resmi twitter sayfam bazen de instagram küçük ve günlük hassasiyetler

Category Archives: Genel

engin geçtan

vefaat etti. favori gösterilen kitabı insan olmak olsa da favorim hayat’tır.

annemdeyim

yemeği bekliyorum

bir ara şöyleydim

biliyor musun barbunyadan brownie tarifi öğrendim, yaptım çok güzel oldu. yani… bi de unsuz kurabiye tarifi öğrendim. muz, yumurta, fındık, damla çikolata. hepsi bu. kıyır kıyır kurabiye takıntın yoksa dene mutlaka hiç fena değil. abilerim ablalarım ben barbunyadan browni yiyorum siz de barbunyadan brownie yiyin. ne olur yani yeseniz…
spor yapan, sağlıklı beslenen insanlar bir süre sonra şöyle bir paylaşım yapıyor bu hiç şaşmaz “siz de bütün gün ne yiyeceğinizi düşünüyor musunuz?” insan kendinden şüpheye düşüyor çünkü.

yemeklere besin dediğimiz günden beri tadım kaçmış vaziyette. gerçekten bir şeyleri doğru yapmaya çalışmak hiç kolay değil. tarif ararken zamanla gördüm ki iki tip insan var. birini sağlıklı yaşama pamuk ipliği bağlıyor. bi delirme gelir de her şeyi bırakıp giderim diye ölesiye korktuğu için devamlı deklarasyon halinde. yemesiydi, içmesiydi, sporuydu.. yani öğlen 12:45 yemeğini akşam 23.34’te paylaşanı görüyorum “çok yoğun bir gündü bamyayı ve yoğurdu yedim sadece, fotoğrafta görünen pilav tabağı benim değil arkadaşımın pilavı o lanet olasıca pilav”.
bir süre sonra iyi saatte olsunlar ziyaret edince paylaşım şuna evriliyor: “bu hafta neler yemedim postu”. bu şimdi hafta içi bir takım gezmeler yapmış, millet masada gömmüş tabak tabak o da yazık yavrum milletin yediklerinin fotoğraflarını çekmiş beyn pazay akşamı bunların postunu yaparım kaydırmalı hem de diye.

