9 Haziran 2008 / Pazartesi




Halkalar Elimizde, Uzun İp Belimizde...


Okuduğum köşe yazılarını halkalar sayesinde birbirine bağladığımda ortaya ilginç bir tablo çıkıyor. Dilek Önder cuma günkü yazısında "Sex and the City kadınları diye bir şey varsa Sex and the City erkekleri de var." diyerek Vatan gazetesinin erkek köşe yazarlarını dizinin karakterlerine uyarladı. Buna göre Samantha: Reha Muhtar, Charlotte: Haşmet Babaoğlu, Miranda: Selahattin Duman'mış. Bu sefer pazar günü Selahattin Duman da "Ankara’da mukim Dilek Önder Hanım’ın yazısı.. "diyerek başladı köşesine. Zaman zaman tdk.gov.tr yerine de kullandığım Ekşi Sözlük'e girip baktım; mukim, ikamet eden manasındaymış efendim. Ve basın dünyamızın bir Carrie cephesi de lokasyondan ötürü yıkıldı bana göre. Yıkılmasa bile ağır darbe aldığı kesin. Çünkü Ankara'da olmak çoğu insan için başka bir gezegende olmakla eş anlamlı. Öyle olmalıki "İstanbul'a dönüşü güzel" falan filan. Yine de ben bu şehri bir dönemin meşhur sanat hayatı ile anmayı daha uygun buluyorum. Şimdilerde ise bir arkadaşımın dediğine göre, hali hazırdaki Belediye Başkanı, Timur'un fillerle Ankara'ya girmesinden sonra Ankara'nın başına gelen en büyük felaketmiş. Peki Ankara, kadın-erkek ilişkileri hakkında bildirmek için neden müsait bir şehir değil? Türkiye'de bu konuda bir bildiride bulunulacaksa niçin en doğru şehir İstanbul görünüyor? Onu cevabını da Serdar Turgut'un, aynı gün yazdığı "Seks her zaman şehirdeydi" başlıklı yazısında okumak mümkün. "O dizinin ve filmin başka bir yerde çekilmesinin zaten mümkün olmadığını görüyorsunuz. Diyeceksiniz ki; başka büyük şehirlerde seks peşinde koşanlar ve Erica Jong’un deyimiyle ‘zipless fuck’ arayanlar yok mu? Tabii ki var. Ama hemen hiçbirisi New York gibi seksi, şehrin dokusuna, kültürüne, yaşam stiline yediremiyor." İstanbul yedirebiliyor mu? Diğer şehirlere göre façasının bu işler için biraz daha müsait olduğu aşikar. Gene aynı gün Serdar Turgut, yazılarının gün sayısının arttığını da haber verdiği, köşe yazarı Gülenay Börekçi'nin "Bira şişesi ve zipless fuck" başlıklı geçmiş bir yazısını okumamız için tavsiye ediyor. Yazıyı bulduğumda ise beni karşılayan ilk isim Slavoj Zizek. Bittiğinde "Kavganın sonunda erkeği seks ile cezalandırmayın"dan, "Deniz ürünleri afrodizyaktır"dan, "Kırmızı şarap ve seks"ten daha öte bir Sex and the City tarzı yakalıyorum, doyurucu bir yazı. Çok hoşuma gidiyor. Bugün ise Serdar Turgut köşesinde "Hayalim ise, seks konularında değil, onu yazmak kolay aslında, ama seksüel mizah yazan kadınların bir gün beni de güldürecek yazılar yazması. Yakında bunun da olacağını hissediyorum. "diyor. Serdar Turgut Dilek Önder'i neden işe alsın ki? Benimki de öneri! Gülenay Hanım modifiye edilmiş, çok şahane Sex and the City yazıları yazabiliyor. "Evden biri" geçen akşam çalışma masamın üzerinde duran dört kitabı şöyle bir evirip çevirdikten sonra "Birbiri ile alakasız bir sürü kitabı aynı anda okuyorsun. Okuduğun her yeni kitabı, bir halka ile en son okuduğuna bağlamazsan bu işin içinden çıkamayacaksın" dediğinde, tavsiyesini ilk iş olarak köşe yazıları için uygulayacağımı tahmin etmemiştir sanırım. 9 Haziran 2008 Pazartesi 23:55 Anasayfa