün yürüyüşten önce Maslak'a gittim.Starbucks'da oturdum,
Migros'dan salata için malzeme aldım ve Paşabahçe fanı olarak bu mağazaya uğradım.
Her zamankinin aksine üzerinde siyah önlüklü Paşabahçe çalışanlarının yanında
etek ceket topuz olayına girmiş Paşabahçe üst rütbeli bir bayan da vardı
ve ortalığı silip süpüren çalışanlara yardım ediyordu.
Herhalde biri ona, biraz masandan kalk çalışanlarla kaynaş, dedi.
Mesela bir raf silinecek etek ceketli bayan
(ki kendisini Maslak'daki plazaların birinde portföy yöneticisi olarak çalışıyor bile
sanabilirsiniz havalar 1500 :)))
raftaki vazoları kaldırıyor çalışan da elinde bez siliyor, hanım gitse adam işini çok daha kolay yapacak ya...
Hanım vitrinde ki iskemleleri itip kakıyor (yani vitrin düzenlemesi yapıyor )
bir elinde dect telefon habire telefonla konuşuyor, çok meşgulll çoook...
Neyse ben tabak çanağa bakmaktan vazgeçtim hatun başka ne yapacak diye izlemeye koyuldum,
zannedersem benim baktığımı anladı iyice bir havalara girdi, dükkanın içinde klip çekmeye başladı:
Sert bir şekilde başını oraya buraya çevirmeler,genç kız edasında tebessümler, ara ara bir el belde.
Halkıyla kaynaşan lady havalar...Sonra ben 'bu kadar mazleme bana yeter'deyip çıktım tabii :)))
7 MAYIS 2005 CUMARTESİ 02:07 (yani pazara bağlayan gece)
Bugün Beylikdüzü'ndeki yapı fuarına gittik,çok kalabalıktı.
Bizim amacımız ısı yalıtımı ile ilgili bir şeyler öğrenmekti.
Ama bolca parke gördük geldik diyebilirim.Kızlar vardı tabii süsülü püslü.
Ben mutfak, banyo çoğunlukta olur sandım; ama çelik iskele modelleri arasında dolandık durduk.
Birde tuğla olayını tarihe gömdüğünü iddia eden bir firma gelmişti.
Çok espirili, orta yaşın üzerinde, bir pazarlama elemanları vardı.
Yüksekçe bir yere çıkmış nasıl güzel anlatıyor, hafif kilolu da çok sempatik.
Bir ara aşkımla ikimizi içine beton dökülebilen, kendinden yapı demirli,
yeni nesil tuğlaya alternatif blokları incelerken buldum;
pazarlama dediğin bu olsa gerek...
9 MAYIS 2005 PAZARTESİ 10:54
Günaydın;
Bugün artık uzun zamandır beklettiğim yazlık gardrop fotoğraflarını çekmem lazım.
Dün anneler günü için anneme giderken yolda toplamda 5 tane trafik kazası gördük.
Arabanın arabaya çarpması ya da kaldırıma çıkması veya ağaca çarpması bence her şekilde telafi edilebilir de
aracın yaya çarpması en kötüsü ve telafisi en zor olanı.
Bu beş kazadan birinde sürücü, bisikletli birine çarpmamak için otobüs durağına çıkmıştı,
çıkarken de başka bir araca daha çarpmıştı.
Aynı gün içinde, yaklaşık 5 km lik yol şeridi üzerinde, bu kadar çok kaza olması nasıl açıklanabilir acaba?
9 MAYIS 2005 PAZARTESİ 15:21
Kıyafetlerimin neredeyse yarısının fotoğraflarını çektim; ancak çekilecek daha çok şey var.
Yavaş yavaş yapıyorum,eğer sıkılarak yapmaya devam edersem çok kötü çekmeye başlıyorum ve tekrar çekmeye üşendiğim için
olanları kullanmak zorunda kalıyorum.Kafamı kurcalayan bir nokta var ki pantolonlarımın fotoğrafını çekip çekmemek;
çünkü fotoğraftan tam olarak modelin ne olduğu anlaşılmıyor boşu boşuna size yükseliyor
(bu sefer üst ve altları ayrı ayrı çekiyorum).
10 MAYIS 2005 SALI 00:31
Ajda Pekkan'ın TV showunu izliyorum bir yandan.Bayılıyorum bu kadına,sesine, kendisine saygısına...
Onun şarkılarına playback yaparak büyüm ben.
Ben de kendisine saygı duyuyorum.
Ama en az 60-65 yaşındaki Ajda'nın hala kendini 21,5 yaşında sanıp bir heves ve inanarak
"Bütün kızlar toplandık, toplandık, toplandık" deyip poposunu sallaması olmuyor, sakil kaçıyor kanımca.
11 MAYIS 2005 ÇARŞAMBA 13:00
Yukarıdaki fotoğrafta görmüş olduğunuz bir dilim tost ekmeğinin
ikiye bölünmüş hali ile yapılan sandöviç aşkımın sabah kahvaltısı.
Fazla bir şey yiyemiyor sabahları iki dilim tost ekmeği kullanarak yaparsam
ya içini yiyip dışını atıyor ya da kalanı tamamen çöpe yolluyor.
Bense ziyan konusunda çok hassasım.Hani yemek programlarında kasenin, tabağın içini sıyırmadan yemek
yapan aşçılara sinir olan gruptanım.Öyle olunca bir dilimi ikiye bölmekten başka çare kalmadı;ancak 'kahvaltı' adı altında
bu 'oyuncak' ile uğraşmak sinirimi bozmuyor değil.