bir de benimsediği disiplinleri araştırıp paylaşanlar var. onları takipçi olarak memnun etmek çok zor. her şeyin nasıl olamayacağını anlatıyor devamlı. bir engeli aşıyorsun arkasından hemen başka bir engel koyuyor önüne. sabah aç karna limonlu su içiyorum diyosun olmaz önce dilini temizlemen lazım diyor.
ok! ben dil spatulası ile temizliyorum diyorum yetmez üzerine oil pulling yapman lazım diyor.
oyil bana biraz şey ama ben supplement kullanıyorum onlar tamamdır diyorsun. tek başına supplement yetmez supplementlerin besinle, besinlerin supplementle kombinlenmesi lazım diyor. en azından her gün 1 tane balık yağı içiyorum toplam omegası 720 mg bana havada karada ölüm yok diyorsun. balık yağı yağlı bir besin ile birlikte alınmazsa paranı klozete at daha iyi diyor. e ben onu çay tabağına zeytinyağı döküp orda çevirip yutuyorum sonra dibini de sıyırıyorum diyorsun yetmez ki bir çağ kaşığı zeytinyağı diyor. ya zaten ben 12 saatte kaynattığım ilikli kemik suyunu kullanıyorum yemekte çorbada neredeyse her gün yağ alıyorum diyorum. şimdi kemiği 24 saat mum ışığı gibi kısık ateşte pişireceksin çek mutfağın kapısını unut korkma yangın çıkmaz; 24 saat olmadı 18 saat ama kesinlikle 12 saat değil. yetmez çünkü. paranı sokağa at daha iyi. ayrıca kemik suyunu sabah aç karnına kahvaltıdan önce bir su bardağı olarak tüketmen gerekiyor ılık, anca bu şekilde cildine bağırsağına saçına tam faydasını görebilirsin diyor.
ya o şey değil de ben zaten neredeyse karbonhidratı çıkardım sayılır hayatımdan karatay diyor ya yulaf da yemiceksiniz, bulgur da yemiceksiniz siyez buğdayı da arpa da mısır da patates de yemiceksiniz..
hıh işte sabahları ıspanaklı omlet falan yiyorum benim kız direniyor biraz ıspanaklı omlete ama zamanla alışacak artık.. sen şimdi carb oranı düşük ne kadar sebze varsa istediğin kadar omletini yap ne tavası kullanıyorsun?
qartz bio granit tencere tavam var benim noldu ki? o öyle olmaz! nesilden nesile anneanneden toruna geçen döküm tava kullanman gerekiyor. temizlemesi çok zor ona yapışmazlık özelliği kazandırmak daha da zor, ama zaman seni yola getirecek. nenelerimiz bakımı için kuyruk yağı kullanırmı… yağ dedin de ben avakado yağı da kullanıyorum antioksidan içeriyor diye bi de dumanlanma noktası yüksek yanmıyor… sen ghee yapmıyorsan istediğin kadar avakado yağı kullan bir tarafın hep eksik kalacak. sonuçta ghee o 1 dilim hakkın olan ekmeğini de banabilirsin ama bu adanmışlık ister. şu soruma bi cevap ver asıl, kasa fişini ne yapıyorsun?
ben alıyorum fişimi torbama koyuyorum noldu ki? sadece cam konserve alsan da bpa free damacana kullansan da yazar kasa fişine ellediğin için her şeye sil baştan başlaman lazım.
neden ya?
sebebi açıklanamayan hormonsal kanserlerin hepsi kasa fişlerinde bulunan BPA’dan kaynaklanıyor. BPA kağıttan deriye ordan da vücuda ulaşıyor.
ne yapalım peki?
alsın atsın kasiyer. ayaklarının dibinde bir çöp kutusu oluyor ya gözünle işaret et oraya atsın. gözünle ama.
bütün kasiyerlere ölüm diyorsun?
bu onların sorunu tatlım seni aldığım gibi sağlıklı yaşam prensibinin sıfır noktasına geri bıraktım. otur kendi haline ağla.
bir şey sorabilir miyim.. ayır ayır para istemiyorum bir dakkanız var mı sadece bir şey so… barbunyadan brownie yer misiniz valla bakın kestane unundan yapılmış gibi oluy.. az öz yemek… fazlası zarar… keşişler.. kuru ekmek ve su… tibetli budist rahipler…gölgede aynı…denge… barbunya.

mat dersinde

a noktası ile b arasına cetvelsiz çizgi çekemeyen biri olarak
çizimim gelişti gibi

izlediğim beklediğim

birkaç parça bir şey paylaşayım

dizi
manhunt:unabomber dün akşam bitirdim (dizide geçen manifesto)

Legion
A series of unfortunate events
Mindhunter oldu bitireli. the fall da eski sevdiğim dizilerden biri.

altered carbon sanırım 2 Şubat’ta başlıyor

Contratiempo güzel bir ispanyol gerilim filmi.

Enemy de oldukça ilginç bir film. metafor fışkırsın kulaklarımızdan bu maymunluklar son bulsun.

Mother. Konumuz kesinlikle annelik değil söz veriyorum. Düz film sevmeyenlerin bile gerçekten ilginç bir şey izlemek istediğinde başına geçmesi gereken film. Lawrence’ın en iyi performansı, bu kadar da iddialıyım.

