tüm "border'ları ="0" layan müessese Bu Benim Hayatım. c o m

Ya Bir Yol Bulunur, Ya Bir Yol Yapılır

 

kum havuzu

derKİ

b.hayat

compir


Ana Sayfa


Bi'de..

Ekim1
Ekim2
Ekim3





Eski Yazılarım
Atraksiyonlar
Fotoğraflar
e-gardırop
Konuk Yazar
Tariflerim
Videolarım
Ne alsam?
Carrie
Spk


Basın'da bubenimhayatim.com Vatan
Hürriyet
Milliyet
PC World
Aktüel
Sabah

  
    


29 Kasım 2007 Perşembe 17:00 Bebek Dünyasının Gerçekleri 1: Yalan Sözler Ne konuşulur ne konuşulmaz yeniden öğrendiğim bir dönemdeyim. "Bu ne şimdi?" diye geçiriyorsunuz içinizden. Benim durumum sizinkinden daha fena, telaşa kapılmayın hemen. Bebeklerin dünyasına adım atmamla beraber pek çok şey aynı anda kucakladı beni. Bunların içinden en tuhafı da "Bebekten bahsederken dikkat edilmesi gereken hususlar" mevzuydu. "Dikkat edilmesi gereken hususlar" kısmı aslında işin nezaketi, "Bebekten bahsederken neleri saklamalısın, hangi konuda yalan söylemelisin" dersem daha dürüst yaklaşmış olurum. Her şey alt kat komşumun üstümüzde oturan oğlunun temizlikçisi için halı silkeleme izni almaya gelmesi ile başladı. Bir taşımlık kahve istemeye gelir gibi "İzin verirseniz temizlikçimiz tepenizden halı silkeleyecek" dedi ve dondu: "E sen doğurdun mu?" "Evet" dedim. "E ben hiç ağlama sesi duymuyorum, hangi ara doğurdun?" dedi, mutlu değil amakendisi; muzip bir gülümseme ile "Şaka şaka" desem boynuma atılacak sevinçten. Neden böylesi bir hayal kırıklığı yaşadığına hala anlam verebilmiş değilim. "Dızlıyor ama... ağlama... ne bileyim" dedim. "Yok kızım deme kimseye ağlamıyor diye, ağlıyor de ağlıyor.." dedi. Namazında niyazında bir teyze tarafından yalana teşvik edilmem kafamı karıştırdı. Halıya izin çıkmadı diye bozuk atsa da asansöre binerken hala "Ağlıyor de" diye takılmış plak gibi tekrarlıyordu. Başka bir gün İzmir'den bir akrabamızın benden birkaç hafta önce ikinciyi doğuran kızı aradı. "Akşam uykuları nasıl?" diye sordu, "Valla" dedim "Yat kalk yapıyoruz ama idare ediyorum". "İdare ediyorum diyorsan iyidir, aman ha kimseye 'uyuyor' deme". Bak şimdi! Zaten Nil için "uyuyor" uygun bir kelime değil. Benim "uyuyor"dan anladığım akşam 8 sabah 8; yattı mı külçe gibi kalacak. Bu bahsettiğim de çoğu anne için Campanella'nın Güneş Ülkesi ütopyası ile benzer özellikler taşıyor. Göğüsümde biriken süt 5N 1K'da kısa devreye sebep olmuş olacak ki ikisine de "Niye?" diye sormayı akıl edemedim. Nazar, alenen yalana teşvik etmeyi meşru gösterebilir miydi? Bir şekilde tecrübe mi konuşuyordu yoksa bu insanlar pratik birkaç şey söyleme konusunda hevesli kişiler miydi çözememiştim. Bir tarafta yalana teşvik edilirken diğer taraftan Nil hanım da boş durmayıp var gücü ile beni yalancı çıkarmakta zaten. "Uyuyor" desem bile gelen her eş dost ile birlikte Nil de dızlama rekoru kırmakta, olmadı kendi rekorunu elage etmekte, sağ olsun. İşte tam bunları düşündüğüm esnada "Nil:Temiz beze 'dort'licam" yazısını çıktı sitede ve ertesi gün dortlamayı kesti. Dortlamayı kesmesi dızlamasına da yansıdı tabii. Bunların en tepesinde de çaresiz bir ben. Kızım şöyle de dortluyor, peş peşe 4 beze de dolduruyor dedikten sonra Nil karşıma kıpkırmızı bir suratla çıktı, ayaklarını da karnına çekmiş çırpınıyor. Çok güzel! 1,5 gün uğraştım kızımı dortlatmak için. Ben bu olan biteni yazmadan önce de Katatonik Kedi (Çaki'nin babası)
