Yeniköy'de şahane bir sonbahardan kışa geçiş yaşanıyor, kaçırıyorsunuz.
Dilerseniz benzer bir manzarayı Dolmabahçe'den Beşiktaş'a giden
ağaçlı yolda da yaşamak mümkün. Yerler kocaman kahverengi yapraklarla döşenmiş vaziyette,
ara sıra esen rüzgarla birlikte üst üste binselerde ağaçlardan dökülen yeni "eski yapraklar",
ortaya çıkan boşluğu hemen kapatıveriyor. Yeniköy'de yapraklar birbirini kovalıyor.
İnsan bi'caddeye baktığında başka ne görmek ister ki?
("Evden Biri" cevap veriyor: Lamborghini)
Bir süre önce sırra kadem basan moralimi
bi'sonbahardan kışa geçiş manzaraları ortaya çıkarmayı başardı,
bir de Amerika'daki seçim sonuçları.
Barack Hüseyin Obama sanki erken seçimle Türkiye'nin başına gelmiş
61. Başbakanmışcasına mesuduz.
"Global Köy" ile kastedilen dünyanın öte ucunda kanat çırpan kelebekten
hemen şimdi haberdar olmak değil sadece.
Bi'duygu olarak: "Globelleşen dünya artık büyük bir köy" filan sanırım,
ama bir seçim yapmam gerekse, beni hala Yeniköy'ün yollarını süsleyen
büyük, kahverengi yapraklar daha çok ilgilendiriyor.
Show+'da yayınlanan Tyra Banks Şov'u takip ediyorum bir süredir.
İlginç konular işleniyor. Geçenlerde siyah Amerikalıların renk açma takıntılarına denk geldim.
Programına bu konuya kafayı fena halde takmış bir grup kadını konuk etti Tyra.
İnsan önce tepkiyle yaklaşıyor tabii.
"Kendini Sevmek" konulu popüler psikiyatri yazıları akla geliyor hemen.
"Cık cık"lar cepte hazır bekliyor; ama durum kadınların renk açma tekniklerini anlatmaktan
onları renk açamayı takıntı haline getiren anılarına gelince işler biraz değişiyor.
Konuklar renk açma işlemi için özel kremlerin,
peeling'in ve kesenin yardımına başvuruyor ve
sadece kendi renklerini değil, çocuklarının renklerini de açmak için çaba harcıyorlar.
Üç tane çocuğu olan bir anne bunun sebebini,
"Ne zaman yuvaya gitsem hep beyaz çocuklar kucakta!" diyerek açıklıyor.
Eğer renklerini biraz olsun açmayı başarabilirse,
hayatın sadece kendisi için değil evlatları için de daha kolay olacağına inanıyor.
Sonra "O cadı! Ondan uzak dur!"lu bir yığın çocukluk anısı falan daha.
Bir başka kadın ise sıcak havluya döktüğü çamaşır suyu ile yüzüne kompres yaptığından bahsediyor;
ardından tahrişler, yanmalar vs geliyor; ama olsun!
Bu çok önemli değil, çünkü işe yarıyor!
Tyra konuklarına, programa çıkmadan önce, bir oyun oynuyor.
Bu kadınların takıntılarının boyutunu ölçmek için
uydurma bir renk açma kremi ile tanıtım düzenleniyor.
Kremin ardından uydurma doktor başka yöntemlerle de renk açmanın mümkün olduğundan bahsediyor.
Deri soyma, kocaman iğnelerle deri altına uygulanan kimyasallar filan. Yan etkiler ise müthiş!
Hormonal bozukluklar, cılk yaralar, kanamalar...Ama rengin açılması garanti!
“Tamam” diyor kadınlar, “denemek istiyoruz”
Sonra bu takıntının sadece program konukları ile sınırlı olmadığını anlaşılıyor.
Piyasaya çıkıyor Tyra'nın ekibi; önce Harlem'de yoldan çevridikleri insanlara
renk açma kremini nereden alacaklarını soruyorlar.
İnsanlar bir an bile duraksamadan eczane tarifi vermeye başlıyor,
zaten burada, bu kremler her köşe başında satılıyor.
Ardından şehir merkezine geliyorlar ve aynı soruyu buradaki insanlara soruyorlar:
Böyle bir kremin varlığından bile habersiz millet.
Sonra bir ezcaneye giriyorlar ve bir tane bile renk açma kremi satılmadığını görüyorlar.
Ama aynı eczanenin Harlem şubesinde çeşit çeşit renk açma kremi mevcut.
İşin kötüsü bu konukların haklı olma ihtimalleri.
Program sırasında bir fotoğraf getiriyorlar ekrana:
Siyah Amerikalı bir kadın, hiç de fena görünmüyor.
Sonra Photoshop'la kadının rengini birkaç ton açıyorlar.
Kadın aynı kadın. Ama bir başka oluyor bu sefer.
Renk insanı değiştirir mi?
Evet, değiştiriyor.
Sadece Michael Jackson'ın muzdarip olduğu bir takıntı değil açık renk.
Pek çok siyah Amerikalı renginden ölesiye nefret ediyor, nefret ettiriliyor.
Bir miras gibi nesilden nesile aktarılıyor bu duygu.
Her neyse, Obama Amerika'nın kendisinden beklediklerini tam manası ile yerine getiremese bile,
Başbakan "olabilerek" bu insanların ruhunu onarmaya biraz olsun katkısı bulunacaksa eğer,
benim için başarılı olmuş sayılır.
7 Kasım 2008 Cuma
15:58
Nil'in Dünyasý'ndan:
Tahta Harfler
Anasayfa