merak ettiğim 3 film

bu şarkıyı da tenis oyuncusu kyrgios’da beğendim. ilginç bir karakter

geçen starbucks’ta oturuyoruz

böyle girişte solda çalışma masası var biz ordayız sağda da kanepeli bir oturma grubu var. kapıdan girer girmez de kasa sırası başlıyor. zaten kasa sırası olmayan bir strabucks’a en son 6 ay önce denk gelmişimdir acayip bir şey bu.
pek çok ülkeden toplanan kahve çekirdeklerini 2 defa falan roast ederek aromasını öldürüp tadını küle çevirdikten sonra dünyanın her noktasında aynı lezzeti sunmayı hedefleyen bu dükkanının sidikli sandalyelerinde oturmak için bu kadar sıra beklemek zorunda değiliz. halbuki nörolojik olarak alışkanlıklarımızı kodlayabiliyoruz.
neyse işte kanepeli oturma grubunda da 3 aile var, üç tane de bebek. en büyüğü bir yaşında. hepsi ek mamaya geçmiş. sırayla bunların altları değişti. termoslardan bulamaç ek mama karışımları çıktı. yeni gelenler kasa sırasına giriyor, iki dakika geçmeden biri diğerine diyor ki “tuhaf bir koku var” sonra çıkanlar anlık sıkışıklık yaşıyor. kapıdan zırt diye geçilmiyor ve soru geliyor “burası bişi kokuyor?” yeni birileri adım atıyor hemen “kokuyu sen de alıyor musun?” .. oturma grubu içerlek kalıyor yarısını da bardak standı kapıyor fark edemiyorlar çeteyi. bahise tutuşmak gibiydi bakalım bunlar çakacak mı kirli bebek beziyle brokoli karışımını?
saç kurutma makinesi en yüksek sıcaklıkta, 3, en yüksek hızda, 3, çalışırken fişten çekersen durur ve birkaç dakika sonra tekrar fişini takarsan kaldığı yerden çalışmaya devam eder.
durduğu için bu fön makinesinin değiştiğini, ya da bozulduğunu söylemek doğru olur mu?
yürümemiz istenen yol doğrultusunda önümüzde havuçlar sallandırılıyor. peki oltalara ne kadar geliyoruz?
insan kaybolduğunda bunu seçemez.
birbirimizi manipüle ediyoruz, uzun bir süre yeterli dozda uyarana maruz kalmazsak kendimizi dahi manipüle ediyoruz. şahsen yeni doğmuş bir tavşanı bile manipüle edebilirim. bunda övünülecek bir taraf yok. sistematik olarak tabii tutulduğum uzun dönemli manipülasyonun geçmişten kötü tecrübesi olarak kaldı üzerimde.
havuca kızmayalım, oltaya da; darılmayalım kendimize de. çünkü sadece yalnızken dürüst olmak manalı. herkesin yemi var biraz zayıfsa yemleri. hayat içinde aldığımız yol bu yemlere ne sıklıkta atladığımızla alakalı. savaşlarımızı seçmeliyiz. dostumuzu ve düşmanımızı seçmek demekse bu. “desinler”e gidersek kayboluyoruz. merkezimizden uzaklaşıyoruz.
hayatı kâle alıyorsanız çevrenizdeki insanların sözleri sizin için değer ifade ediyor. bu insanları doğru ve gerçek şekilde anlamaya çalışıyorsunuz. peki o kişi o düşünceyi bile doğru düzgün anlamamışken sizin bu kişiyi anlamanız ne kadar mümkün? kendiniz hakkında fazla yazmak yazan ve okuyan kişinin sağlığı için tehlikeli olabilir. ego sağlıklıdır benmerkezcilik yük.
bu ülkenin en tepe noktasından başlayarak düşünürsen kimler hapis yatmadı ki seren çok şapmamak lazım sevgiler.