"Bir de olaya iyi tarafından bakın ya dortlayamasaydı ve karnı ağrısaydı? Bu durumda bütün aile başına birikir ve ilk dortlamada sevinç çığlıkları atardı:)" dedi. Aynen öyle oldu Katatonik Kedi, olay sonrası baba kirli bezin başına çağrıldı ve çevresinde mutluluk dansı yapıldı. Sonuç olarak tüm bu yaşananlar beni akılcı bir süpheciliğe sürükledi. Yalan yok. Yorumlar 27 Kasım 2007 Salı 20:10 İdeefixe Sanal Kitap Fuarı - Yeni Yavrular Emzirmeye eşlik eden en popüler faaliyet televizyon izlemektir. Televizyon izlemek pasif bir eylemdir, emzirmek de öyle ve bu noktada, matemetik kurallarını yalanlarcasına iki pasif çarpışıp bir aktife dönüşememektedir (Takıntılı olduğum (-)x(-)=(+) kuralını hatırlayalım). Emzirirken her şeyi seyretmek mümkündür: Sabah Sabah Seda Sayan (Ben "Sabahların Sultanı" diye bir program bilmiyorum), Her Eve Lazım satış parodileri, öğleden sonralarının vazgeçilmezi Dişi Yakarış, tekrar diziler; bir süre sonra ekranda elinde keskin bıçağı ile kutu kolayı kesmeye çalışan o adam belirdiğinde yatma vaktinin geldiğini anlarsınız, saate bakmaya bile gerek yoktur. Kısaca normal şartlar altında izlemeyeceğiniz ne varsa bir süre sonra hepsini izlemeye başlarsınız, seçiciliğiniz kaybolmaya yüz tutmuştur. İşte bunu fark ettiğiniz an iki şey yapabilirsiniz: 1-)Tamam, hayatımın bu bölümü televizyon karşısında bir saksı gibi geçecek. 2-)Hayır, bir şeyler okumalıyım. Çabuk ayan bir kişi olarak emzirmenin birinci haftasında televizyon karşısı saksı olayını tesbit edip kitap okumaya karar verdim. Tüm gün okur performansı sergilemekten geçtim, "Bir Tv bir kitap" bile gayet kazançlı bir serpiştirme sayılırdı. Boşa çıkan tek elle birlikte kitap okumak düşündüğünüz kadar kolay bir iş değildir ki bazen kitabı kenara koyup bebeğin emdiği memeye şekil de vermek gerekir. İşi zora koşmayı seven yapım burada da kendini gösterdi ve edebiyatçılığından sasık bir tat aldığım; ama kendisine hayran olduğum Orhan Pamuk'un yarım kalmış kitaplarından birine dadandım: Benim Adım Kırmızı ve arada sırada da bitmesine 50 sayfası kalmış Öteki Renkler. Bir de kafanız sepet gibiyken O.P. okumayı deneyin, (-)x(-)=(+) kuralından bu şekilde de verim almak mümkün. Ama insan açgözlü olmaya görsün. Bebek ele avuca gelip emzirme işi düzene girene kadar yarım kalmış kitaplarımı bitirmeyi planlarken İdeefixe Sanal Kitap Fuarı ezberimi bozdu. Yeni kitaplar sipariş ettim, aynen geçen sene olduğu gibi; o eski listeden kapağını kaldırmadığım bir-iki tane kitap hala mevcut. Yıl içinde D&R kartımda da para puan biriktirmeyi başarmışım. Şimdi nerden çıktı yeni kitap? Çıktı işte! Bir arkadaşımın da dediği gibi: "Kitap almak bir süre sonra ayakkabı alışverişine dönüyor". Hadi gelin yeni yavrulara bir gözatalım. İçinde "evden biri"nin siparişi ettiği kitaplar da var; eğlence olsun, onunkileri tahmin etmeye çalışalım: Tıkanma Chuck Palahniuk Yamuk Bakmak Slavoj Zizek Siyah Süt Yeni Başlayanlar İçin Postpartum Depresyon Elif Şafak Görmek ve Fark Etmek Alain de Botton New York Seyir Defteri Buket Uzuner Türklerin Tarihi Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl Jean-Paul Roux Gelecek 50 Yıl 21. Yüzyılın İlk Yarısında Hayat ve Bilim Kolektif NTV Yayınları Amerikan İmparatorluğu Atlası ABD: Hipergücün Jeostratejisi Gerard Dorel Gen Bencildir, Öyleyse Kapitalizm Mustafa Kayan Büyük Oyunu Anlamak Jeopolitik: Bugünün Uzun Tarihi Yves Lacoste Bebeğinizin İlk Yılında Sizi Neler Bekler Arlene Eisenberg, Heidi E. Murkoff, Sandee E. Hathaway Bunu Nil'e aldım, okuyup bize anlatacak- Yorumlar 25 Kasım 2007 Pazar 23:40 Nil 1 Aylık Oldu Hayatımın en uzun 1 ayıydı.. Yorumlar 22 Kasım 2007 01:18 Nil: Temiz Beze "Dort"licam Dizimax'de bi'bilimkurgu dizisi var: Kyle XY Kyle, böyle mavi gözlü, şaşkın bakışlı, göbek deliği olmayan 16 yaşında bi'oğlan. Nereden geldiği, kim olduğu bilinmiyor. Anıları yok, kimsesi yok, bizim yaşadığımız hayata ait hiçbir tecrübesi yok; sanki dünyaya ilk kez bakıyor. Sonra psikolog bir kadının gözetimine veriliyor; yaşamına bu kadının ailesi ile devam ediyor, bizim dünyamızı, insanları tanımaya başlıyor yavaş yavaş: Mesela birisi ağladığında, "Bu haber onun gözünden bir sıvı akmasına sebep oldu" ya da sinirlendiğinde "Bu hali ile tehlikede bir kaplanı andırıyor" falan diyor. Her şey onun için çok yeni ya. Diziyi de benim açımdan izlenebilir kılan Kyle'nın hayatımıza adaptasyon süreciydi zaten. Bebekle ilgili tecrübelerimi okuyan pek çok profesyonel anne için ben de bir çeşit Kyle olabilirim. Bu sabah Nil'in bi'seferde kirlettiği dört tane bezi elimde çöpe doğru yürürken bunları düşündüm işte. Nil'i bezleme konusunda zamanlama sıkıntısı yaşıyorum. Altını açıyorum ve havayı tekmeleyen ayakları ile onu incitmeden bir mücadeleye girişiyorum. Bu mücadele sırasında önce poposunu siliyorum, sonra kirli bezi alıp yeni bezi koyuyorum, kremleme işini hallediyorum tam kapatacakken "dooooorttt". Peki! Bunun üzerine altını açıp bir süre hem dötünün hava almasını sağlıyorum hem de daha dortlayacaksa dortlasın diye bekliyorum. Zaman geçiyor dortluyor ya da dortlamıyor ve ben "tamamdır herhalde" diyerek tekrar bir elimle ayaklarını tutup diğer elimle temizliğini yapıyorum (bu kesinlikle küçümsenmeyecek bir beceri istiyor ve görmezden gelemeyeceğimiz bir mesai) işte tam bu esnada, elimin üstüne mesela, "doooorttt". Tamam! Başka bir gün her şey yolunda gibi görünüyor, bekliyorum dortluyor. 