14 Haziran 2008 / Cumartesi




Deco'nun Pası


Avrupa Şampiyonası'nın etkisini üzerinde hissetmeyeniniz var mı? Sokakta, sıkça şöyle şeyler işitiyorum: "Maç kaçta? Tamam, ondan sonra..." "Maç kaçta? Tamam, oncan önce..." "...bira da açarız" (Bunlar maçla alakasız, alkolizimin başında yetişkin gençler de olabilir tabii) Bu meşin yuvarlak dönemde, evimizde, NBA TV'nin sesi yetmiyormuş gibi (Bilmeyen için "NBA TV sesi" nedir: -NBA "Layvvvvvvv", -Ol Ceyms, O ceysn, a-ha.... [Nedir bu Allah aşkına?] -Evet sayın basketbol severler... -Bu spora bayılan iri memeli kadınların çığlıkları vs ) Kaan Kural, Murat Kosova konuşmaları, incecik, kıyır kıyır basketbol espirileri bi'de... Ve şimdi de akşamları futbol. Ben kaliteli kahve içen, sessizliği seven, yorgun bir kadınım. -Gene- Nedir bu Allah aşkına? Avrupa Kupası başladığından dehşete kapılacağıma hiç ihtimal vermezdim. Ve fakat oldu. Daha ilk maçın oynandığı gün -devre arası mıydı, maç bitmiş miydi tam hatırlamıyorum- O, elinde cep telefonu ile kendisini tuvalete kilitledi. Nasıl olur? -Bugünün soran kadını benim- Geçen sene ağustos ayıydı, karnım burnumda Selin Özkök Karacehennem'in "Evlilik Sanatı" programını izliyordum, o gün programa telefonla bağlanan kadını hatılardım hemen: Altı aylık bir bebeği vardı. Kocasının kendisini aldattığından şüpheleniyordu. Çare olur umuduyla Selin Hanım'ı aramıştı. Adam akşamları cep telefonunu kaptığı gibi tuvalete girip başlıyormuş mesaşlaşmaya. Telefona şifre koymuş, kadın punduna getirip telefonu kapsa da mesajları okuyamıyormuş. Selin Hanım bir süre dinledikten sonra ilk sorusunu sorudu: "Bu arada süt veriyor musun bebeğine?" "Evet" "Vah yavrum vaaah!" E ben de süt veriyorum. E O da elinde cep telefonu kendisini tuvalete kilitledi. Ey Allahım bu da mı başıma gelecekti? Kapısına dayanıyorum hemen. "Aç kapıyı! Ne yapıyorsun?" diye soruyorum. "Mesajlaşıyorum" diye cevap veriyor. Gayet pişkin. "Sen Selin Hanım'ı tanımıyorsun, elinde telefon tuvalete kapanan erkekler hakkındaki şehir efsanelerini hiç duymadın galiba" demiyorum. Kaliteli kahve içen, sessizliği seven kadından eser yok. "Aç kapıyı" diyorum sadece. Çıkıyor. "Ver telefonu" diyorum, veriyor. Ama bu hiçbir şeyi çözmüyor. Çünkü telefonunu kullanacak teknik donanım bende mevcut değil. Şu klavyeli şeylerden kullanıyor. Kare, kocaman bir defter sayfası. Bir de yolda izde adı telefon diye kulağına tutup konuşuyor. Utanmıyor da. "Ben bunu çalıştıramam, aç mesajları" diyorum. Açıyor. Deco da Deco. Yok Deco'nun pası şöyleymiş. Yok Deco'nun pası böyleymiş. Deco'nun pası alttan mıymış üstten miymiş; pas değil sanatmış... "Deco kim?" diye soruyorum, "futbolcu" diyor. "Deminki maç var ya..." "Yokum" diyorum. "Hamdi Bey'e teşekkür ederim, ama ben yokum. Mesajların hiç birinde ne futbol ne de maç kelimelerini göremiyorum. Bu Deco sizin çapkın bir arkadaşınız, herkeslerin sırayla rampaladığı gevşek bir kadın olmasın? 'Ne pas' ya hani..." diyorum. Öyle bir bakıyor ki bana............ "Ben kaliteli kahve içen, sessizliği seven, yorgun bir kadınım." cümlesi ile yatana kadar bayıltsam da kendisini dağıttığım Kasımpaşa'yı toparlayamıyorum. Fonda Kasımpaşalıyım Eli Maşalıyım çalıyor 14 Haziran 2008 Cumartesi 21:44 Anasayfa