adıma bir sosyal medya hesabı

olmadığı için çevremdeki insanlarla eski tip iletişim kurarız. bir şey göstermek istiyorsam, likelarımı paylaşacaksam vatsap atarım. bir de onlar buraya bakarlar ve bunun hakkında konuşmayız. 13 yıl önce 7 Şubat 2005 tarihinde bbh.com hiç doğmamış, bir ilham perisi gibi parlamamış, yıllar içinde bir dinazora dönüşmemiş gibi. siz bu kısmı bilmezsiniz.
buraya kadar ok!
son paylaşımımdan sonra öğrendim arkadaşlarımın gün gün adım adım takip ettiklerini.
en sık mevsim geçişlerinde güncelleme yapıyorum siz kendinizi şaşırdınız herhalde.
paylaşımın hemen ardından peş peşe telefonlar aldım özellikle uzun zamandır görüşmediklerimden, o kadar tuhaf şeyler anlattılar ki (illa bunların da sırası gelir paylaşırım) yani biz aramızda bunlardan bahsetmiyorsak ne konuşuyorduk?
arada “ama duygucum yani hani röportajda da demiştin ya kızımın ne istediğini bilen, değerlerine sahip çıkan, kendisi ile barışık bir insan olabilmesi için yani bu söylediğin…” diyeni de var.
ya güzelim, tatlım, allahın manyağı sen ne yaptın? 2012 yılının aralık ayından bahsediyoruz evdeki kasadan mı çıkardın dergiyi? hatta sadece öyle de demedim “.. için onu yetiştirirken doğru seçim ve davranışlarda bulunmam gerekiyor.”
sıkıntı büyük
siz başlarken herkese her şeyi yapacaksınız süreç içinde hayat o insanlara da size aynı şekilde karşılık verme şansı tanıyacak. bazısı bu şansı kullanacak bazısı allahından bulsun diyecek ve sadece bu da değil. türlü zorlu sınavın sonunda bir duruşa ihtiyacınız olacak. çünkü bu hayatta söz konusu olan sadece siz değilsiniz. çünkü hiçbir şey son bulmuş değil yeni başlıyor hatta. işte ben şimdi 40 ıma 5 ay kala o duruş seçeneklerinin birinin üzerinde duruyorum da diyemem o duruşun mimarıyım: the matrix restart.
bu sebeple “ama duygucum”la başlayan sözleri “saçların çok güzel olmuş,
her gün 2.5 km yüzüyorsun maşallah valla” gibi tamamlamanızı rica ederim. en gencimiz 37 yaşında falan. biraz şuur lütfen.
bazı arkadaşlarımız vardır. hayatın onun bakış açısından nasıl olduğunu öğrenmek için görüşürüz. doğru yerde, zamanda ve süratle kullanıldığında bazen küfüründen bile etkilenip “beyn de küfüy edebiyiyim” der sallarız bi tane. değişik laflar eder. beğendiklerimizi seçer başka ortamlarda kullanırız. her görüşüne katılmasak da eleştirdiği kişi veya olayın içinde olmamak onu dinlerken hoşumuza gider.
sizin için ise bbh.com’un böyle bir arkadaş olduğunu biliyorum. explorer’da timeline’da karşınıza çıkan biri değilim. bbh.com’u ziyaret ediyorsunuz. hâlâ ziyaret ediyorsunuz ve 13 senenin sonunda tüm samimiyetimle söyleyebilirim bu benim için çok çok çok ama çok kıymetli. ne kadar tatlı ve harika olsalar sdsfsdşkgsğ
o kadar yazdım gönderme olmasın mı

ya şu temsil meselesine bir daha bakalım diyorum. nolucak atlı mı kovalıyor peşimizden?
çok komik bir video izledim. enes baturlar, orkun ışıtmaklar ayaz’ın beta versiyonu. yok yani 25 kuruşluk su 25 liralık su bakalım hangisi pahalı videoları. al sana su. nuri bilge ceylan oğlu ayaz’ın kendisini temsil ettiğini unuttuğundan yakınıyor olabilir mi?
bahse girerim kamerada o var.
hayat ulaN!
mis gibi.

kızım M sayısına göre

hemen her şeyin satıldığı marketlerden birine en son girdiğimizde elinde çift taraflı bant heyecanla yanıma geldi ve bunun mutlaka işimize yarayacağını söyledi.
tamamen birbiri için yaratılmış bir anne kızdan bahsediyorum.