'Ben bu işin matematiği, fiziği ne varsa çözdüm artık' diye düşünüyorum. Eyvallah! Silip, temzileyip yeni bez ile paketliyorum ve kucağıma almamla birlikte tekrar "doooorttt". Nasıl ya? En son bugün kirli bezi ile birlikte toplam dört kez bez değiştirdim, bir seferde! Yaklaşık yarım saat sürdü: Aç, bekle, dortlasın ya da dortlamasın toparla, paketle ve daha yattığı yerden kaldırmadan, tekrar, tekrar, tekrar. Nil neredeyse bir aylık olacak. Ne zaman "bezleme olayını çözdüm" desem baştan almamız gerekiyor. Kendi içinde bir sistematiği yok bu dortlamanın ya da Nil hanım bana "Temiz beze dortlicam" diyor kısaca. Babam duruma daha iyimser bakıyor, "Çabuk bırakır bezi" diyor; zira çoğunlukla altını açtıktan sonra yapıyor ne yapacaksa. Anlayacağınız "Altıma yapmak istemiyorum" mesajı da olabilirmiş bu. Neyse ne işte, bu konudan nasıl bir ders çıkarmam gerektiğini henüz tam seçemedim ama zengin olmak için bebek bezi pazarına girmek de fena bi'fikir gibi görünmüyor. Yorumlar 17 Kasım 2007 Cumartesi 23:13 Nil'i Kaçırdım! -Sen Emzir, Gerisine Karışma- Bu satırları size annemlerde, yemek masasının kenarına konuşlanmış kağıt kalem marifeti ile yazıyorum. Burada hava biraz elektirikli ve ben de yemek masasına sığınmaktan başka çare bulamadım: Nil'i kaçırdım da! Peki başka bir yerden başlamama izin var mı? Bir anne adayı olarak önce 9 ay bebeği karnınızda taşıyorsunuz, uykusuz geceler (WC'ye ring seferi), alınan kilolar, karpal tünel sendromu, hormon değişimi, kronik yorgunluk.. Hayata kaldığınız yerden devam edebilmek için ciddi çaba sarf ediyorsunuz, cennet ayağımın altına serilecek motivasyonu ile dolanıp duruyorsunuz ortalarda. Sonra vakit geliyor: Çekilen sancılar (sancılar,sancılar, sancılar...) ve bir şekilde sağlıkla bebeğinizi kucağınıza alıyorsunuz. Hemen akabinde başlayan emzirme maratonu, tekrar uykusuz geceler ve süt yapımı için yandan yemiş hormonlarla mücadele, normal duygularınıza dönme çabaları falan. Kısaca dünyaya gelmenin cezasını çekmekten kimse kurtulamaz. Şimdi sorabilir miyim: Tüm bunların sonunda bebek üzerinde en çok kim söz sahibi olmalıdır? "Anne"ye ne dersiniz? Nil 3 haftalık oldu ve bugün bir test için onu hastaneye götürdüm. Ve bu üç haftanın sonunda ilk kez bugün çıkışta annem, Nil ve ben bir alışveriş merkezine gittik. Ama "evden biri" bırak alışveriş merkezini hastaneye bile gönülsüz yolluyor Nil'i. "Daha çok küçük" diyor, "Kırkı çıkmadı" diyor, "Bağışıklık sistemi gelişmedi" diyor, diyor da diyor anlayacağınız. Havanın az biraz güzel olduğu bir gün, bebeği kanguru ile göğüsüme asıp bi'yarım saatliğine bile dışarı, yürüyüşe çıkaramıyorum. Çünkü O, bana henüz bunları yapmam için İZİN vermedi. Bana VASİmmiş gibi davranıyor. Tasarruf yetkimi yitimişim de bebekle benim için karar verecek en yetkin kişi kendisi. Ve neyi fark ettim biliyor musunuz: Çok çabuk "sen emzir, gerisine karışma" etiketini benimsemişim. Benimsemişim ki, hastane çıkışı "Bi'alışveriş merkezinde takılsak mı azıcık?" sorusunu "Ya bebeğe bir şey olursa ben ne HESAP veririm?" iç sesi karşıladı, ki ne kadar ihtiyacım var iki vitrin bakıp üç insan yüzü görmeye. Hem bi'gün önce kendisine DOĞRU EVE geleceğimi söylemişim. Gene de ne olduysa oldu, kanımız