12 MAYIS 2005 PERŞEMBE 23:19
Bugün sabah erkenden kalkıp yeğenim Atahan'ı görmek üzere annemle Bahçeşehir'e gittik.
Bugünü orada geçirdik yani.Ben bolca Atahan'ı sevdim ve onunla oynadım.
Bir ara bana " deyde göbük cocamaannnn" (teyze göbeğin kocaman) demiş olsada keyfim gayet yerindeydi.
Görmüş olduğunuz fotoğraflarda mutfaktayız, hazırladığımız simit tabaklarının içinden aldığı kaşar peyniri kemirmekle meşgul.
14 MAYIS 2005 CUMARTESİ 22:33
Bugün ne kadar çok yürüdüğümüzü anlatamam. Nişantaşı ve Taksim bölgelerini gezdik.
Benim yine belimde adımsayarım vardı.Gün sonunda 10 km yol yürüdüğümü gördüm, ayaklarım da bu bilgiyi doğruladı.
1. fotoğraf Harbiye TRT radyosunun önündeki havuz.
2.fotoğraf Taksim Yapı Kredi Bankası'nın önündeki heykel,
önce Zincirlikuyudaydı ya! (İlhan Koman'ın Akdeniz ismini verdiği
ve 1980 yılında yaptığı eseri.
Bu bilgi ne yazık ki ezberimde değil, heykelin yanında yazıyordu).
Ben Nişantaşı'nda büyüdüm. Maçka ilkokulu'nda okudum.Şişli'de oturduk uzun seneler.
Sonra 18-19 yaşındaydım, 1.Levent'e taşındık; ama ben hep buralarda gezindim.
Nişantaşı hep hareketliydi;ancak son zamanlarda en çılgın günlerini yaşıyor.
e-gardrop kısmında gördüğünüz üzere gayet 'haftasonu' giyindim.
Oraya gittiğimde ise özgüven felan hikaye fasiontv gibiydi kaldırımlar.
Taş olsanız çatlarsınız yani onu diyorum.Yine de güzel bir göz banyosu yaptım diyebilirim.
Starbucks fanıyım biliyorsunuz; oradan kahvemi aldım ve aşkımla Taksim'e doğru yürümeye başladık.
Vardığımızda ise orada bambaşka bir insan profili vardı.
Bu değişiklik hoşuma gitti.
Bahsettiğim şey yazı konusu olacak kadar derin...
15 MAYIS 2005 PAZAR 20:23
Evet 1lt'lik petşişeler benim hayatımın demirbaşıdır.Her hafta hijyen açısından yenisi gelir.
Gün içinde ne kadar su içtiğimi bilmek benim için ve pek tabii böbreklerim için çok mühim.
Aslında kahve bağımlısı pek çok insan içinde öyle olmalı.Kahve içiyorsanız daha çok su tüketmelisiniz.
Her şeyim burada da bu şişeyi nasıl atladım?
Parmaklarım dolma gibi aman Allahım!
No panic!
Işık, yakınlık, çekim hataları, yüklenme
hemen kendine,
Tırnağımın içinde kir mi var?
iğrençleştim iyice...
İşte adım sayarım.
Bugün 1,569 km yol yürümüşüm.
72 cal yakmışım bu da 2205 adım ile mümkün olmuş.
Anlayacağınız bugün araba ile dolaştım.
Ben tırnaklaklarımı kesmeye gidiyorum.
16 MAYIS 2005 PAZARTESİ 22:17 Hadi bakalım!
Bugün aşkımla dışarıdayken, gene topuklar popoyla aşk meşk halinde, benzinciye girdik.
Birde WC ihtiyacı var tabii...
Öğrendiğime göre sadece o an benim için kutsal!sayılan mekana marketin içinden geçiliyormuş.
Bir baktım marketin içinde her metrekareye neredeyse 3 kapı düşüyor
"Ayol bu wc'ye hangisinden girilecekti ki?" diye kendi kendime söylenirken bir tanesini ittim ve
direkt aşağı doğru akan bir merdiven ile karşılaştım, düşüyordum(kapının dibinde merdiven?!).
Acaba Mimar Sinan'dan sonra hangi mimari deha burayı çizdi diye içimden geçirdim.
Gene içimden annesine ki kendisi ile şu zamana kadar tanışma şerefine ulaşmış olamasamda,
böyle bir evlat yetiştirdiği için teşekkür ettim.
Ben bunları güneşte pişmiş beynimin içinde dialoglaştırırken aşağıdan kamyoncu arkadaşlar
tek sıra halinde yukarı çıkmaya başladı ve benim WC'nin aşğıda bir yerde olduğuna inancım iyice arttı.
Kendi kendime "Ceviz Kabuğu"nu çektiğimi gören bir çalışan "Buyrun ne aramıştınız?"dedi.
Ben de genel olarak "tuvalet" demeyi kendime uygun bulmayıp "lavabo"yu kullansamda
bugüne özel (mekanın mimarı hatırına) "tuvaleti beyfendi" dedim.
Bir elinde cam silme vakumlu zımbırtısı şıp şıp damlarken diğer eliyle az sonra yürüyeceğim yollardaki
atmosferi süpüren amca (sağolsun)17 yaşında, gece çıkmak için evinden aldığı kızı,
sağ sağlim evine bırakan genç delikanlı gururu ile beni WC'ye teslim etti.
