resmi twitter sayfam bazen de instagram küçük ve günlük hassasiyetler

sizi kendime

nadiren maruz bıraktığımı fark ettim, halbuki sosyal medya böyle bir şey mi? hoş sadece iyilik peşinde koşan insanlar da twitter’da bir köy okulunun ihtiyaç listesi altında kavga edebiliyorlar. neyse taş yerinde ağırdır. evet bakın şimdi bu fotoğrafa. beni sizden daha sık görüp hep aynı soruyu soran bir grup insana “yorgun, uykusuz ve üzgün değilim benim tipim bu!” diye haykırmak istiyorum, yakındır. mesela bugün keyfim gayet yerinde ne güzel kış geri geldi.

kış günü

metro vagonunun içinde sıkışmış şekilde ayakta dururken soğuktan sıcağa girdiğimden kısa süre sonra burnum akar. kendi dirseğini yalaman imkansızdır tezini çürütmeye niyetli çevik bir hareketle kağıt mendil bulmak için elimi sırt çantamın ön gözüne daldırırım.
o ne? minik yumuşak bir ayı, sarı bir jelibon, limonlu. üzerine siyah küçük şeyler yapışmış olur. siyah benekler, muhteviyatı hakkında kesin bilgi elimizde yok, ama pis derken evrensel manada kastettiğimiz şey bu beneklerdir. sıkışık vagonda limonlu jelibonu üfleyip lüp diye ağzıma atarım.
bu da anne olmanın dile getirilmeyen avantajlarından biridir.

geçen gün de kahvemi beklerken mavi çantamda kızımın bir iki tane kalemini buldum

size buton çizdim

bugün saat 10.46

itibarıyla yeni bir benim yerimde olsan ne yapardın duygu sorusuyla daha burun buruna geldim. arkadaşlarım için tam bir benim yerimde olsan ne yapardın influencerıyım. işin ilginç yan&ı cevabım nadiren değişir ama yine de benim sesimden duymadan kafalarında netleştirmek istemiyorlar.

çalışırken bir kız arkadaşım vardı, 2000’lerden bahsediyorum, güzel sanatlarda son sınıfı okuyordu. işe okulun son senesinde paraya ihtiyacı olduğu için müşteri hizmetlerinde akşam vardiyasını seçerek girmişti. okulu bitirdikten sonra bir moda dergisinde çalışmak istiyordu mezun oldu işten ayrıldı. bir kaç ay ses çıkmadı bundan. bir cuma akşamüstü aradı beni, aramız fena değildi de ben uzak ilişkileri yürütmekte biraz zayıfımdır, iş çıkışı buluşalım mı diye sordu.

oturduk masaya, iki birayla bir kaç tabak bir şey söyledik sosis tava, patates kızartması, sigara böreği, tavuk kanat falan. bir moda dergisine iş başvurusu yapmıştı, şimdi de hala yayımlanan akşam gidip migros’tan satın filan alabileceğiniz o derginin genel yayın yönetmenine kırk dereden su getirmiş. son düzlükteler bir kişilik o işe girdi girecek. içinde tutamamış tabii, arkadaşlarına değil de dayanamamış kuzenine anlatmış. işte 40 tane e.posta gönderdim, dosyalar hazırladım, kapısını aşındırdım, oldu olacak diye. bir kaç hafta sonra o işe kuzeni girmiş, teyzesinin kızı yani. bu sefer o gelmiş buna sevinç içinde anlatmış biliyor musun o moda dergisinde ben işe girdim diye.yani 40 tane e posta gönderdim dil döktüm beni işe aldı demiş. hatırlı tanıdıkları, bir kaç ay önce aynı dergiye röportaj veren babasının modacı akrabası falan. şimdi dürüst olun kim bu onun hakkı değildi diyebilir.
“bildim bileli böyle bir insandı da ne bileyim bu beklemediğim yerden geldi” dedi ve insanlık tarihi kadar eski o soruyu gözlerini onu dinlerken sapından kavradığım bira bardağının dibi kadar açıp bir nefeste sordu
benim yerimde olsan ne yapardın?
böyle zamanlarda hep aynı hatayı yapıyoruz, bu soruyu yanlış soruyoruz.
sen benim yerimde olsan ne yapardın değil, bunu ona sen yapsan o sana neler yapardı?
sorunun doğru şekli bu.
şimdi ne zaman bu soruyu karşımdakine sormam gerekse duyduğunda gözleri uzakta bir noktaya dalar, telefondaysak sessizlik olur, hiç şaşmaz. sanırım gözlerinin önünde ne türden facianın yaşanabileceğine dair kısa bir film canlanıyor sanatsal hem de.
ben her zaman bir “naber napıyosun” luk yüzün kalması taraftarı oldum.
çünkü hayat netflix dizileri gibi olayların son derece yüksek oranda sıkıştırılmış halinde akmaz. gerçek hayatta olaylar doğa ananın hızında akar. olaylar gerçek sürelerinde yaşanır. yalan dolan, kalp kırıklıkları, ihanetler bir çırpıda unutulmaz. e hadi artık dediğinde de hayat her haksızlığa uğrayana dönüp al şimdi bu da sana ödülüm demez, seni sık kullanılanlara ekledim daha ne istiyorsun der. tabii o zaman yaş 21 bilemedin 22, yağmasam da gürledim vay şerefsize bak falan dedim
özetle tatlı patatesten çikolatalı kek