bitlendi, işimiz bittiğinde soluğu alışveriş merkezinde aldık. Üç haftanın sonunda ÖYLESİNE geçirdiğim bu 1,5 hadi bilemedin 2 saat bana çok iyi geldi. İşte yazının başında bahsettiğim elektirikli ortam da bu HABERİ "evden biri"ne verince oluştu: "Nil'i kaçırdın öyle mi?" (dedi kızgın adam). Evet Nil'i kaçırdım, çok da iyi yaptım ve şimdi de Londra'ya gitmek istiyorum! Daha doğrusu çok uzun zamandır aklımda Londra. Bunalımlı havası tam benlik, akşamüstü beş çayı, ani bastıran yağmurlar, mimarisi.. Ben, "evden biri" ve Nil.. Keşke üç günlüğüne de olsa kaçabilsek Londra'ya. Yalnız "evden biri"ne bu şekilde sol gösterip sağ vurduktan sonra Londra'ya gitmek dert değil de Nil'in hangimizin pasaportuna kaydedileceği çözülmesi gereken bir BULMACA olabilir. 15 Kasım 2007 Perşembe 20:55 Yorumlar 13 Kasım 2007 Salı 15:00 Bana Hediye Almak İsteyenlere Özel Yazı Geçen sene kasım ayında olduğu gibi aynen bu kasımda da vizyon oldukça renkli, dolu, hareketli ve beni çağırıyor. Bunun üzerine ben de sadece 2007 Kasım'ı için kendilerini DVD'ye davet ediyorum. Yılbaşında ya da kendi seçtikleri bir bahane bana hediye almak isteyenler, DVD listem aşağıdaki gibidir: 1-Kefaret (Atonement) 2-Yumurta 3-Yaşamın Kıyısında 4-Arslanlara Kuzu (Lions for Lambs) 5-Dikkat Şehvet (Lust, Caution) 6-Beyaz Melek 7-Persepolis Yorumlar 12 Kasım 2007 Pazartesi 18:20 Tanıştığımıza Memnun Oldum Nil! Nil de rezervasyonlarda, kayıtta şurda burda benim yaşadıklarıma benzer şeyler yaşayacak: -Adınız -Nil Duygu Okutan -Anne Adı -Duygu Yılmaz Okutan -?! Nil Nişantaşı'ndaki bir hastanede doğduğu için o da benim gibi "Şişli" doğumlu. Onun rüyaları da oldukça ilginç. Çünkü Nil uyurken bizim uyumamız pek mümkün değil. Uykusunda kızıyor, gülüyor, ağlıyor... Sesli uyuyor anlayacağınız. Acaba hamileyken gördüğüm rüyaları o da gördü mü? Bi'de horluyor. O yüzden evden birinin horlaması doğum öncesi korkutuğum gibi bir risk teşkil etmiyor hayatımızda (Bu horlama işini doktora sormak lazım). Nil Terazi burcu olsun çok istedik; ama Akrep'e kaptırdık. Sonra bir hediye misali yükselen burcunun Yengeç olduğunu öğrendim. Ortak bir noktada buluşacağımızı biliyordum. Karnı toksa, gazı çıkmışsa, altı temizse kimseye müdanası yok. O boncuk gözleri açık koltukta yatıyor, henüz göremediği halde etrafa bakınıp duruyor. Mesaj kısa ve net: "Ben iyiyim ve kendi başıma idare edebiliyorum". Böyle zamanlarda onu kucağıma almak için dayanılmaz bir istek duyuyorum ve alıyorum. Emzirirken eğer kitap okuyorsam, kokusunu mu alıyor nedir, kafasını kitaba doğru çevirmeye çalışıyor, olmadı yan gözlerle kitaba bakıyor. Ne okuduğumu merak ediyor anlaşılan. Nil de yemek konusunda en az annesi kadar hassas. O da uyandığında benim gibi acıkmış oluyor, yemek kaynağı meme konusunda da kesinlikle şakası yok! Bunlar 18 gün sonunda tespit ettiğim Nil ile ortak noktalarımız. Zamanla artar, azalır, çeşitlenir daha. Ama Nil'in benim bebeğim olması dışında onu "ben" yapan "Nil" yapan ne varsa o "şey" işte