büyürken bana nasıl davranılmasını istiyorsam (bazı çocuklar vardır ne kadar sevseniz sarsanız yetmez büyümesi aceleye gelsin istemez) ona da öyle davranıyorum.
kızım böyle olmasaydı bile gayet iyi büyüyeceğini gözüme sokacağı hiçbir bulunmaz hint kumaşı fırsatı atlamadan ona sunduğum anneliğimi (telafi çabasıyla bir yandan kendime de hizmet eden bir yaklaşım bu) şükranla kabul ediyor.

biz bizeyken ne kadar dip dibe ağız ağıza yaşıyorsak kalabalık ortamlarda o kadar kolay azat ediyoruz birbirimizi.
sekteye uğramış bir günse ortamlarda yardımımıza ikili snapchat filtreciliği yetişiyor. şöyle bir bakıyorum da onu tanımasam ve bir kahve dükkanında sipariş kuyruğunda tam önümde telefonla konuşurken fark etsem kapattığında kesin arkadaş olmak isterdim.
o zaman dua ederim ki annesi tanımadığı insanların arkadaşlık tekliflerine mesafeli yaklaşması gerektiğini küçüklüğünden itibaren beynine iyice sokmuştur ve umarım bolca criminal dizi izlemiştir.

aramızdaki ilişkinin ihtiyaç hasıl olduğunda sıçradığı nokta “iki arkadaş gibi” değil. yumuşak bir geçiş gerektiğinde “ikiZ kız kardeşler gibi” oluyoruz (ihtiyaç varsa bunu da al ben sonra döner silerim). ne anne kızın gerilimi ne de iki arkadaşın beş dakkada değişir bütün işleri.

bir kez daha anladım ki bir şeylerden olumsuz etkilenecekse de bunları benim seçmem gerekiyor.
kötü örnek teşkil edecek diziler, kafa karıştıran filmler, insanlığın, aşkın, sevginin ağzını burnunu kıran 3. sayfa haberleri, 12 saat sonrasından şüphe duyacağı belgeseller, sırlar, illa söylenecekse seçici davranmak zorunda olduğu yalanlar, zıplayan bir topun aslında hiçbir şekilde yere değmediğini ispatlayan magazin fiziği, çift anlamlı sözler, okuduktan sonra sevdiği pek çok şeyi önceki haliyle göremeyeceği romanlar, illa yenecekse sağlıksız gıdalar; karikatürler, fotoğraflar, sanat eserleri, tersten dinlediğinde hain mesajlar veren şarkılar gibi sistemin araçlarını birlikte seçmemiz gerekiyor. tek tip adam yetiştirmeyi amaçlayan ezberci eğitim anlayışına yoldaşlık etsin diye ve yine de bizi duyduğumuzda hayrete düşürecek şeylerle gelebiliyor, dün akşam olduğu gibi (ama ya ben bunu ona bir yıl sonrası için planlamıştım) ve sormak zorundayım “bu güzel hediyemiz nereden kızım okuldan mı kulüpten mi?”
benim üstüste çok soru sorduğunda “bilgisayarla yapıyorlar kızım bilgisayarla” bezginliğime selam çakarak “yo ben kendiliğimden biliyorum” diyor ve evren kusursuz dengesine yeniden kavuşuyor.

seçmek gerek çünkü makine insanı 1400’de sıkıp bıraktığında içinden bir oyuncak ayıyı bile silaha çevirenler çıkıyor. bununla önce çevresindekilere ateş ediyor sonra kendi kafasına sıkıyor ve en kötüsü oyun içinde bu şekilde ölünmüyor. eğer bir şeylerden olumsuz etkilenecekse bari cebinde işe yarar kullanabileceği malzemesi olsun. sistemin içinde bir planı, felsefesi, duruşu, tarzı olsun. dayanıklı olsun bu kız. kendine inancı olsun (hemen mother and baby aralık 2012 sayısına verdiğim röportajı hatırlayalım, “yapabilirsin Holden yapabilirsin ve yapabildiğinde gerçekten çok şaşıracaksın”)