Ardımdan da "Hadi bakalım!" dedi.
?!
16 MAYIS 2005 PAZARTESİ 21:40
Bugün koşuşturmalarım esnasında yolda en az 5 kez kara kedi gördüm,
aklımda da kara tilkiler canım zaten sıkkın...
İçimden şiir yazmak geldi.Durun bir deneyeceğim ...
Şiirimin adı: Kara Kedi
Git kara kedi
Gelme bizim mahalleye
Git kara kedi getirme aklıma
cinayet senaryolarını
Git kara kedi cinler zaten tepemde
Git kara kedi evde çoluğun çocuğun seni bekler
Git kara kedi bak hala mesajı alamadın
Git kara kedi benim içim dışım zaten zehir gibi
Git diyorum bak hala zıvanadan çıkmamışım ki
seni uyarıyorum
Git kara kedi ecinnilere satmadan ben seni
Git kara kedi ben zaten sadece köpekleri severim
Git kara kedi gökyüzünde güneş içimde kara bulutlar
Git kara kedi daha yeni çöpten karnını doyurduğun halde
balık hafızası hesabı yemek ister şekilde
bana bakarak miyavlıyorsun
Git diyorum kara kedi bak bir daha demeyeceğim...
Aslına gitme kara kedi başıma gelen tüm talihsizlikler
yüzünden seni suçlarken ortalarda dolaşmazsan
bu olanlardan ben kimi sorumlu tutacağım ki?
Yok vazgeçtim tekrar git kara kedi
Git yoksa sitemin müdavimleri beni
hayvan düşmanı sanacak ve benim için
"bu şimdi kedi kanı da içiyordur " diyecek
Git kara kedi git !
Yoksa üçüncü sayfa haberi olacağız...
17 MAYIS 2005 SALI 23:44 Hayat flu ve slow motion benim için...
Bugün etrafımızdaki yeni tanışıklardan, aşıkımın bana olan davranışını 10 üzerinden
skorlamasını istesem: Törki "fifi" poyint, derlerdi kanımca.
Rezalet!...
Gene bugün sokaklarda: Kill Bill bubenimhayatim.com'un sahibinin intikamı volume-3'ü çevirdim.
Demet Akalın benim yerimde olsa kesin "Bi adaşımı çok fena dövceeem" derdi.
Adaşım değil, hele hele benim jenerasyondan hiç değil; ama biraz daha kasarsa
aşkım ile kısa süreli hayatımıza giren yaşlı bir amcayı fena benzeteceğim...
Belimde Hanzo Hattori kılıcım (filmde hattori hanzo olarak geçiyorsa da doğru değil),
hiç iyi bakmıyorum etrafa.
İnsan bazen sadece Allah'tan bahsetmek istiyor, nasip kısmetten...
İnsan bazen birilerinin yanında olduğunu bilmek istiyor,
bir telefonla "ne yaptın nasıl gidiyor?"u duymak istiyor,
ama kimse bilmiyor ki para her şey ve çoğu zaman hiçbir şey...
17 MAYIS 2005 01:38 (16'sını 17'ye bağlayan gece)
Nereden çıktı demeyin ben Yıldo'yu özledim.
O zamanlar küçüktüm kıymetini bilemedim.
Şu saat Kral TV'de programı olsa, silindir şeklinde bir taburenin üstünde otursa,
bacak bacak üstüne atsa,kolları ile üstte duran bacağının dizkapağını sarsa (bilmem gözünüzde canlandı mı?),
ben canlı yayına bağlansam "Aşkımı yatırdım da arıyorum Yıldo Bey!"desem,
o gözleriyle bir dünya turu atıp,
"Ne? Ha ha haaaaa!" diye kahkahasını patlatsa...
Hayat, Yıldo'yu aramak kadar basit ve keyifli olsa...
Ey site ahalisi!
Kırmızı başlıklı kız tadında başımı sağ omuzuma doğru eymiş
'Aşkımı yatırdıktan sonra yazıyorum size..."
Cık! Aynı tadı alamadım...
18 MAYIS 2005 ÇARŞAMBA 21:51 103 No'lu Yazan!
Bugün bir tuhaf gündü.
Hiç hesapta yokken kendimi Yeniköy Ziraat Bankasında elimde sıra numaram 103 ile beklerken buldum.
Ne kadar uzun zaman oldu bir bankacı olarak şubeden iş görmeyeli ki
ben okul zamanı stajlar dışında hiç şubede çalışmamıştım, özellikle kaçtım.
Deli edesi, çıldırtası müşteriyle birde yüz yüze gelmek bende kaşıntı yaratıyor.
"Zort!" diye bir ses eşliğinde 103 numaranın muamelecisi 1 nolu "banko"ya yöneldim.
İçimden 'bari kapı zili taksalardı bu ne tuhaf ses' diye geçirirken bir adam, ki kendisi gişe elemanını tanıyor,
evrağını burnumun üzerinden memura doğru uzattı.
Sakin ama çoook sakin bir şekilde "sıra benim numaramda" dedim.
Şimdi...
Bir tip insan vardır: siz sinirlensenizde, mitoz bölünsenizde hiçbir şekilde tepki vermez,
cevap vermez, yüzünde tenezzül edip bir siniri harekete geçirerek mimik vermez, ne yapacaksa yapar.
Size de ondan sonra kemoterapinin yolları taştan...
İşte bu familyadan arkadaş Tarkan kadar olmasada "tanınıyor" olmanın verdiği rahatlıkla işini yaptırdı.
