Mayıs
29 HAZİRAN 2005 ÇARŞAMBA 17:41
dün akşam cep telefonum tarafından adının önüne cevapsız sıfatı eklenen
İko'yu demin aradım
ulaşılamıyor diyor
Turkcell Hanım'a anlatamıyorum ki
alçak gönüllüdür o
halkı ile iç içedir
hiç bir zaman ulaşılamaz biri olmamıştır
yok!
tutturmuş ulaşılamaz diye
tamam fazla uzatmayacağım dedim ve kapadım
turkcelldeki asistanından şikayetçi olduğum bir mail döşendim İko'ya
o da cevap yazmadı henüz
görünmez ve duyulmaz mı oldum ne dememe ramak kalmıştı ki
daha 1 saat önce bana 1 YTL lik malı 5 YTL'ye satmaya çalışan elektirikçiyi hatırladım
hem görünüyor hem de duyuluyordum hatta biraz da kazıklanabilir gördüm kendimi!...
29 HAZİRAN 2005 ÇARŞAMBA 11:59 Magnetim ve ben...
Gittiğimiz hemen hemen her yerden dönerken bir magnet alıyoruz, Vatan Gazetesindeki röportajda
buzdolabımın fotoğrafı da vardı ya üzeri dolu, işte onlar benim canım magnetlerim.
Kuşadası'ndan da bir tane aldım.
Bu sabah bir hayli dinlenmiş uyandım.Tatildeyken vücud ısısı arttığından mıdır nedir
hem ben hem de aşkım hemen hemen her akşam kabus gördük.
Hani insanın ateşi çıkınca kabus görür ya öyle işte.
28 HAZİRAN 2005 SALI 23:22 Yasemin Boran beni kahretti...
Şurayı tıkladığınız da
20/06/2005 tarihli Yasemin Boran'ın yazısını okuyacaksınız.
Yazı da değil yorum.İki okuyucusu benzer olaylar yaşamış, biraz da korkmuşlar Yasemin Hanım'a sormuşlar
"yaşadığımız bu olay neydi?" diye.O da yorum yapmış.
İkinci mektupta adamın ruhu nerdeyse bedeninden çıkmış evin için de dolanıyor,
Yasemin Hanım beyfendiyi rahatlatıyor "...Evet, bu örneklerin tümü ‘şuur projeksiyonu’ olarak bilinen şuurun beden dışına
çıkmasının tecrübelerinden başka bir şey değil. Korkulacak hiç bir şey yok.
Özellikle aşırı yorgun olunduğu zamanlar kendiliğinden ortaya çıkan bir durum olduğu söylenebilir".
Aslında olayı "olağan" karşılamak karşı tarafın korkmaması için bir yöntem olabilir, mantıklı da...
Ama ben bu tarz mektupların paylaşılmadan bire bir yanıtlanması taraftarıyım.
Bu konular sakat, insan her an kuruntu yapabilir.
(sen de gölgenden korkuyorsun bea! -iç ses-)
21 HAZİRAN 2005 SALI 19:09 Bİ DALIP GELİİİM!
Şimdi anasayfada yer alan "Bugün Ne Yaptım?" fotoğrafı TV'de sıkça rastlayıp
derin bir of! çektiren Rixos Otel Premium Belek'in tanıtım fotoğrafı.
Yok kardeşim bende o kadar para.Sadece güzel bir reklam, özendiriyor, iç çektiriyor o kadar.
Aldık koyduk işte!
Ama bu durum bir ömür boyu "premium" tatil yapmayacağın anlamına gelmez :)
Yolum da Belek'e düşmüyor. İzmir'e düşüyor.
Aşkımın İzmir'de 3-4 günlük bir işi var ben de peşine takılıp gidiyorum.
Denize girer güneşlenirim. Laptop götürebilirim; ancak demin de belirttiğim üzere
premium bir tatil yapmayacağım için oda da ben yokken biri aklını çeler
"kalk gidelim" der diye korkuma götürmüyorum.
Ayrıca PC'den biraz uzak durmam hiç fena olmayacak; son 5 aydır yeteri kadar "radyasyon" aldım.
Allah kısmet ederse haftasonu dönüyorum.
Ben ve kısa tatil anılarım...
Atraksiyonlarıma eklenir artık.
Dönmeliyim zaten pazar günü doğum günüm :)
21 HAZİRAN 2005 SALI 12:02 BİR İNSAN NE KADAR KÜÇÜLEBİLİR?
Öyle hayat, insanın kişiliğine dair bir şey değil. Bildiğiniz küçülde cebime gir olayları.
"Avustralya'nın Sydney kentinde bir sokak gösterisi düzenleyen ve profesyonel ismi olarak 'Bendy Em'i kullanan
akrobat Tunbridge, şaşkın bakışlar altında 41 santimetrekarelik bir plastik kutuya sığmayı başardı".
