WwW . Bu Benim Hayatim . CoM
		


İZMİR, PALMİYELER ŞEHRİ...

ve KUŞADASI'NDA BİR KUŞ!

Anasayfa
Uçak ile otobüs bilet fiyatlarının arasında 10 YTL fark olduğundan uzun zamandır otobüsle seyahat etmemiştim. İzmir'e otobüsle inmemiz gerektiği için kendimi çok kötü bir yolculuğa hazırladım.Varan'a rağmen... Bir metreden az daha uzun bacaklarım ile sekiz saatlik yolculuk daracık duracık koltuklarda nasıl gececekti ki? Ama otobüse bir bindim ne göreyim iki kişilik koltuk alanı olmuş 2,5 kişilik. Koltukların deri olması ise hijyen açısından on numara. Bacaklarımı der-top edip attım aşkımın kucağına süperdi anlayacağınız.Ayrıca koltuklar çok geniş sizi resmen kucaklıyor.Bu otobüsler deluxe modelmiş, hepsi böyle değilmiş aklınızda bulunsun (fotoğraflardan biri giderken biri dönerken çekildi).
Yolculuk esnasında kafam servis elemanına takılıyor.Ufak tefek güler yüzlü bir çocuk.Aşkıma: -Çok kazanıyor mudur? diye soruyorum (çok kazansın). -Niye? diyor. -Kahve ikram edicem diye kalk buradan İzmir'e git.Bi'de uçakta olsa mesleği 'host' olurdu.Böyle, ne bileyim.. Alsancak Sizin Alsancak'dan haberiniz var mı? Ne güzel yer orası.Millet İstanbul'da Nişantaşı diye ölüyor Alsancak'ın attığı kör tırnak olamaz. Caddeler,kaldırımlar, şehir ışıkları, binalardaki nizam intizam.Alsancaklılar ne düşünür bilmem ama resmen bir Avrupa şehri gibi... Genel olarak bakılacak olursa İzmir'de güvenlikle ilgili pek bir sorun görünmüyor. Gecenin geç saati de olsa yüzlerinde güven ve huzur ifadeli hanımlar otobüslerde, taksilerde, hususi araçlarında saate aldırmadan bir yerden bir yere ulaşmaya devam ediyor. Ben burada tek başıma saat 21:00'den sonra burnumu dışarı çıkartmıyorum (biraz ödlek oldum sonradan). Metrosuna bayıldım.İstanbul'dakinin aksine benim bindiğim peron yerin altında değildi. Gün yüzü görüyorsun, modern bir mimari anlayışı ile yapılmış. Türkiye'de bir il gibi değil İzmir... Aşkımın kuzeninin mezuniyet törenine de gittik.Doktor çıktı kendileri.Benim bildiğim yakışıklı çocuklar hayta olur. Saçı ile başı ile uğraşmaktan tıp okumaya mecalleri kalmaz. Törende başka bir şey daha farkettim; bi' doktor olursanız mezun olup iş bulmaktan korkunuz olmuyor. Mezuniyet töreni bile ayrı bir havalı: önce Hipokrat yemini, ardından temsili diploma için sahneye davetler: Şimdide Dr.Gökhan K.'ı diplomasını alması için sahneye davet ediyoruz... Bitti işte! Doktorsun ya! Törenin ertesi günü hep birlikte Kuşadası'na geçtik soldaki fotoğraf oradan. En sonda yer alan fotoğrafı izmir'in hangi semtinde çektiğimi hatırlamıyorum; ama deniz kenarı boyunca böyle kafeler vardı. Ne güzel di mi? insan kendini sayfiye yerinde gibi hissediyor. Gündüz bir alış veriş merkezine gittik adını hatırlayamayacağım not etmemişim de. Deniz kenarındaydı, daha doğrusu denize balkonu olan cafeleri vardı.Ben illaki bir kahve içtim. İzmir'den ayrılmadan önce kuzen bizi çok güzel bir kebapçıya götürdü ben çorba, salata ile yetindim biraz da aşkımın karışık ızgarasından otlandım.İzmir'de bir gün kaldık. Dilek ağaçları Bana göre tabii... Soldakini İzmir'de çektim. Bana dilek ağacının modern bir yorumu gibi geldi. Diğerini ise Kuşadası'nın merkezinde çektim.Oturduğumuz cafenin girişinde ki ağacı böyle süslemişler. Bu da benim bakış açıma göre otantik bir dilek ağacı... KUŞADASI'NA GELECEK OLURSAK... Kuşadası'na da ilk gelişim.Biz aşkımla Ölüdenizciyiz (ölüsevici gibi oldu). Denizine, ortamına, havasına her şeyine bayılıyoruz;bu sene değişiklik yaptık. Benim her yaz kendimle ilgili sil baştan öğrendiğim bir şey var ki : Güneşe Olan Allerjim! Beyaz tenliyim ve güneşe allerjim var. Şişiyorum, kabarıyorum, fosurduyorum, tüm derim etime batıyor, kaşınıyorum her şey oluyor bana; ancak ben bunu her yaz başında unutuyorum. Ayrıca bir dip not olarak ciğer gibi olup malak gibi 10 saat güneşlenen insanları ise algılayamıyorum. Mosmor oldun gir artık şemsiyenin altına di mi? Yok! İlla güneşlenecek, bakıyorum ertesi gün derisi patlamış, gene de yatıyor güneşin alnına... 