Aslında o kritik anda arayan aşkıma şükretsin, telefon
kill bill volume-3 hızımı kesti.
Gözümü bir açmışım Levent çarşıdayım.
Sonra Şişli ve ardından kendimi Nişantaşı Burger King de üzerine sos döktürmediğim
dondurmamı eleman yetersizliği sebebi ile güvenlik görevlisinden teslim alırken buldum.
Adam biraz işe acemi birazda özensizlikten parmağını dondurmanın havada duran kuyruk kısmına
deydirince dondurmamın kirlendiğine değil de adamın neden bir tepki vermediğine ve kim olsa vermeyeceğine takıldım.
Sonuçta saliselik bir temastı, dondurma soğuk ya hissetmemesine imkan yoktu.
Yoksa artık orta yaşın gayet üzerinde olduğu için duyuları mı zayıflamıştı?
Peki ama kabaca ifadesi ile ben neden "Yakalayın! Dondurmama elledi!" çığlıkları atmadım.
Sallapati iş yapan kemik üstü et yığınına sinirlenmemem gerektiği halde kendimi, yenisini istemediğim için
kendime kızar adama da duyuları zayıfladığı için acır buldum.
Benim kadar insan sevmez biri için bu ruh halleri hastalık belirtisi.
Yolumun devamı Metrocity ve sonrasında 4.Levent Migros son olarak evim evim güzel evim...
***
Ayrıca bugün Burger King'in tuvaletinde elini haşlayan ikinci kız olarak
"Hamburgercilerde Yaşanan 100 İlginç Olay" kitabına 2. sıradan geçmeyi başardım.
Tuvalette iki liseli kız benden önce gelmiş lay lom yapıyorladı.Gayet sakin onları vücut çalımı ile
ekarte edip sabuna ardından musluğa ulaştım,onlar saçları ile haşır neşirken elimi benden öncede
akmaya başlamış musluğun altına tutmamla çığlık çığlığa geri çekmem bir oldu.
Musluktan sıcak su akıyordu; sıcak değil kaynar... İhtiyaç olsa kale surlarından aşağı kazanlar dolusu
dökülerek düşman geri püskürtülebilirdi.
Sen garip bir hamburgerci sıcak zurna neyine?...Kız aniden benden üj bej dakkika önce
aynı olayı yaşadığını hatırladı:"Ay! Ben unuttum tabe su sıcaktı" dedi.
Sadece elim değil beynim de haşlanmış olsa gerek musluğun başında öylece durdum,
musluk ise inatla sıcak olarak akıyordu ve ben ne görmeyi umduğumu da bilmeden elime bakmaya devam ediyordum.
Kız "Sen şöyle yana geçsene" deyip en azından kendisi mekandan ayrılana kadar3. bir kişinin de eli haşlanmasın diye
musluğu kapattı.Çok söz dinleyen bende direkt yana geçip diğer musluktan,
bu sefer soğuk, suyu akıtıp hijyen ayinime kaldığım yerden devam ettim.
18 MAYIS 2005 09:44 Cem Uzan ve İlkokul Arkadaşlıkları
Pazartesi akşamı rüyamda Cem Uzan'ı gördüm.
Hayatımın içinde bana Cem Uzan'ı hatırlatacak tek şey, evi basılınca baş ucunda bulunan kitabı
gazetede mevzu olunca gidip kitapçıdan satın almamdır "İktidar".
Allah yaratmış, beğenmemek haddime değil;ancak ağızının içine iki beden büyük
gelen dili, dudaklarını yalama konusunda Hakan Ural ile yarışan çabukluğu ve ileriyi görebilecek kadar çıkık çenesi ile
e! biraz antipatikte gelmiştir.
Rüyamda Maçka İlkokul'unun mezunlar partisine gidiyorum (ki okulumun benim bildiğim kadarı ile böyle
toplanma organizasyonu yok) Sayın Uzan aramızdaki nesil farkını alt üst ederek (rüya ya)
dönemimin öğrencisi oluveriyor. Dans ediyoruz (Allahım Allahım), sonra mezunlar partisini polis basıyor.
Cem Uzan'ın cebinden (eski tabiri ile) 50 milyarlık TL'lık MyCep kontörü çıkıyor.
Göz altına alıyorlar falan filan. Uyandım, dedim yakındır paranın gözüne vurucaz.
Tabii meleklerden biri gökten bir teslimat kağıdı uzatıp "Şurayı imzalayın lütfen" demeyeceğine göre
bu sabah gidip bir sayısal loto oynayayım.
'Rüyaların şapşalı' en efektif bu şekilde yorumlanırdı diyorum.
Başka yorumu olan?..
19 MAYIS 2005 PERŞEMBE 19:02
Bugün kızlarla buluştum.Görüldüğü üzere Starbucks'da çilingiri kurduk.
Sol taraftaki fotoğrafta görülen benim ayağım ve pembe file çorabım,
canım yazlık spor ayakkabılarım (oturur vaziyetteyim).
Giyindim kuşandım, aşkımı evde bıraktım ve "kız terapisine" katıldım.
Vermiş olduğum üç kilo gözlerden kaçmadı.
Sevindim..
Aşkım günlüğümün içindeki "kemik üstü et yığını"na takılmış.
Hümanistliği ile nam salmış aşkım, bu tanımlamayı kullanmaya hakkım olmadığını düşünüyor.
Bense kullanabileceğimi düşünüyorum.Bu benim beynimin içi ve de bu benim klavyem...