doğa ananın

çöpü bile sanat şaheseri
yalnız insan budalalıklarının en gülüncü snickersımı görmezlikten gelelim, bi de siz başlamayın ltf

yarın yüzmelerden geldiğimizde ağza atacak lokma yokmuş böyle zamanlarda direkt fırın tepsisini bile yiyebiliriz
kızımla üşenmedik akşam soyduk, doğradık;
turuncu ve mor havuç, yer elması, kabak, karnabahar, patates.
sonra bunları proteinlerle kombinliyorum

sabah yürüyüşte

1 foto çektim sonra neden olmasın dedim;
arayabileceğimiz bir yakının var mı?

bol bol marul yiyin

ama bak bol bol bostan bostan marul yiyin su da serbest

engin geçtan

vefaat etti. favori gösterilen kitabı insan olmak olsa da favorim hayat’tır.

annemdeyim

yemeği bekliyorum

bir ara şöyleydim

biliyor musun barbunyadan brownie tarifi öğrendim, yaptım çok güzel oldu. yani… bi de unsuz kurabiye tarifi öğrendim. muz, yumurta, fındık, damla çikolata. hepsi bu. kıyır kıyır kurabiye takıntın yoksa dene mutlaka hiç fena değil. abilerim ablalarım ben barbunyadan browni yiyorum siz de barbunyadan brownie yiyin. ne olur yani yeseniz…
spor yapan, sağlıklı beslenen insanlar bir süre sonra şöyle bir paylaşım yapıyor bu hiç şaşmaz “siz de bütün gün ne yiyeceğinizi düşünüyor musunuz?” insan kendinden şüpheye düşüyor çünkü.

yemeklere besin dediğimiz günden beri tadım kaçmış vaziyette. gerçekten bir şeyleri doğru yapmaya çalışmak hiç kolay değil. tarif ararken zamanla gördüm ki iki tip insan var. birini sağlıklı yaşama pamuk ipliği bağlıyor. bi delirme gelir de her şeyi bırakıp giderim diye ölesiye korktuğu için devamlı deklarasyon halinde. yemesiydi, içmesiydi, sporuydu.. yani öğlen 12:45 yemeğini akşam 23.34’te paylaşanı görüyorum “çok yoğun bir gündü bamyayı ve yoğurdu yedim sadece, fotoğrafta görünen pilav tabağı benim değil arkadaşımın pilavı o lanet olasıca pilav”.
bir süre sonra iyi saatte olsunlar ziyaret edince paylaşım şuna evriliyor: “bu hafta neler yemedim postu”. bu şimdi hafta içi bir takım gezmeler yapmış, millet masada gömmüş tabak tabak o da yazık yavrum milletin yediklerinin fotoğraflarını çekmiş beyn pazay akşamı bunların postunu yaparım kaydırmalı hem de diye.