50+ korumalı çocuk kremi yerine 20 korumalı "büyük" kremi ile sadece 09:00-11:30 ile 16:00-19:30 arası deniz kenarına iniyorum. Bakın 11:30-16:00 arası odada TV izlerim, gölge de oturur bir şeyler içerim, gazete-kitap okurum. Şımarırsam en fazla denize girer tekrar odaya çıkarım gene sahilde kalmam; ama gene de fosurdarım. Kumsal da olduğum saatte de şemsiyenin altından doğru düzgün çıkmam tüm gün 1 saat güneşlenmem; fakat bu eziyetten kanımca 50 korumalı süt sürmediğim için kaçamam (bir dahakine daha yüksek koruma kullanacağım bakalım bunca tedbire ne olacak). CAFELERDE, BARLARDA KONSOMATRİSLİK DURUMLARI Sadece yazlık mekanlarda değişmeyecek olan şudur ki erkek garsonların konsomatrislik yapmaları... Ciddiyim, sadece Kuşadası'na özgü bir durum değil; tüm yazlık yerlerde turistlerin ilgisini çekmek, onları kısa süreli tatillerinde mekanın mudavimi haline getirmek garsonların işi; sakın yanlış anlaşılma olmasın onlar hallerinden gayet memnun görünüyor.Zaten iş yeri sahipleri de bu tarza uygun kişileri seçiyorlar. Yalakalık desen tam değil, hayatın tadını çıkarmaya çalışıyor desen görev başında... Zaten hiç iki erkek arkadaş güneye, egeye inip turist tavlamaya çalışmayın. Tüm turist kızlar: garsonlar, otel personeli, kumsalda şezlong kiralayan oğlanlar ve tur organizatörü çocuklar tarafından kapılmış durumda. Hiç şansınız yok! Ayrıca Kuşadası için benim kişisel gözlemim gelen yabancı turist çok paçoz.Ama hepsi kapanın elinde kalıyor. İlk fotoğrafta arkası dönük pembe bluzlu kot etekli kişi benim, gene kahve alıyorum. Aşkımın beni 'röntgenlemek' için çektiği fotoğraflar şimdi sitede bakalım akşam ne diyecek. İlk üç fotoğraf Kuşadası merkezde çekildi, çok hareketli yerlerdi. Biz ladys beach 'semtinde'ydik.Ladys Beach'de Asena Otel'de kaldık. Üç yıldızlı otelde beş yıldızlı bir hizmet aldık.Süperdi. Bir yakınım "Kuşadası'nda kaldığın oteli bana tavsiye eder misin, gideyim mi?" dese bir an düşünmeden "git" derim. Babamın laptop'ını götürebilirmişim, kimse "kalk gidelim" demezmiş, hoş sonradan aklıma geldi ki babam laptop'a daktilo muamelesi yaptığından benim kullanmam için bir hayli modifiye etmem gerekecekti.İnternet yok, HTML yok falan filan. Son fotoğrafta görüldüğü üzere gittiğim tatile bile tek içimlik ebatta kahve termosumu götürdüm. Dialoglar tuhaf oluyordu tabii.Diyelim saat 16:30 benim kahve saatim geldi termosumu alıp kaldığımız otelin pastanesine gidiyorum termosu uzatıp:Ben bir fincan kahve alacaktım; ama termosumun içine yapabilir misiniz? diyorum. Bir an duraksamadan "hemen efendim" diyorlar.Kahveyi illa deniz kanarında içeceğim. Tepemde güneş, ben şemsiyenin altında, yanımda okurum diye aldığım kitabım, dalga sesleri eşliğinde keyif yapıyorum. Özendirmiş gibi olmayayım ama... Bu arada TV doktorlar bar bar bağırıyor "kahve içmeyin sıcaklarda" diye, dinleyen kim (kafeinsiz içiyorum günde 4 fincan )?... YARIM GÜNLÜK MİSAFİRLİK Bir ara da aşkımın Kuşadasın'da yaşayan bir arkadaşının evine yarım günlüğüne misafir oluyoruz. Adam, yüzme hocası.Kuşadasında da gayet iyi para kazanıyomuş. Kafam karışıyor, bu tür meslekler üç büyük şehirde iş yapar sanardım. Evine gidiyoruz, bahçede eşi karşılıyor bizi; "yorucu" bir nezaket eşiliğinde. Gündelik hayatı biraz Yeşilçam biraz da Kral