beni ona başka bir açıdan da bağlamaya başladı. Demek istediğim Nil kocaman bir insan olarak bu hayatta karşıma çıkmış olsa, ne bileyim kahve içmek için girdiğim bir yerde kasa kuyruğunda göz göze gelsek ya da kalabalık bir ortamda yer yokluğunda aynı masayı paylaşsak -sohbeti o başlatırdı eminim- arkadaşlığını kabul edeceğim biri olurdu. Kendimi ona yakın hissederdim kesin; onu tanımak isterdim. Bunu fark edince "anne ve bebeği" dışında aramızdaki ikinci bağı da keşfetmiş oldum. Tanıştığımıza memnun oldum Nil! Yorumlar 10 Kasım 2007 Cumartesi 01:29 İkinci Hafta Nil iki haftalık oldu. Geçtiğimiz gün kontrol için tekrar hastaneye gittik. Bu sefer arabayı ben kullandım. Yol boyu dızlamasından endişe etmedim değil; ama sorunsuz bir şekilde hastaneye ulaştık. Bu sefer bir hayli soğukkanlıydım. Katlar arası koşturmayıp, yürümeyi tercih ettim mesela. Hastanede yapılacakları unutmamak için not defterimi ve ajandamı yanıma aldım. Nil ile bu iki haftada bir hayli yol katetmiş olacağız ki bez çantasının içine beklerken okumak için yarım kalmış kitaplarımdan birini de koymuştum, arada 4 sayfa kadar okudum da. Bu kitap okuma işi aslında emzirme faaliyetinin bir parçası. Evdeyken baktım emzirme çok vakit alıyor yarım kalan kitaplarımı bitirmeye karar verdim. Emzirirken daha pek çok şey yapılabilir aslında, sonuçta bir kolunuz boşa çıkıyor ve bu sürede öyle "bön" kalınmamalı, en basidinden sağ kolum boştaysa hem emzirip hem kahvaltı yapabiliyorum. Neyse, "Emzirirken daha neler yapılır" öneri listemi başka bir yazıyla temize geçerim. Nil muayeneden sonra ağlamaya başlayınca soluğu emzirme odasında aldık. Bu ilk emzirme odası deneyimimdi. Kendimden başka çıplak bir kadının varlığına tahammül edememediğim için doğal olarak memeler ortada bir ortam beni gerdi, biraz tedirgin olduğumu inkar etmeyeceğim. O yüzden annem benim önümde, benim başım yerde 15 dakika kadar Nil'i emzirip (susturup) hızla odayı terk ettim. Başımın önüme eğik olması içeride bulunduğum sürede diğer annelerin benimle sohbet etmesini engellemedi. Soruları yanıtsız bırakmadım: "Sizinki kaç aylık?", "Sezeryan mi? Karnınız çok iyi o zaman", "Ay bizimki de hiç gülmüyor", "Sizinkinin adı ne? Ne güzel isim o öyle, bizimkinin adı Ege, elini sallasan Ege'ye çarpıyor yalnız, ne yapalım artık" gibi. Bu arada emzirmek için illaki önden düğmeli bir şeyler giymek gerekmiyormuş, karnınızı gösterme konusunda sorununuz yoksa her şeyi giymek mümkün. İşimiz bitince hastanenin kafeteryasında birer çay içtik annemle, benimki oldukça açıktı. Bu arada çay-kahve içerek kendi kendimi kurşunlamayacağım için (bkz.uykusu kaçmış Nil) bu şekilde tasarruf edeceğim paralar ile kendime neler alabileceğimin listesini yaptım ayaküstü. Kısaca bebekten önce ben bu işe çokça para harcıyormuşum onu fark ettim. Dönerken Nil dızladı hem de öyle böyle değil. Karnı tok, altı kuru.. Gene de dızladı işte. Yapacak bir şey yoktu tabii, içim bir tuhaf olsa da sakin bir şekilde araba kullanmaya devam