30 Haziran 2008 / Pazartesi




Kazandınız: Ebru Şallı'nın Çocuk Menüleri Günü'ne Davetlisiniz!


-("evden biri")Bu kadar zayıf olmayı sağlık ve güzellik sanan insanın ruhen bir takım problemleri var demektir. -(ben) Eyvallah ("Evden Biri" Ebru Şallı'yı yorumluyor) Pazar gününü Park Orman'da Ebru Şallı'nın yemek yapmasını izleyerek geçirmeye karar vermem oldukça şaşırtıcıydı. Ne oldu bana bilmiyorum; ben eski ben değilim ey okur! internet dostu. İçimdeki kötü kızla bağlantı kuramıyorum artık. Magazin figürlerinin eksiklerinin altını çizmek, yaptıklarını eleştirmek, ettiklerine gülmek... Sanırım onların da taktir edilesi taraflarını bulup çıkarmak yermekten daha fazla zihinsel ve insana dair performans gerektiriyor. Yani kolaya kaçmamak lazım, zor olanı seçmek lazım. Çünkü doğa zor olanı... zart zurt filan. Kısacası sonuç: Bir şeyi ömrünüzün sonuna kadar yapamazsınız. Buna karar verdiğiniz an kararınızın sandığınızdan daha uzun süreceğini fark ederek çark etmeniz kaçınılmazdır. Ve Darwin'in aksine doğa güçlünün değil işbirliği içinde olanın ayakta kalacağını söyler. Ne yani, yetersiz ama güçlü insanlarla işbirliği içinde mi olalım? Bu seferlik ben mesajı alamadım. Ama doğa bu! İllaki bir şey söylemeli. Yoksa bu özün sözü bir yazı olamaz. Halbuki olmalı. Ve yazı bitti! "Vaktim yoksa uzun yazarım" yazarcılığının geldiği son nokta deminki nokta. Oysa ben vaktim varsa uzun yazarım, yoksa kısa yazarım. Benim normal çalışan sıradan bir beynim var. Öyle olmalı. Buradan başka sonuç çıkmaz. Ve neden Ebru Şallı'ya gittiğimi anlatmadan yazının son bulmasını ilginçlik boyutunda traji komik buluyorum ey okur! internet dostu. Ve vaktim olduğuna göre yazıyı uzatabilirim: Sanırım bana ne olduğunu buldum! Migros'un kasalarındaki Paro makinesi son alışverişimde fıstık yeşili bir kağıt verdi. Bu kağıda karşı kayıtsız kalmak mümkün değildi. Çünkü üzerinde 14 punto ile "KAZANDINIZ!" yazıyordu, altında da "Ebru Şallı'nın Çocuk Menüleri Günü'ne Davetlisiniz!" Sürekli alışveriş yaparak kredi kart ekstresini çıldırtan bir kadının, gene aynı sebeple KAZANMASINDAN daha güzel ne olabilirdi ki? Şallı'nın aslında neler pişirebileceği konusunda az çok bir bilgim vardı. Bir keresinde D&R'da ayaküstü "Ebru Şallı'dan Çocuklar İçin Besleyici Eğlenceli Lezzetler" kitabına gözatmıştım: Gülen suratlı hamburger, kabak yatağında Hünkar Beğendi... Tamamen popüler ve hep meşgul olan Ebru Şallı, pazar günü Migros müşterilerinin veletlerine yemek yapmak üzere Park Orman'a teşrif etti. Üzerinde de Migros turanjı bir elbise vardı. Birkaç anne çocuğunu Ebru Şallı'nın kucağına tutuşturup fotoğrafını çekti. Bir akrabamızın kızının da İbrahim Tatlıses ile çekilmiş siyah beyaz bir fotoğrafı vardı. Periyodik aralıklarla bize gösterip dururlardı. Aslında "birlikte" demek çok doğru olmaz. Tatlıses elinde kordonlu mikrofonu pek mühim müşterilerine bakarak şarkı söylerken kız da Tatlıses'in paçasına yapışmış, annesi de tam o esnada deklanşöre basmış. Gayet talihsiz bir fotoydu bu. Yani bir ömür başarıyı yakalayamayan bir insan sebep olarak bu fotoyu gösterebilir. Kızın negatif çekirdek inancı: Kimse beni önemsemiyor olabilir ve kafa müziği de Harika Avcı'dan "Sürünüyorum". Bir diğer şansızlık ise bizim kahvaltı yapmış olmamızdı. Ortama bir daldık ki tüm konuklar dünyaya burunlarına kadar yükselen tabaklardan bakıyor. Açık büfe ikram varmış meğerse; ancak bir lokma dahi yiyecek halimiz olmadığı için ortamdaki tek tabaksız aile bizdik ve bu bizi çok havalı yapıyordu. Çevreye verdiğimiz mesaj şu olabilirdi: "Biz buraya Ebru Şallı'nın yemek tarifleri için geldik!" Bir dak'ka! Havalı olduğumuzdan çok emin değilim artık! Neyse, ben bir iki saat içinde tekrar yemek yiyecek hale gelecek olan midemin işlemlerini hızlandırmak için karnımı çekip çekip bırakırken DJ, "Podyumların önde gelen mankenlerinden Ebru Şallı şu an aramızda" cümlesi ile kendisini taktim etti. Bence bu, mankenlik mesleğini geride bırakmak için kasığına H harfini dövme yaptıran bir insan için oldukça talihsiz bir taktim şekli. Bu üç oldu. Ebru Şallı'nın ilk tarifi havuçlu kekti. Kalabalıktan "Vay canına!" sesleri yükseldi. Deneysel mutfağın bu güzide örneği için tüm kadınlar masaların üzerindeki kağıt kaleme sarıldık: Un, yumurta, yağ, şeker, kabartma tozu ve havuç. İsteğe bağlı tarçın; Bero bayılıyormuş. Bir sonraki tarif ise yeşilli sarılı pilavdı. Öğrendik ki bu mısırlı bezelyeli pilavmış. Çok korktuk! "Bu yemeğin malzemeleri Türkiye'de satılıyor mu?" diye soran anne aslında pek çoğumuzun tepkisini dile getiriyordu. Üçüncü tarifi tam olarak hatırlayamıyorum; çünkü Nil'i bir saçak altına tıkıştırmakla meşguldüm. Yağmur yağmaya başladı. Bu da dördüncü talihsizlikti. Şallı önce "Bulut geçiyor" dedi; baktı yağmur durmak ne kelime sağnağa dönüşüyor "Migros bereketi" dedi. Birkaç kuru insan bu lafı alkışladı. Ardından sırayla "Geçer" dedi "Biter" dedi ve son olarak "Nimet yağıyor" diyerek Allah'a sığındı. Bu sırada inatla pişirmeye devam ediyordu. Biz daha fazla izleyemedik, üçe kadar sayıp hızla arabaya doğru koştuk. Yerler çamurdu, eşofmanımın paçaları battı, pusetin tekerlekleri kirlendi, tabii ki bagaj da. Açık büfeyle olan son bağlantımı da arabaya binerek kopardım. Bu bana ders olur muydu? And içebilir miydim, bir daha magazin figürlerine yakınlaşmayacağıma diar? Bilemiyorum. 30 Haziran 2008 Pazartesi 22:50 Nil'in Dünyası'nda Bugün: Rüya Gibi Bir Hafta Sonu Anasayfa