TV tadında yaşayan bir hatun. Ağzı gözü ayrı oynuyor, ultura asil olma telaşında, kaldığımız süre içinde sürekli "mimik mimik..." takip edeceğim diye canım çıkıyor. Sonra bana da bir haller oluyor ben de kırılmaya başlıyorum.Genelde eşlik etmem, sus pus otururum. İçimden "bana buranın güneşi yaramadı" diye geçiriyorum. Yaklaşık 3 saat oturup, öğlen yemeğimizi de yedikten sonra otele dönmek istiyoruz. Tüm iyi niyetleri ile akşam yemeğine kalmamız konusunda ısrar ediyorlar.Aşkım niyetli. Bense bir ördek gibiyim suyun üzerinde sakin, suyun altında deli gibi çırpınıyorum. Bir ara oğlan ve eşi ortada görünmüyor.Ben çok seri bir şekilde : -Kalmayalım, diyorum -(Aşkım) Ne?! -Kalmayalım -Anlamadım ki! -(Ayak sesleri yaklaşıyor, yine jet hızyla) Kalmayalım! -Ne diyorsun Duygu? ve geliyorlar.Mutfak 2.Seferini beklemem lazım. Bu arada oğlan, aşkıma denize inmeyi teklif ediyor.Çocukları uyuduğu için ben de eşi ile evde kalacağım. Şimdi de başıma "Gitme!" krizi çıkıyor.Daha birinciyi halledemedik ki! Bir ara oğlan serinlik olsun diye bahçeyi sulamaya eşi de çocuğa bakmaya gidiyor. Duyulabilirliğimiz muhtemel: -Gitme! diyorum -Ne?! -Gitme! Deniz! Gitme! -Ok! -(Oh! Şimdi ikinci faz, hızlı bir şekilde)Kalmayalım! -(Gözlerini bayıltarak) Ne dedin? -Akşam ... Hatun masadan tencereyi almak için döndüyor -(Baştan)Akşam... Arkadaşı aşkımı çağırıyor, eşi bardaklar için gene geliyor. Alıp mutfağa geçerken bu sefer de aşkım sandalyesinden ayaklanıyor, -Akşama kalmayalım! -Peki, diyor Oh!!! Akşam otelde bir şeyler atıştırıyoruz, ben çok yorgunum odaya çıkıyoruz, biraz TV izliyoruz saat 22.00'ye gelirken aşkımın "bira diyorum" teklifini TV karşısında sızarak doğal yollarla geri çeviriyorum... KUŞADASI'NIN DENİZİ-HAVASI Tuzlu, çok tuzlu.Suyu aniden derinleşmiyor, tahminimce bu sebepten dolayı denizin içine veleybol fileleri gerilmiş. Akşamları biraz serin oluyor yanınıza ince bir kot mont ya da uzun kollu bir şey mutlaka götürün (temmuz, ağustos da bilinmez tabii). Günün çoğunluğunda esinti var ve denizi dalgalı... Plajı güvenli, kameralar ile korunuyor.Yalnız duş olayı sakat. Şöyle ki denizden çıktınız tuzlu yatmayayım dediniz duş almak için 1,250,000 TL ödemeniz gerekiyor. Sadece "dökünmek" için halkın kullanımına sunulmuş bir duş mevcut değil; günübirlik geldiyseniz ise ücretini ödeyip güzelce banyonuzu alabilirsiniz.Eve de yağlı yağlı dönmezsiniz. Bu sebeple uzun süreli konaklamalarda denize sıfır bir otelde kalmakta fayda var. Ben günde max 3 kez denize girdiğim için her seferinde odaya çıkıp duş aldım. Otel uzakta olsaydı ne yapardım bilmiyorum.Zaten allerjiğim tuzlu su ile iyice kavrulurdum yara olurdu her yerim. Aslında her açıdan denize sıfır otelde kalmak avantajlı; ama ben bu duş olayına inanın bir mana veremedim. SONLARA DOĞRU... İlk iki fotoğraf tatilin son gününe ait değil; ama konuyu bağlamak için uygun bence. Tatil iyi bir şey, güneşin batışını izlemek, dalga sesini dinlemek, sıcak kumlara gömülen ayaklar, kireçsiz suda duş almak (İstanbul dışında her yerde geçerli bu durum aslında)... Daha oldu bir şeyler de aklıma gelecek ya buraya eklenecek ya da ayrıca yazı konusu olacak. Bakalım... Son resimde gördüğünüz ise bir tatil aksesuarı, her tatil de alınır tatil dönüşü az biraz daha takılır ve bir daha suratına bakılmaz ya işte ondan (allerjim sönmesine rağmen ellerimin üstü, kollarım tam düzelmedi, böyle zamanlarda tenim yaşlı gözüküyor). Temennim kısa kısa da olsa sezon buyunca en azından bir kez daha tatile bir yere gitmek; ama aşkımın işleri çoooook yoğun :(
   
  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 Copyright © 2005.scampimix