ettim, O da eve 2 km kala sustu. Yorumlar 7 Kasım 2007 Çarşamba Pazartesi 10:50 Hazmettim Bebeği hazmetmem yaklaşık 2 haftamı aldı. Merak edenlere Nil bebek! Aynı annesi gibi yanaklı, köfte yanaklı, bir kız işte. Yorumlar 5 Kasım 2007 Pazartesi 23:17 Bir Sabır Eylemi Olarak Emzirme "Anne olunca anladım" temalı bir yazı ile karşınızdayım. Nil hayatıma girmeden önce bebeklerle ilgili bir takım haberler bana gereksiz ya da manasız gelirken onunla birlikte edindiğim taze tecrübeler bu manasızlığın aslında bilgisizlik hadi bilemedin tecrübesizlikten kaynaklandığını ortaya koydu. "İlk 6 ay sadece anne sütü" çağrısından Emzirme Haftası'ndan bahsediyorum. 18. yüzyıl sonlarında Fransa'da soylu çevrelerden burjuvalara kadar neredeyse hiçbir anne bebeğini kendi emzirmiyormuş. Paris'te 1780'de dünyaya gelen 21000 çocuğun %95'i doğumdan hemen sonra süt annelere verilirmiş. Sütünü ekonomik şartlardan dolayı satmak zorunda kalan bu anneler genelde Paris'ten uzakta yaşamaktaymış. Yeni doğan birçok bebek daha yolculuk sırasında hayatını kaybeder, kalanlar ya yetersiz beslenme ya da ihmal yüzünden ölürmüş. Yinede üst düzey aileler bebeklerini bu şekilde "büyütmekten" vazgeçmemiş. Bebeğim olmadan önce düşünürdüm: Bedava besin kaynağı olan anne sütü ve anneyi gene bedavaya zayıflatan emzirme gibi bir eylem için neden orada burda sadece anne sütü çağrısı, Emzirme Haftası teşviği yapılıyor ve Fransız kadınlar manyak mıymış? 11 gündür emziren bir insan olarak anladım ki bahsedilen süreler dahilinde emzirmek her annenin harcı bir eylem değil. Öncelikle çelik gibi bir sabır ve meme istiyor. Sabır istiyor çünkü bebeği 20 dakika önce, yaklaşık 30 dakika kadar emzirdiğiniz halde gene meme isteyebiliyor ve olaylar bir düzene girene kadar da ne zaman isterse o zaman emrine amade bir "meme insan" olarak yaşamaya başlıyorsunuz. Tüm varlık sebebiniz memeniz oluveriyor. Tüm gün döngüsü onun emmesi üzerine kuruluyor. Memeye yapışık bir bebekle kucak kucağa günler geceler geçiyor. Büyüdükçe düzene gireceğini ve sütün ona ne kadar yararlı olduğunu düşünerek motive olmaya çalışıyorsunuz ama değişmeyen bir gerçek var ki en az 6 ay sadece anne sütü ile beslenmeli, yani siz bir "meme insan"sınız. Evet, hızla zayıflamak çok güzel ama emzirmek gerçekten mesai ve sabır isteyen çok kıymetli bir eylem, hafife alınır bir tarafı yok. O yüzden pek çok anne 6 ay boyunca bu eylemi sürdürmekte zorlanıyor; bebeğin mamaya ihtiyacı olduğu "müstesna" durumlar istisnadır, kabul. Ama inanırım ki "Yesin mamayı doysun da uyusun" diyenlerin; mamanın, biberonun kullanım kolaylığını tercih edenlerin sayısı az değildir ki "İlk 6 ay sadece anne sütü" diyerek etkili ve yetkili kişiler kendini paralıyor, Ezirme Haftası ile yorgun anneler kazanılmaya çalışılıyor. Bir de "Bebek her istediğinde emzir ama kucağa da alıştırma" var. Her gelen aynı şeyi söylüyor; ancak bunun bu şartlar altında nasıl mümkün olacağı konusunda kimsenin en ufak bir fikri yok. Bu da bir sabun köpüğü ve