anaokuluna başlayana kadar çocuğun en büyük derdi yedi mi yediğini etti mi oluyor. anaokuluna başlayıp toplumsal dinamikleri kendi motifleri ile süsleyen diğer ailelerin çocuklarıyla tanıştığında yemek işi direkt davranışa evriliyor. ve davranış bulaşıcı bir hastalık gibi ilerliyor. okuldan aldığını kulübe kulüpten aldığını servise. servisten öğrendiğini eve ve bAm ordan direkt bana tosluyor kızım.
deseler çocuğa damıtılmış tecrübenizden tek bir şey aktarma hakkınız var tercihimi “hayır” dan yana kullanırdım. bir çocuğun evet değil hayır demeyi bilmesi gerekiyor.

iki kişi karşılıklı geldiğinde biri kapsayandır diğeri kapsanan, etki eden etkilenen, alıcı verici örnek alan örnek alınan sabit kalmamak kaydıyla dengeler değişir. burada sıkıntı kötünün baskın olması yani kötü örnekten etkilenmek kolay iyi örnekten etkilenmek zor.
merhametli olmak aptallık seçici davranmak zayıflık doğru zamanı beklemek eziklik.
zamanında yavrularına insan ile evcil hayvan arasında ara tür muamelesi yapan ailelerin çocukları şimdi intikamlarını çok fena alıyorlar ve arada ben ve benim gibilerin çocukları da gümbürtüye gidiyor.
normal şartlarda gitmez. beni tanıyorsunuz. kızımı öyle bir kurarım ki bu 1 ayımı alır ve sonunda “takıldığı” ortamlardaki çocukların hepsi akşamları eve ağlayarak döner. peki burda uzun vadede kimi harcamış olurum?
kızımı (tövbe de).
ama ne yapıyoruz “şimdi kızım bu çocuk kim bilir evde ne yaşadı”dan başlıyor “acaba anası babası çocukluğunda ne yaşamıştı” dan çıkıyoruz. okuldaki öğretmenlerinin kredi taksidinden annesi ile olan ilişkisine eşinin travmalarına kadar uzayan geniş bir skalada x davranışı sergilemek için hangi aşamaya gelinmesi gerektiğini ölçüyoruz. normal şartlarda ben duyar duymaz ortalığın aq istiyorum çünkü. ölçüyoruz ki o noktada elimde fazla fazla malzeme olsun.

kızımla aramızdaki ilişki samimiyete dayanıyor. ne yaparsam ne anlatırsam bunu tüm samimiyetimle yapıyorum yapmak istemiyorum amalarım da samimiyet içeriyor. kendini tanımak ve doğru zamanda ortalarda dolanmamayı bilmek de iyi ebeveyn davranışına örnektir. bu zamanların tespitinde de oldukça samimiyim.

ilişkilerimi kızımın arkadaşlarının aileleri ve benim arkadaşlarım olarak ikiye ayırdım. hepsi benim ilişkim ama kızımın arkadaşlarından doğan yetişkin ortamlarında onu temsil ettiğimin bilinci ile hareket ediyorum ve bu bazen insanları kendimden sakınmam anlamına da geliyor. haliyle ortaya 2 çeşit yanlış anlaşılma çıkıyor:
bir grup beni içine kapanık utangaç falan sanıyor (random gülüyoruz burda) ikinci grup da içinden “çok akıllı sanıyor kendini” diye geçiriyor. birbirine zıt iki algıdan bahsediyorum, ikisi de değil ve önünde sonunda benim bir parçamla tanışmaları kaçınılmaz oluyor.