Hayatımın bazı anlarında zafiyet gösterip bende tam bir "kemik üstü et yığını" gibi davranmışımdır.
'Benim için ise hiç söz konusu olmadı' diyene gelsin madalya takacağım.
20 MAYIS 2005 CUMA 22:10
Şu anda Star TV de bir magazin programı var.Ortasında açtım; galiba Caner'in arabasını çekmişler;
çekici arabada Caner de adamı tehtit ediyor 'Coşarsam fena olur' diye.
Adam da televizyonda başında bardak kırdın diye sen kendini ne sanıyorsun bana sökmez hesabı cevap verdi.
Çok iyi yaa...
21 MAYIS CUMARTESİ 23:15 Üstüne Döktü Teyzesi
Bugünkü yolculuk benim için uzun sayıldığından ve evdeki son kahveyi kahvaltıda içtiğimden
yol üstündeki Starbucks'dan kendime kahve aldım.
Eli bol ben, bardağı ağızına kadar süt doldurunca arabanın ilk 'Hop' unda pembe bluzumun üstüne kahveyi dökü dökü verdim.
Tüm gün pis bir kız olarak dolanıp durdum.Rahatsız bir insan olarak görüştüğümüz her tanışığa "Arabada kahve içerken hopladıkta
kahve üstüme döküldü" diye açıklama yaptım.Tabii nazik insanlarmış ki kimse bana "Bari arabada ağzın dursun, içmeyi ver şu kahveyi
ayrıca alkolikten beter oldun" demedi.
Ben olsam derdim. Diyorum ya serde biraz densizlik var.
Ya kendimi kitliyorum hiç konuşmuyorum ya da ağızımı açtığımda haddime düşmeyen şeylerin
hepsini sıraya diziyorum...
Şimdi üstüme kahveyi döktükten 5 dakika sonra bir elimde kahve, diğer elimle bacağımın arasındakisırt çantasının iç gözünü açıp
fotoğraf makinemi çıkartmaya çalışıyorum, tek elle.
Aşkım da ya sen ne debeleniyorsun, diye sordu.
Üstüme kahve döktüm ya fotoğrafını çekeceğim akşama koyarım siteye, dedim.
Cevabım karşısında bir hayli düşünceli gördüm kendisini.
21 MAYIS CUMARTESİ 11:38
'Loga' nickli bir arkadaş 09:40'ın bir cumartesi günü için erken olduğunu yazınca süpürgeyi 10:30 civarı yaptım.
Aslında alt komşu yaşlı bir teyze ve erkenci.Üst komşum ise günün her saati evin içinde
çekmece, sürgü kapaklı gardrop açıp kapatan bir aile.Tırr Tırr bütün gün...
Yan komşum ise özellikle evden çıkarken önce kapıyı "dannn" diye çekiyor, inanmazsınız kanepedeysem şöyle bir inip
kalkıyorum, sonra anahtarı sokup kilitliyor.Biz tuhaf! bir çift olarak anahtarı kilide sokup kapıyı usulca çekip kilitliyoruz.
Tuhafız; çünkü katta bulunan diğer 2 daire de kapılarını bu şekilde çekip kapatıyor.
İşte ben bu şartlar altında elektirik süpürgemi aşağıdaki yaşlı teyze (kendisi aşure ayında bana iki tabak aşure getirdi,
tek dialoğumuz bundan ibaret)ve 'Loga' hatırına ,) 10.30 da yaptım.
21 MAYIS CUMARTESİ 09:40
Demin aşkım SKY Turk'de Çağatay'ın Hırvatistan'daki gezisini izliyordu.Çağatay Türkçe bilen Hırvat bir kıza mikrofon uzattı.
Kız, her çat pat Türkçe konuşan yabancı gibi çok sempatik.Sonunda bir de Serdar Ortaç'dan şarkı söyledi.
Aşkım kahkahalarla güldü,
-Bakıyorum çok sempatik geldi hatun sana, dedim.Bu seferde benim söylediğimi sempatik bulup kahkahalarla güldü.
Beni sevip sevmediğinden emin değilim artık!...
22 MAYIS 2005 PAZAR 13:10
Bu sabah siteme göz atmak için katettiğim yol ilk kez dikkatimi çekti.
Fotoğrafta da görüldüğü üzere sitemin adresi fovorilerde 'çıkın çıkın' içinde.
Yani,para verip domaini tescil ettirmişim, hosting firmama her ay çatır çatır aidatta ödüyorum, parayı pulu bırak bilgisayar
başında yaşlanacağım neredeyse; ama homepage'im www.yahoo.com
Deli gibi google kullanıyorum o bile değil, yahoo...
Rezalet değil mi? Bence düpedüz rezalet.
Kim kendi internet sitesini homepage'i yapmaz ki benden başka...
24 MAYIS 2005 SALI 13:22 Biriniz Bana Sebzelere Ne Olduğunu Anlatabilir Mi?
Durun baştan alacağım.Sabah deney olayını sitede güncelledim.
Ardından kapsülümü içip seze almak için dışarı çıkacağım.
İlk başta üç kapsülden birini fırının altına kaçırdım.
Çıkartana kadar göbeğim çatladı.
Markete gittim sebzelerin saat 12:00 gibi geleceğini öğrendim.
Saat 12:00 de gittim deniz börülcesi dışında neredeyse sebze gelmemiş.
Bir de bolca devasa boyutta marul vardı.
Bunlarla çorba yapma beceri ve bilgisi şimdilik bende mevcut değil.
