WwW . Bu Benim Hayatim . CoM

		
		
		
		
Giderken...	
	
Anasayfa 

Çok kısa giderken yaşadıklarımızdan bahsetmek istiyorum:
Saat 06:00'da kalkıp havaalanına vardıktan sonra 1,5 saat Check-in'de beklemek "Hadi hayırlısı!" dedirtti.
AtlasJet'in sistemleri bozulmuş efendim!
İşleyişinde "Sistem bozulduktan 20 dakika sonrası için acil durum planı" diye bir şeyi yokmuş.
Hep birlikte 1,5 saat kadar kuyrukta sistemin açılmasını bekledik.
Sürekli artan uzunlukta bir kuyrukla; çünkü kontuarları "tüm uçuşlar"a açıktı.



En sonunda elle kart yazıp bizi yolcu ettiler.
Antalya Havaalanına vardık, bu sefer bavullardan biri yok! Sonra öğrendik ki o kargaşada İstanbul'da kalmış.
Havaalanı-Otel transferi istemiştik; tabii biz 1 saat geç inince tüm düzen şaştı.
Karşılamaya gelen araç beklemiş ve dönmüş.Telefonla durumu bildirince lüks bir jeep yolladılar. 
Kendimi Ajda Pekkan gibi hissedince kendilerini affettirmiş oldular.
İstanbul'da kalan bagajı da Çelebi otele yolladı.Bir süre kadar terliksiz kaldım ama olsundu.

		
Güneşe alerjisi olan biri yaz tatilini nasıl geçirir


Güneşe alerjisi olan biri olarak yaz tatilimi nasıl geçirdiğimi çok kısa anlatmak istiyorum.
Öncelikle kabul ediyorum ki benim durumumda bir insanın illa da "güneş tatili" yapmak istemesi çok saçma.
Onun yerine uzun kollu yazlık elbiseler eşliğinde Efes Harebelerini görebilir, Alanya Kalesi'ne çıkabilir, 
Louvre Müzesi'ne beş basan Antalya Müzesi'ni gezebilirim di'mi?
Yok!
İlla ki bikinimi giyip kumsala inicem, öğlen şeftatili icetea, akşam üstü bira eşliğinde kitap okuyup
arada da boş boş denize bakıcam; çünkü yaz tatil dedin mi benim anladığım bu.
Sermek, boşaltmak, takılmak sorumsuzca, alık alık.

   
	
Bu sene aldığım, bana iki beden büyük gelen uzun kollu, ince ketenden bir bluz gerçekten çok işimi gördü.
Ayrıca üç değişik faktörlü güneş kremi kullandım.
Aslında bir tane "tişört etkili" yani "çocuk" güneş kremi kullanıp gittiğim gibi dönebilirdim;
ama böyle olsun istemedim.



Sabahları 08:30-11:30 akşam üstü 16:45-19:30 arası deniz kenarındaydık.
08:30-09:30 bikinimle durdum; 09:30-11:30 arası gölgede bluzlu oturdum.
Aynı şekilde 16:45-18:00 bluzla gölgede durup 18:00-19:30 arası bikinimle oturdum.
Sabah ile akşam üstü arasında kalan yaklaşık 5 saatlik sürede yemek yedik, otelin aktivitelerine takıldık,
ağacın altına kurulmuş hamaklarda uyuduk, odaya çıkıp tivi izledik, ben Rusları çekiştirdim O da dinledi falan.
Televizyondan internete girebiliyordum; ama içimden nette dolanmak ya da kelime yazmak gelmedi inanır mısınız.

Kısacası "evden biri"nin güneşe alerjisi olmamasına rağmen her sene olduğu gibi bu sene de bana uydu.
Hatta olayı o kadar çok abarttı ki mesela saat 18:30 gibi ben yüz üstü yatarken 
ayaklarımın altına bile "Aman ha başımıza iş açılmasın" diyerek 50 plus süt sürdü;
oturmak istediğim her alanı gölgede bir cennete çevirmeye çalıştı...Beni kendine tekrar aşık etti :)


Gene de...Gene de son gün, yani dün, tüm vücudum döktü ve şişti.
Bunca özene, dikkate son güne kadar dayanabildim anlayacağınız.
Geçtiğimiz seneler üçüncü günün sabahı şişmeye başladığımdan bunu da bir başarı sayıyorum.
Bu yüzden taktiklerimi paylaşmak istedim; belki lazım olur.

Çocuk dediğin ağlar

Bu tatilde anladım ki çocuk dediğin ağlar! Din, dil, ırk farkı gözetmeksizin ağlıyorlar.
Sanırım her organın kendine göre gelişme şekli var ve  ciğerler ise ota boka ağlayarak gelişiyor.

Saat 19:00 olmuş, ortalık esmeye, güneş kaçmaya başlamış; 4,5 saattir denizden çıkmayan bir Türk çocuğu da 
Rus çocuğuda annesi onu çıkarttığı için etinden et kopmuşcasına ağlıyabiliyor.
Denizdeyse havuza geçmek için, havuzdaysa kaydıraktan 12789635. kez kayıp beyin travması geçirmek için,
açık büfede 38. dilim pastayı da yemek için, 75. bardak kolayı da içmek için,
yürüyen merdivenlere ters binip! kafayı gözü patlatmak için...İçin de için anlayacağınız.
Bizim de çocukların alınmadığı bir otelde gerçekten kafa dinleyeceğimiz yaz tatili yapmak için 
en fazla 1 yazlık hakkımız! kaldı.Onu da bu sene akıl edebildik ya büyük akılsızlık.

Bi'de Ruslar

Doğrudur ki Antalya'yı Ruslar basmış.
Bir süre kendilerini gözlemledikten sonra bir şeye anlam veremedim:
Rus kadını dış görünüşünü değiştirmek, Milano Moda Haftasını taze atlatmış gibi görünmek için insan üstü çaba sarf ederken 
kocası ve çocukları neden hala soğuk savaş dönemindelermiş gibi görünür ki?

      

Spor ayakkabımla ya da parmak arası terliğimle akşam yemeğine çıktığımda
-kolyemle şıklaştığımı sanıyordum- ; çoğu gece elbisesi sayılabilecek kıyafetlerle dolanıyordu ortalarda.
Ama diyorum ya yanlarındaki o kocaları bir görmeniz gerekirdi.

Ayrıca açık büfe olayında ben Türkleri israfcı biliyordum.
Oysa çoğu Rus tabağına doldurduğu yiyeceği masasına koymadan direkt çöpe de atsa aynı şey sayılabilirdi.
Ciddiyim.Bu hallerine sinir oldum.

Başka bir akşam da animatörler Rus danslarına ağırlık verdikleri bir gösteri yaptı.
En sonunda da Anadolu Ateşine benzer bir dans sunduklarında çoğu tiyatroyu terk etti.
Nasıl yani?! Ne işin var o zaman burda?
Ayrıca morarana kadar güneşlenmek gibi bir huyları var ki yürek dağlar.
Ben size Ölüdeniz'i tavsiye ediyorum.Genel de İngilizler oluyor.

Dönerken...

 

Tatilin kötü tarafı dönüşüdür.
Son gün benim dışımda herkesin yaz sezonunu bulunduğum otelde kalarak geçireceğini sanıyorum;
içlerinde eve dönecek olan tek kişi de benim...İstisnasız her yaz böyle hissediyorum işte.
Buna engel olamıyorum.
Tüm bunların sonunda doğal olarak haksızlığa uğradığıma inanmaya başlıyorum.

Neyseki bu hezeyan çok uzun sürmüyor.







































































Copyright © 2005.scampimix 
22/06/2006