çocuklarının, eşlerinin başarılarına ihtiyaç duymayan kendi ağırlığı olan kadınlar vardır. bu kadınların çocukları olmak da kolay değil.
kızımın kapsanan, etkilenen, hayır diyemeyen kötü örneğin kuryeciliğini yaptığı halinin hediyesi dün akşam geldi.
bir arkadaşım ben söylenmeye başlayınca onun akrep burcu olduğunu hatırlatıp “biraz daha sık dişini merak etme” dedi.
tabii onun da payına düşen beni temsil ettiğinin, ömür sağlık verirse edeceğinin, bilinci ve kontrolü ile yaşamak. kızımın doğuştan getirdiği bir şansı varsa o benim bir şanssızlığı varsa o da benim.
biliyorum “diğerleri” ne kadar zorsa ailelerimiz de çok çok çok ama çok zorlar. ne kadar tatlı ve harika olsalar da.

nil’le

geçen gün oturuyoruz şey dedi, din hocası ona istediğimiz her şeyi sorabileceğimizi söyledi, bugün aklıma bir şey gelmedi ama sonradan buldum haftaya sorucam.
hemen gaz yaptı bende bu durum, bağırsaklarım konuşmaya başladı duyuyorum yani mır mır diye. deli merak ediyorum ne soracağını. bana da söyler misin neymiş, dedim.
Allah çocuklara çok kötü davranan insanlara neden izin veriyor bizim suçumuz ne, neden cezalandırmıyor onları işte bunun gibi şeyler, dedi.
ta ta
hatırlayan bilir tam da çalıştığım yerden. tanrı kötülüğe neden izin verir başlıklı yazımdı, josef fritzl’in sapkın babalık anlayışı dünya insanına nereden geldiğini şaşırtmıştı, kısa süre sonra milas sapıkları ile nutkumuz tutuldu, sonra kocasının sevgilisi tarafından 9 aylık hamile iken karnından bıçaklanan kadın ölmüş bebeği karnında bir gece daha öylece beklemek zorunda kalıyor delirmiş vaziyette, gazetede haber olarak peş peşe bu gibi şeyler okuyoruz.
ve en basit soru geliyor akla, belki de bir kaçış yolu: Allah kötülüğe neden izin veriyor, o çocukların bebeklerin suçu ne, niçin gök yarılıp şimşek tutan eller tarafından cezalandırılmıyor kötüler?
basite indirgemek sistemi, bir çeşit ağaçlardan nestle çikolata sallansın temennisi.
evrende her şey zıddı ile var olabiliyor ya ancak; kötülük olunca iyiliği tanıyabiliyoruz. ve zıtların oluşturduğu bu dünyada seçimlerimiz olmaksızın gerçekten olmak istediğimiz kişi olamıyoruz. seçimlerimiz yaşantımızı oluşturuyor. bu yüzden tüm koşulların kaynak nedeni biziz. cinayeti, tecavüzü mümkün kılan bilinci insanoğlu oluşturdu. bir yaz günü kulağımızın dibinde vızıldayan sineği burduğumuz gazete ile öldürdüğümüz o ilk seferinde katildik. engel olmamak da bilinci oluşturmaya bir katkı değil mi? suçu yaratan nedeni kendimizde görmedikçe Allahın çat kapı gelip dağıttıklarımızı toparlamasını beklemek çocukluktan başka bir şey olmayacak, demedim tabii. güzel bir soru olmuş, sor bakalım cevabını bana da söylersin üzerine konuşuruz, dedim. herşeyi de ben bilemem yani.

6.

 

siyah burnu ile boş kaldırım taşlarını kokluyor
hayatla mücadele etmesi gereken
üç renkli tüy yumağı

 

 

Originele Viagra kopen Kamagra Oral Jelly kopen Viagra voor vrouwen Na hoelang werkt Viagra Dieetpillen Viagra kopen bij de kruidvat Generieke Viagra kopen Viagra ervaringen Viagra bestellen Viagra kopen in winkel Erectiestoornis behandelen met Viagra Viagra kopen bij de Etos Generieke Levitra kopen Viagra Soft Tabs kopen Viagra prijs Sildenafil kopen Viagra kopen in Nederland Kamagra Bruistabletten kopen Originele Levitra kopen