Çilek, elma ve muz aldım (2. ya da 3. gün menüde muz var).İki market dolandım yok yok yok!
Sebze yok kardeşler :(Sebze, meyvenin 'hal'e girmemesi ile ilgili yasal düzenlemeler yapılması gündem de ya acaba onunla mı alakalı?)
Hal mafyası tarafından cezalandırılıyor muyuz yoksa?
Bir de çileğin kilosunun hala 3,75 YTL olması normal mi?
Çok pahalı yaa. 2YTL falan olmalı haziran geldi artık...
Sonuç olarak konserve domates (özellikle daha lezzetli olur diye),kabak, havuç, soğan, kırmızıbiber, %30 tuzu azaltılmış et suyu,
bezelye ile yüksek bir ihtimalle berbatan beri hallice bir çorba yaptım.
İçeride kaynamakta...
Açlıktan ölüyorum, diyet süresince gün içinde yediklerimi deney-4'den takip edebilirsiniz.
25 MAYIS 2005 09:49
Yıl 2000... O dönem "normal" sayılan bir kiloya sahibim (boyum 1,78).
Mayıs 2000 ile birlikte bu tür mesleklerin (otur otur meslekler diyorum)
azıcık dikkat etmediğinizde size neler yaptığından habersiz bir şekilde bankacılık hayatına başlıyorum.
Günde nerdeyese 7-10 Km yol yürüyen ben artık 9 saat oturan bir insanım.
Uzatmayacağım lafı yıl 2003 Ekim'de bir bakmışım ki toplamda 20 kg almışım.
Evet hiç öyle bakmayın 3 yıl içinde 20 kg almak ne demek?
Zaten evde kıyafatelerim 3 beden: bir en küçükler dediğim(2000 yılına ait),
ortancalar var (2001-2002 )bir de en sonunda almak zorunda kaldıklarım (2003).
Beni bu noktaya kadar getiren "boyun var kaldırıyor" mantığı idi.
İnanılmaz yanıltıcı ve "boş verdirmeye" müsait.
Boyum 10 Kg fazlayı kaldırabilir ama iş 20 kg geldi mi orda durup düşünmek lazım.
Kısacası çoook uzun bir sürede (Ocak2004-Mayıs2005) 10 kg vermeyi başardım.
Aslında bu süre 10 kg vermek için çok uzun bunun sebebi sürekli yaptığım kaçamaklardı, istikrarlı davranamdım.
Mehter takımı gibi iki ileri bir geri...
Bunun çook ileride hamileliği de var. Çok ama oook uzun bir süre sonra :)))))
Yani geri kalan 10 kg verip kendimi gelecekteki kesin olarak tekrar alınacak 20 kilolara hazırlamam lazım
bilmiyorum, bilmiyorum :)))
26 MAYIS 2005 PERŞEMBE 18:05
ÖLÜ BİR KERTENGELE GÖRDÜĞÜ İÇİN SEVİNEN SADECE BEN OLABİLİRİM
Gittim baktım ve gördüm ki bir otomobilin ön tekerleğinin arkasında beni bekliyor...
Fotoğrafını çekerken heyecanlıydım.Etrafında duran o beyaz toplar dünde vardı.
Kendisinden mi çıktı yoksa hep oradalar mıydı bilemeyeceğim.
Kertenkeleyi gördük, kedi de yememiş, hep beraber rahatladık mı acaba :))
26 MAYIS 2005 PERŞEMBE 09:40
Bu sabah saat 08:30 da uyandım, telefon çalacak galiba hissi ile.
Durdum 30 saniye kadar çalmadı.Tekrar başımı yastığa koydum ki çaldı.
Aşkımmış...:)
Sınava iki gün kaldı.Eğer bu tek dersi veremzsem eylüle sarkıyor.
Sarkmaması lazım, havlu üzerinde yatırarak kurutmak lazım :)))
Dün akşam sabah kahvaltısı için aşkıma sarelleli sandöviç hazırlıyorum;
işim bittikten sonra kısa süreli bir şuur kaybı yaşamışım kendimi bıçağı koklarken buldum!
Niye bıçağı kokluyorsun, kavanozu koklasana;ne hallere düştüm, eskiden kaşık kaşık yerdim ben onu, şifa niyetine :9
27 MAYIS 2005 CUMA 22:01
Bir tesadüf, iki tesadüf, üç tesadüf hem yazılı basında hem de net aleminde direkt taklit ediliyorum.
Sitemin dizaynından, fotoğraf çekme stilime kadar (TV'den çektiğim fotoğraflarda dahil buna),
esinlenmeyi anlarım da,taklit...
Cık cık cık!...
.
27 MAYIS 2005 CUMA 15:32 İşte Ben Buna Üç Nesil Bir Arada Derim :))
Hatırlarsanız diyete 804'ten önce başlamıştım;
ancak 6 hafta da verdiğim 3 kg yeterli bulmadığım için yoluma 804 ile devam ediyorum.
Size bahsettiğim 3 beden kıyafete bir örnek vermek istedim.
Bugün ortada duran açık renk kotun içine girebiliyorum.
Bilmiyorum,
bilmiyorum... :)
28 MAYIS 2005 CUMARTESİ 17:00 Olayı Bunlar İle Çözdüğümü Sanıyorum
Sanıyorum diyorum; çünkü sınavdan öyle gürleyerek çıkmadım.Ocak ayında ki sınavda sorular daha kolaydı.