21 HAZİRAN 2005 SALI 12:02 OKULLAR KAPANMIŞTI Dİ'Mİ?
Bahçede avazı çıktığı kadar bağırarak İstiklal Marşı'nı söyleyen bir velet eşliğinde
sitemi güncellemeye çalışıyorum.
Okullar kapanmıştı di'mi?
Aslında dışarı çıktığımda gördüğüm manzaradan anlamamak mümkün değil.
Markette, alış veriş merkezlerinde, kaldırımda...
Bir kadın yanında iki tane (üç, bir...) çocuk sürekli tembihat halinde:
"Bir daha böyle yaparsan seni buraya getirmem", evde nasıl anlaşmıştık ama",
"daha demin bilmem ne yemedin mi oğlum?",
"bugün beni çok üzdün akşam seni babana şikayet edeceğim", "hayır olmaz, olmaz dedim"...
İşte etrafta yeni yeni tanık olmaya başladığım dialoglar bunlar.
Ee! Çocuğun haftaiçi-gündüz evde ya da sosyal ortamda yanında olmasına alışkın olmayan anne bünyesinin
tepkileri bunlar. Önlerinde zorlu bir üç ay var. Para varsa yaz okulu yoksa "böyle mi anlaşmıştık?" dialogları.
Anne de haklı bebekken gazıydı, kabızlığıydı yediydi yemediydi üç yıl geçiyor.Belki üç yaşından sonra
kreşe veriyor; ama yinde çocuk kendini "tam kurtarmış" sayılmaz.
İlkokula başlayana kadar bir eziyet, ilkokuldan sonra anne az da olsa rahata eriyor.
Rahata alışan bünyede de "yaz tatili" kaşıntı yapıyor.
Eylüle kadar tüm annelere kolay gelsin !
20 HAZİRAN 2005 PAZARTESİ 18:02 SEPTİK GÖRDÜM SENİ!
Saat üçü geçiyordu yürüyüşe çıkmaya karar verdim.
Yolumun ilerisinde kırmızı şeritle çevrili bir alan gördüm.Birileri kazı yapıyordu.
Kafamda yazmaya başladım:
Bu kazı olayı hikayeymiş, aşağı da MİT suçlularla amansız bir kovalamaca içindeymiş,
işin için de CIA'de varmış, kazı yapar görünen adamların hepsi ajanmış.
Yalnız dikkatinizi çekerim bu kovalamaca iki damla yağmur düşse ortalığı göle çeviren
10 cm çaplı gider borularının içinde gerçekleşiyor.
Aşkımın dediği gibi çok fazla dizimax ve cnbc-e dizileri izliyorum!
20 HAZİRAN 2005 PAZARTESİ 14:48 ÖLSÜN MÜ?
Bu sabah saat 11:00 dizimax'de Hause saati.
Dr Hause bu sefer evli bir çift ile ilgileniyor.Çiftin bayan "kısmı" hasta.
Kadının mikrobu nereden kaptığını bir türlü bulamıyorlar.
Araştırıyorlar,tüm testler ve yaşam tarzı incelendikten sonra mikronun cinsel ilişki ile geçtiğine karar veriyorlar.
Olayın "kırılma noktası" kim kime bu hastalığı geçirdi ve bu mikrop hangi tarafın yasak ilişkisi ile evliliğe taşındı?
İki tarafta yok böyle bir şey diyor.Soruluyor çünkü "3. kişinin" de gelip tedavi olması gerekiyor.
Bu arada kadın komaya giriyor.Adam karısının kendisini aldattığından,
mikrobu başka birinden kaptığından çok emin.
Doktora(bu DR.da Hause'ın ekibinden bir bayan) 'iyileşmesini istemiyorum' diyor.
İyileşince terk edecek karısını...
Sonra dönüp doktora soruyor "ben kötü biri miyim?".
Kadın ağladı ağlayacak "evet!".
Hasta kadın iyileşiyor ve kocası onu terk ediyor.
Bu arada kadın gözyaşları içinde tedavi olması için 3. kişiyi itiraf ediyor;
kocasının kankisi...
19 HAZİRAN 2005 PAZAR 14:50 Dün akşam doğurdum!
Bu doğum bilezikleri gibi olan şeyle (Ablam Atahan'ın doğumu için hastanedeyken koluna takmışlardı)
ücretsiz içki içtik. Light cola, meyve kokteyli, icetea, çay, kahve, light bira...
"Yol" diye bir grup vardı.
Sürekli konuştular ve komik olmaya çalıştılar(ki şarkı söylemeleri gerekiyordu).
