17 Kasım 2008 / Pazartesi




Düşün Artık Şu Çocukların Yakasından!


Van'da Obama için 44 tane kurban kesildi hatırlarsanız. Vanlılar şimdi Cem Özdemir için bir şeyler yapacaklar mı merakla bekliyorum. Tabii önce "Cem Özdemir kimdir?" sorusu akla geliyor. Gördüğüm kadar ile kendisi Obama kadar popüler değil ülkemizde. Cem Özdemir ismi polemiklere davetiye çıkartmaya müsait; Yeşillerden girip, Soykırım Yasa Tasarısı'nda boy verilebilir. Oysa Obama öyle mi? Taksim civarında görmeye alışkın olduğumuz, semtin dip mahallelerinde yaşayan siyah bir grup insan mevcudumuz var. Obama aşinalığımızın kaynağı boksör Muhammed Ali başlayıp buradan devam ediyor. "Amerika'ya başkan olan bir siyah Amerikalı" başarı öyküsü ülkemiz topraklarına gelene kadar "Amerika'ya başkan olan bir Türk"e dönüştü. O yüzden Cem Özdemir'in ilerleyişi bunun yanında biraz zayıf kaldı. Korkarım Vanlılar kendisi için kurban kesmeyecek. Obama'ya sevinip, Özdemir'i geçiştirirken ülkemizin bir de bir belgeselle boğuşmakta. Ben çok ilginç buluyorum bu belgesel meselesini. Ancak bu sefer farklı zuhur ediyor mevzu bünyemede. İlginç buluyorum ama "Acaba ben ne düşünürüm?" diye sorarak kendime, merak falan etmiyorum. Çünkü yüzyıllar süren eğitim hayatımda Atatürk hakkında ne bilmem gerekiyorsa öğrendim. Başarı ise başarı, içki ise içki, savaşsa savaş, sevgi ise sevgi. Sevgi! Sevgi, diyince gözümün önüne Latife Hanım'dan önce Ata'nın çocuklarla çekilmiş fotoğrafları geliyor. Atamız çocuklara o kadar çok kıymet verirdi ki onlara, başka hiç bir ulusta bulunmayan bir bayramı hediye etti. Balkabaklı Halovin filan hikaye. Atamız çocukların üzerine titrerken, son haftalarda belgeselle birlikte ortaya çıkan bu hassasiyet bana biraz şişirme geliyor, hiç kusura bakmayın. "Aman Allahım Atamıza yalnız dedi, alkolik dedi" filanlar. Bundan çok daha önemli bir mevzumuz var bizim. Biz: Çocuklarını döven, onları hastanelik olana kadar eziyet eden, sevgilisine peşkeş çeken, enseste göz yuman insanlarla bir arada yaşıyoruz ve hiçbir şey yapmıyoruz. Biz: "Yok, çocuğun ruhunda tahribata sebep olmamıştır" diye rapor tutan doktor, bu sayede tacizciyi tahliye eden hukuk sistemi ile bir arada yaşıyoruz ve hiçbir şey yapmıyoruz. York Düşesi'ne kıl olup, sırf bu yüzden İngiltere'deki çocuk istismarı haberlerini ilk sıraya taşıyan bir basın ile bir arada yaşıyoruz ve "Oh olsun, onlar önce kendilerine baksın!" diyoruz. Bu ne şuursuz bir kendini teselli şekli. Sonra geceler boyunca televizyondan Mustafa Belgeseli tartışmalarını izliyoruz. Tepki olarak da pazar günü sevgilimizi cepten arayıp "Hadi Mustafa'ya gidelim" diyoruz. Saçmalıyoruz biz. Son beş yılın çocuk haberlerini hafızanızda şöyle bir yoklasanıza: Tacizi, işkencesi, ensesti, terkedilenleri, perişen olmuş yuva çocukları ile her şeyi. Biz çocuğu ziyan eden bir topluma dönüştük. O yüzden "Yurdunu, milletini özünden çok sevmek" sadece belgesel kovalamakla olacak iş değil. "Yurdunu, milletini özünden çok sevmek" bir meslek gibi görülüyor. Bu mesleği de bir takım köşe yazarları ve televizyon programcıları yıllar boyu köşelerinde, programlarında yazıp çizerek, anlatarak icra ediyorlar. Biz de ekmek kavgasının derdine düşüyoruz, bizim meslek bu! Atatürk bir günlüğüne aramıza dönebilseydi ve tek bir dokunuşa vakti olsaydı eğer, çocukları "elimizden" kurtarırdı eminim. Çünkü herkes aslında bilir ki ziyan olmuş, harap olmuş, tacizle ensestle şiddetle ruhu çökertilmiş çocuklara sahip bir milletin geleceği olamaz. Çünkü gelecek çocuklarımızdır. Kısacası: Düşün artık şu çocukların yakasından! 17 Kasım 2008 Pazartesi 23:44 Anasayfa