Neden gürlemediğimden bahsedeyim:Şimdi benim hem dersten geçmem hem de ortalamayı tutturmam için
60 puan almam lazım,25 soruda 60 puan 15 doğru yanıta tekabül ediyor.Ben emin olduğum 15 tanesini yaptım, geri kalanın 5 tanesinden
eh işte eminim, kalan 5'i de salladım.Şimdi emin olduğum 15 taneden 1'i yanlışsa ve kalan 10'u külliyen yalan ise :) of ki ne of!
Bu sefer eylül ayının yolları taştan.Bu karın ağrısı çok kısa bir süre sonra sonlanacak: 10 Haziran 2005.
29 MAYIS 2005 PAZAR 18:06 GEL SEN! GEL!...
Mini mini-ciiik mini mini-ciiiik mini mini mini-ciiik... öyle bir çocuk şarkısı vardır ya, Akmerkez'deki hayvan
dükkanında kediyi gördüğüm an aklımdan geçen bu oldu.Ya sen ne tatlısın öyle gözlerini sakin sakin kapamak
yerine sımsıkı tutuyorsun, bu senin için yorucu olmuyor mu?Sen benim geçenlerde katletmek istediğim
kara kediye hiç de benzemiyorsun.Gene de kendsine yavru köpek muamelesi yaptığımı inkar etmeyeceğim.Kedi dendin mi içim çekiliyor..

"Biraz Kargolu, biraz önsevişmeli, biraz nereye baktınlı, biraz da genciz biz delikanlı
aktif dinamik heyecanlı,biraz da havuzlu" bir geceydi.
Dün akşam neredeydik bir tahmin edin.Peki söööliiim Parkorman Bilgi Myfest.
Aslında organizasyon hakkında önceden bilgimiz vardı da niyetimiz yoktu.
Saat 20:00 gibi gitmeye karar verdik; aslında festival öğlen 12.00 de başladı.
Biz vardığımızda Serdar Ortaç yeni sahne almıştı. Süper adam yaa.
Ardından Kargo ve Yalın... Yukarıdaki ise Yalın'in sahnesinden ve Parkorman havuzundan bir görüntü işte...
Ben üniversitede okurken yoktu böyle şeyler. Benim bildiğim tek toplu hareket yemekhanenin protesto edilmesi idi.
Arkadaşlarımın bir kısmı ise başka şehirlerden buraya gelmiş ve harçlığı ile geçinmeye çalışıyordu, nerede Fest-mest yani
olsada hep beraber gidemezdik. Aslında hala çok şey değişmedi, geçenlerde Vatan Gazetesi aldığı bursu
eve yollayan, 500bin liraya ekmek arası patates haşlama yiyen gençlerden bahsetti de .... :(
Durun hemen karaları bağlamayalım zaten bugün pazar ... :( Biraz daha anlatayım dün akşamı.
Kızların çoğu her şarkı ile evde çalıştıkları kliplerini çektiler.
İzlemesi çok eğlenceliydi. Canım, dikip gözümü bakmak istedi;
ama ayıp olur diye kaçamak kaçamak işte... Aslında insanın bu bakma daha doğrusu izleme hevesi yanlış anlaşılmaya çok müsait.
Sen "bu ne yapıyor böyle?" diye bakıyorsun,
o da "Ay ne güzel yapıyorum ki kız erkek farketmez kimse gözlerini alamıyor" diye düşünüyor.
Tamamıyla bir "flu anlama"...
Fest'in diyetime etkilerinden bahsedeyim: hapçılar gibi (evlerden ırak) tüm gece su şişesi ile dolandım.
Bira felan hak getire, aşkım birasını da içti, dönerini de yediii...(hain)
Ben saat 19:30 da bir adet domates ve bir kase sebze çorbası içmişim.
Ondan öncede öğlen 11:30 da hindili salata.
Saat olmuş gece yarısı 00:00 etrafta nasıl döner, köfte kokusu var tok olsanız bile direnmek yürek ister.
Hem açım hem de nasıl yaparımda diyeti bozmadan bir şeyler yerim derkenaşkımın dönerli sandöviçinin içiden yedim biraz.
2 yaprak döner ile ne kadar doyarsam işte...
Diğer bir konuda üşümem ve ayakta durmaktan belime giren kramp (galiba hayatım da ilk kez "kramp" yazıyorum-yazmam gerekti-).
Üşüdüm çünkü uzun kollu tişörtüm ve kot montum beni korumadı. Hava direkt kazaklıktı yani.Oturma olayı ise şöyle oldu:
Oturmak için yüksek bir taş üstü bulmak lazımdı, o da sahnenin olduğu tarafta mevcut değildi,
olanlar ise çook önceden kapılmıştı. Biz her sahne değiştiği arada gittik bir yerlere çömeldik, başlayınca tekrar ayakta durduk.
21:00-02:30 arasında toplasan 1 saat oturmadık.Eve geldiğimde baygın düşmüştüm.
Kargo MFÖ'nün Leyla'dan geçme faslındayım şarkısını bir söyledi, bir söyledi...
Koray pembe bir atlet ile kendinden geçerek okudu şarkıları.Grubun sahne performansı çok başarılıydı.
Koray ara ara mikrofonu yere attı, sahne teknik ekibinde atom karınca gibi bir oğlan, koşa koşa gelip kaldırdı.
Onu çıkmasını bekleklemekte zevkliydi.
