16 Haziran 2008 / Pazartesi




"Madem korkuyorsun, benimle bir daha dışarı çıkma"


Herkesin herkesi "bir kenara yazma" yöntemi vardır. Ben, mümkünse eğer, okuyarak yazarım. Mesela Nero'da siparişimi vermek için sıra bekliyorum diyelim, içimden de "Çay Latte'nin yanına (şekerli, baharatlı, tarçınlı, sahlep benzeri bir güzide içecek), abarma lütfen, tatlı bi'şi alma" diyerek nefsimi ehlileştirmeye çalışıyorum. Diyelim. Yanıma bir kadın yanaşmış olsun ve bana "Sen harika bir insansın, tanışsak, arkadaş olsak, ben sana kahveye gelsem, hafta sonu da kocalarımızla beraber mangal yapsak, he?" diye sorsa. Ben ona, hiç utanmadan, "O zaman şuraya 3000 vuruşluk bir deneme yaz bakiim" diyebilirim. Böyle bir üstten bakışım var, yazı üzerinden, insan nesline. Berrak Tüzünataç'ı bir kenara yazdığım okumayı ise net olarak hatırlarım: Bundan üç sene önce Ayşe Arman'a verdiği röportajı. Okuduğum sayfa her ne kadar kendi elinden çıkmasada, makuliyet lazım bize. Çok alakasız bir şeyden de bahsedilmiyor burada. Peki gündemi, gençliği ve güzelliği ile işgal eden bir kimseden ne beklersin? Söyleşi biraz da işin "bu" tarafına ışık tutmak niyeti ile yapılmış. Soruların sonuna, "Yirmi yaşındaki kıza neyin itibarı?..." tavrı da eklenmiş. Basından merhamet beklemek doğru olmaz pek tabii. Sonuçta tam hafta sonunun ağzına layık okuma çıkmış ortaya. Röportajda madara olmak olasıdır ya. İlginçtir, paragraflarda ilerledikçe göreceksiniz, Berrak açılmış da açılmış. Müdanasız tavrı tüm sayfaya sirayet etmiş. Kendi yirmi yaşımla bile kıyaslayamayacağım bir özgüven, sözgüven, engüven içersinde; cevapları soruları ezmekte. Sonuç girzgahta kendini belli ediyor. Haklar eşit olarak dağıtılıyor. Berrak Tüzünataç'ın Cihangir'i dağıttığı haberi bu yüzden can sıkıcı geldi bana. Olay şu; beraber yemek yediği İsmail Hacıoğlu magazincileri görünce mekanı yalnız terk etmiş. "İlişki var mı?" sorusuna da "Yapmayın babalar" diye cevap vermiş. Çocuklar çok çabuk büyüyor. Bunun üzerine sinir krizi geçiren "seksi oyuncu" (moloz ifadelerin ülkesi Türkiye) "Madem korkuyorsun, benimle bir daha dışarı çıkma" diyerek duvarı filan tekmelemiş. Televizyonda izledim, gerçekten öyle yaptı. Kameranın çektiğini fark edince de hemen kendini toparladı ve takip edildiği süre boyunca ağzını bıçak açmadı. İnsan haklı olduğunun farkındaysa kolay öfkelenir. Taşkınlığını olağan görür; eğer kimse izlemiyorsa tabii. Ama izlediğini fark ettiğinde insan, kendini birden sevimsiz hisseder. O da aynen böyle hissetmişti. Berrak genç ve güzel kadından beklentimi o okumayla hayli yüksek tutmuştu. Neden tutmasın: "Parayla ilişkiniz nasıl?" sorusuna "Ne demek o?" diye cevap veren; "Annenizle sevgiliniz arasında sadece 8 yaş olması komik değil mi?" dendiğinde (O soru işareti boşuna. Bu soru değil, bir tür yargılama) "Asıl insanın annesiyle arasında sadece 18 yaş olması komik!" yorumunu getiren; "Sonra yükselmek var. Ayşe Arman’a yükseliyordum ama ezik ezik sorular soruyor! Yükseliyorum, beğeniyorum; ezik de lüzumsuz manasında..." diyen 20 yaşındaki bir kızın 24 yaşına geldiğinde biraz daha bir şey olmuş olmasını umuyor insan. O gece bir dizi sahnesi olsa mesela: Berrak soldan girer, "Taksi" diye seslenir, bindikten sonra da kadını ikinci kez kadın yapan o büyülü hareketle kapatır kapısını. Kapatırdı kapısını. Fakat, yeter ki o taksi Doblo olmasın. 16 Haziran 2008 Pazartesi 11:30 Nil'in Dünyasında Bugün Bir Lüzumsuz Alışveriş: Formül Mama Kabı Anasayfa