yine eski bir gevezelik.. Yorumlar 3 Kasım 2007 Cumartesi 15:13 Nil:"Göbeğim düştü, annem altımı daha rahat değiştirecek" 44. Altın Portakal Film Festivali'nin sonuçları belli olmuş, hatta Dr. Avni Tolunay ödüllü Yaşamın Kıyısında vizyona bile girmiş. Şimdilik en iyi film seçilen Yumurta'nın, Yaşamın Kıyısında'nın DVD'ye düşmesini beklemekten başka çare görünmüyor. Çünkü Nil, 2-3 saatliğine anneanneye satılmak için henüz çok küçük. Nil demişken, dün gece göbeği düştü, 8. günde. Sabah 'evden biri', "Bundan bi'kokular geliyor" diyerek body'sini sıyırdığında mandalı görmedi, kısa bir süre mandalı bulmadı da. Panik olduk pek tabii, meğerse sırtına dönmüş. Bir gün sonra yıkanırmış, herhalde en geç pazartesi günü yıkamış oluruz. İnşallah yıkayınca kafasının kokusu da kaybolmaz; o, çok şahane bir koku çünkü. Yorumlar 1 Kasım 2007 Perşembe 11:45 Nil Bir Haftalık Oldu Nil bugün tam bir haftalık oldu. Bu bir haftanın olaylarını ana başlıklar halinde özetlemek gerekirse: Termometre Krizi Bebekten önce termometre benim için sadece dedelerin evinde bulunan bir eşyaydı. Fakat bebek sahibi olunca bir termometre sahibi olmak kaçınılmazmış. Biz bu konuda biraz zayıf kaldık ve bebeği eve getirdikten sonra termometrenin yokluğunu hissetmeye başladık. Bebekler 22-24 derecedelik bir ortamda olmalıymış. Bunun üzerine (Diyelim mi? Hadi diyelim) "babası" alelacele içeri ve dışarının ısı ve nemini ölçen, basınçtan hava tahmini yapan bir termometre aldı. Nil Bebek İlk Sanal Hediyesini Aldı Tuğçe bunu kendi elleri ile Nil Duygu için hazırlamış. Tek kelime ile bayıldım. Bir Zeka Oyunu Olarak ÇıtÇıtlı Body Bebek için alışveriş yapmak çok zevkli, ama hesaba katmadığım bir şey var o da çıtçıtlar. Siz bir bebek body'sinin çıtçıtlanmasının en az 120 IQ gerektirdiğini hatta öncesinde, hamilelikte oyuncak bir bebek ile giydir-soydur antremanları yapılması gerektiğini biliyor muydunuz? Ben bilmiyordum. Bebeği ilk giyidirmeye kalktığımda ağzımdan çıkan cümle "Bu ne ya!" oldu. Bebek tekstil dünyası annelerle dalga geçiyor olmalı. Kapıya Gazete bebekten önce gazetelerimi internetten okurdum ve sadece hafta sonu, koltuk keyfi için gazete satın alırdım. Bu dönemde internetin başına geçip gazeteler arası sörf yapamadığım için artık her gün kapıya gazete geliyor. Kağıt israfına üzülüyorum ama gündemi takip edebilmek için şimdilik böyle takılıcam. Panik İnsanı ve Unutkanlık Pazar günü eve çıktıktan sonra salı günü Nil'in ilk kontrolü için annem, babam ve ben tekrar hastaneye gittik. Nil ana kucağında tosur tosur uyurken ben de bir panik, bir heyecan, hastane içinde katlar arası koşuşturuyorum ve kanter içindeyim. Panik yapacak birşey olmamasına rağmen benim dışımda başka -küçücük- bir insanın sorumluluğu ile ilk kez sokağa çıkmak beni gerdi. Gene de ilk dışarı seferini başarı ile geçtim. Nil benimle işbirliği yaptı, yolu yokuşa sürmedi Allah'tan. Sadece hastaneden almam gereken Nil ile ilgili bir torba evrak vardı, onları unutmuşum. Yorumlar DEVAM...