Bu arada Yalın'ın 98 girişli Bilgi Üniv. öğrencisi olması dışında Serdar Ortaç'ın en küçük kardeşi de Bilgi'de okuyormuş;
bir ara devamsızlık yapmasından yakındı.
Aralarda üç beş tane önsevişmeye şahit oldum. Bu ne hal, demedim içimden: savaşma seviş çünkü :)
Her kalabalık ortamda rastlandığı üzere çiftler arasında "sen nereye bakıyorsun?"
tribal konulu kavgalar ile, etrafına ne kadar ilginç ve neşeli bir çift olduğunu ispat etmeye çalışan ikililer arasında dolandık durduk...
Bugün aşkımla Akmerkez'e gittik.Havuzun üstüne coca cola standı kurmuşlar.
Modacıların giydirdiği cola şişleri vardı. Bu şişe desenlerini beyaz tişörtlere de basmışlar.
Güzeldi.
30 MAYIS 2005 PAZARTESİ 23:58 Yüreğinin Götürdüğü Yere Git Abla!
Geçen ablamla telefonda konuşuyoruz.
Ertesi gün yurtdışa gidecekler ailecek, ben de iyi yolculukar dileyeceğim.
Aramızda ki konuşmayı aynen aktrarıyorum:
-Yarın kaçta çıkacaksınız evden?
-07:00 de
-Uçak 10:00 gibi kalkıyor o zaman
-Yok!
-Kaçta kalkıyor peki?
-Ay vallahi bilmiyorum ki:eşine sesleniyor "kaçta kalkıyor uçak?"
.....Ay duymuyor beni!...
-Peki karşılayacaklar mı sizi ordan?
-....
-Karşılayacaklar mı?
-Pardon! Karşılayacaklar herhalde... tabii tabii.
-Peki enişte işle ilgili gideceği yere nasıl ulaşacak?
-Ulaşıııımmmm?!... Vallahi bilmiyorum ki orada nasıl ulaşım araçları var.Ulaşır herhalde bir şekilde.
-Siz ülkenin neresine gidiyorsunuz?
-(Eşine) Nereye gidiyorduk biiiiz?.....Ay bilmiyorum ki Duygu!
-Abla ben sana iyi yolculuklar dilemek için aradım;ama o kadar şuursuzsun ki sana ancak
'Yüreğinin götürdüğü yere git' diyorum, o kadar yani...
(ve kriz şeklinde gülmeye başladık)
p.s. dedim ama ona yazıcam bunu siteye diye,
sanki bana kahve içmeye geliyor Allahım Allahım ya!
31 MAYIS 2005 SALI 23:30
Aşkım demin ebelendi ya kıllık yapacak, bana:"Fransızların AB anayasasını kabul etmemesi hakkında yazı yazsana" dedi.
Ne yazayım şimdi ki ben bunun hakkında, politika üzerinde hiç de iyi olmadığım bir konu.
Vatandaş olarak ne düşündüğümü iki kelime ile de olsa ifade edebilirmişim,bende pabuç kadar dil varmış ya, 'hadi'ymiş
Vallahi bir şey bilmiyorum, diyorum ikna edemiyorum kendisini.
Kendi evimde bir çeşit Tuğba Özay, Nefise Karatay hatta Nilay Dorsa muamelesi görmekteyim,
birazdan bana Atatürk'ün 19 Mayıs'da Samsun'a çıktığı geminin adını da soracağa benziyor,
şanslıysam ekmeğin fiyatı ile kurtarırım hiç iyi bakmıyor çünkü...
Diyebileceğim çok fazla bir şey yok:
Bu adamlar tersler kardeşim, zamanında fransız devrimini yapmış kişilerin torun torbalarından bahsediyoruz,
ingilizce sorulan bir soruyu anlayıp fransızca cevap veren bir millet var ortada
(Türkiye'deki gibi her cümlenin içine ingilizce yerleştirmeye çalışılmasından daha iyidir
-nadirende de olsa benimde yaptığım gibi-),
94 dünya kupasında tüm dünyanın gözleri üzerlerine çevrilmişken bile
ortak bir dil kullanayım dememiş; TV'de tüm yazılarını fransızca yayınlamıştır.
Tutturuk bir millet bu; fansızlar AB Anayasısını kabul etselerdi çıkartılması gereken yaygara
(bu millete ne oldu böyle diye) kendilerinden beklenen ve kendilerine yakışanı yaptıklarında çıkartılıyor.
Aslı ilginç olan bu bence...
Oldu mu aşkım?
31 MAYIS 2005 SALI 23:13
Ben sitemle ilgileniyordum, aşkımda TV başında.
Açıkcası ekranda ne olduğundan bi-haberdim.
Hele de bir ara Okan Bayülgen'in sesini duyunca, adam ne kadar zararlı bir şey anlatıyor olabilir ki diye düşündüm;
ama aşkımdan ses çıkmayınca en önemlisi NBA TV'yi seyretmemesinden anlamalıydım.
Benim ki oturmuş NTV'de güzellik yarışması izliyor.
Ne yapayım ben şimdi bu adama siz söyleyin...
31 MAYIS 2005 SALI 12:28
Ütü işi dün yattı.Çünkü sabah 7,5 km yürü gel evi temizle...
Öldüm bittim yani.
Bugün deney-4'ün son günü biliyorsunuz.
Gün sonuna doğru bir mucize olmaz ise 8 günde 3 kg verdim.
Adam ne demişti 3-5 kilo arasında verebilirisiniz.Ürün isminde de görüldüğü üzere iddia edilen ne?
|