bir de benimsediği disiplinleri araştırıp paylaşanlar var. onları takipçi olarak memnun etmek çok zor. her şeyin nasıl olamayacağını anlatıyor devamlı. bir engeli aşıyorsun arkasından hemen başka bir engel koyuyor önüne. sabah aç karna limonlu su içiyorum diyosun olmaz önce dilini temizlemen lazım diyor.
ok! ben dil spatulası ile temizliyorum diyorum yetmez üzerine oil pulling yapman lazım diyor.
oyil bana biraz şey ama ben supplement kullanıyorum onlar tamamdır diyorsun. tek başına supplement yetmez supplementlerin besinle, besinlerin supplementle kombinlenmesi lazım diyor. en azından her gün 1 tane balık yağı içiyorum toplam omegası 720 mg bana havada karada ölüm yok diyorsun. balık yağı yağlı bir besin ile birlikte alınmazsa paranı klozete at daha iyi diyor. e ben onu çay tabağına zeytinyağı döküp orda çevirip yutuyorum sonra dibini de sıyırıyorum diyorsun yetmez ki bir çağ kaşığı zeytinyağı diyor. ya zaten ben 12 saatte kaynattığım ilikli kemik suyunu kullanıyorum yemekte çorbada neredeyse her gün yağ alıyorum diyorum. şimdi kemiği 24 saat mum ışığı gibi kısık ateşte pişireceksin çek mutfağın kapısını unut korkma yangın çıkmaz; 24 saat olmadı 18 saat ama kesinlikle 12 saat değil. yetmez çünkü. paranı sokağa at daha iyi. ayrıca kemik suyunu sabah aç karnına kahvaltıdan önce bir su bardağı olarak tüketmen gerekiyor ılık, anca bu şekilde cildine bağırsağına saçına tam faydasını görebilirsin diyor.
ya o şey değil de ben zaten neredeyse karbonhidratı çıkardım sayılır hayatımdan karatay diyor ya yulaf da yemiceksiniz, bulgur da yemiceksiniz siyez buğdayı da arpa da mısır da patates de yemiceksiniz..
hıh işte sabahları ıspanaklı omlet falan yiyorum benim kız direniyor biraz ıspanaklı omlete ama zamanla alışacak artık.. sen şimdi carb oranı düşük ne kadar sebze varsa istediğin kadar omletini yap ne tavası kullanıyorsun?
qartz bio granit tencere tavam var benim noldu ki? o öyle olmaz! nesilden nesile anneanneden toruna geçen döküm tava kullanman gerekiyor. temizlemesi çok zor ona yapışmazlık özelliği kazandırmak daha da zor, ama zaman seni yola getirecek. nenelerimiz bakımı için kuyruk yağı kullanırmı… yağ dedin de ben avakado yağı da kullanıyorum antioksidan içeriyor diye bi de dumanlanma noktası yüksek yanmıyor… sen ghee yapmıyorsan istediğin kadar avakado yağı kullan bir tarafın hep eksik kalacak. sonuçta ghee o 1 dilim hakkın olan ekmeğini de banabilirsin ama bu adanmışlık ister. şu soruma bi cevap ver asıl, kasa fişini ne yapıyorsun?
ben alıyorum fişimi torbama koyuyorum noldu ki? sadece cam konserve alsan da bpa free damacana kullansan da yazar kasa fişine ellediğin için her şeye sil baştan başlaman lazım.
neden ya?
sebebi açıklanamayan hormonsal kanserlerin hepsi kasa fişlerinde bulunan BPA’dan kaynaklanıyor. BPA kağıttan deriye ordan da vücuda ulaşıyor.
ne yapalım peki?
alsın atsın kasiyer. ayaklarının dibinde bir çöp kutusu oluyor ya gözünle işaret et oraya atsın. gözünle ama.
bütün kasiyerlere ölüm diyorsun?
bu onların sorunu tatlım seni aldığım gibi sağlıklı yaşam prensibinin sıfır noktasına geri bıraktım. otur kendi haline ağla.
bir şey sorabilir miyim.. ayır ayır para istemiyorum bir dakkanız var mı sadece bir şey so… barbunyadan brownie yer misiniz valla bakın kestane unundan yapılmış gibi oluy.. az öz yemek… fazlası zarar… keşişler.. kuru ekmek ve su… tibetli budist rahipler…gölgede aynı…denge… barbunya.

Originele Viagra kopen Kamagra Oral Jelly kopen Viagra voor vrouwen Na hoelang werkt Viagra Dieetpillen Viagra kopen bij de kruidvat Generieke Viagra kopen Viagra ervaringen Viagra bestellen Viagra kopen in winkel Erectiestoornis behandelen met Viagra Viagra kopen bij de Etos Generieke Levitra kopen Viagra Soft Tabs kopen Viagra prijs Sildenafil kopen Viagra kopen in Nederland Kamagra Bruistabletten kopen Originele Levitra kopen