Arada becerdiler de.Kendi şarkılarından söylemediler; Kargo, Barış Manço,Kurban,Teoman...
Aşkımla bende minderlerin üzerinde koyu bir sohbete daldık, likit çılgınlığı ile birlikte.
Hava biraz soğuktu, üşüdüm.2 eski arkadaşla karşılaştım.
O kadar...
Kısaca sosyalleşmek için gittiğimiz bir ortamda aşkımla ben başbaşa muhabbetin gözüne vurduk, tuhaf!
19 HAZİRAN 2005 PAZAR 01:41 Herkes Üniversite Okumak Zorunda Değil!
Hele zengilerin zürriyeti hiç değil! Boşuna açıldı onca özel üniversite.
Çocuk özel üniversiteye gidecek diye araba al, kampüsleri Allahın unuttuğu yerde her gün
toplamda İstanbu-Ankara arası kadar benzin yak, bunun kitabını defterini saymıyorum da.
Kılığı kıyafeti, parfümü, sosyal hayatı...
Ne o oğlan okuyacak!
Okumasın!
Bakın çok ciddiyim. Bu, olayın özel üniversite bacağı dışında; devlet üniversitesi tarafı da var.
Orada durum bu kadar olmasa da beri hallice.
"Peki Duygu okumayacaklarsa bu çocuklar ne yapacaklar?" diyorsunuz. Yerinde bir soru.
Sosisci dükkanı açacaklar, sayısal loto bayii olacaklar, bir ustanın yanına çırak girecekler...
Şimdi muhatabı ya da kastedilen "çocuk tipini" söylemedim. Hava da kaldı tabii...
Bir takım çocuklar var ki okumaya niyetleri yok.Sevmiyorlar;ama aile çocuğun yakasından düşmüyor bir türlü.
İlla okuyacak!Parası olan çocuğunu hemen özel üniversiteye, orta halli aileler ise çocuk bir yer kazanana kadar
üniversite hazırlık kursuna yolluyor.Eskiden bir söylenti dolanırdı; veliler birleşsin
kursa ödenenen paralarla havuz oluşturulsun okul sayısı artsın sınav kazanmakta bu kadar zor olmasın.
Arz talep mantığından yola çıktılar; ancak bu paralar toplanıp okullar kurulana, içleri
öğretim görevlileri ile donanana kadar yavrucaklara ne olacağı muamma.
Dedim ya söylentiydi...
Türkiye artık faiz bir şey getirmiyor, döviz rayına oturdu, devir yatırım devri.
Hem üniversite mezunlarından girişimci olmuyor kardeşim.
Adam giriyor bir iş yerine maaşı almaya başlıyor dana kuyruğu gibi ne uzuyor ne de kısalıyor.
Cesareti kırılıyor.Girişimcinin en okumuşu lise mezunu!
Diyorum ki sosisçi ihtimalini yok saymayalım, çocuğu bunaltmayalım.
Sabahleyin işler umduğunuz gibi sonuçlanmaz ise ısrarcı tavır sergilemeyelim.
Bi'Ganyan bayii açalım lütfen.
18 HAZİRAN 2005 CUMARTESİ 19:20
Demin tartıldım 1 kg daha vermişim :) Bir tahmin edin nasıl sevindiğimi.
Sitede ki fotoğraflarıma bakıp anketle ya da maille yazanlar var
"Şişman değilsin ki derdin ne" diye, gelecekte alınması muhtemel kilolar için hazırlık yapıyorum efendim :)
18 HAZİRAN 2005 CUMARTESİ 10:27
Baktım da Milliyet'e (İlhan Uçkan'ın köşesine) bugüne kadar sitem ve benim
hakkımda yazılmış olanların en samimisi beni en mutlu edeni.
Basın'dan bölümüne itina ile eklenecek...
16 HAZİRAN 2005 PERŞEMBE 07:54
Aşkım ense yapıyor.Size şikayet ediyorum.
HTML'den ASP'ye geçiş öyle düşündüğüm kadar kısa sürmeyeceğe benziyor.
Bunun üzerine ben sadece ASP ile kullanacağım arka planı HTML'e uygulamaya karar verdim, demin...
İşin mutfağı eminim kimseyi ilgilendirmiyor;ancak anlatma ihtiyacı hissediyorum, bilmiyorum.
Bu arada menüde yer alan bazı başlıkların, bölümlerin isimleri de değişecek(içerik aynı).
İyice psikopata bağlayıp "yeni başlayanlar için başlıkları kullanma klavuzu" hazırlarmışım ,)
Yok artık...
16 HAZİRAN 2005 PERŞEMBE 01:09 BURASI TÜRKİYE BURaDAN ÇIKIŞ YOK!
Aslında benim için hala "çarşamba çok geç bir saat",
perşembe modumda değilim.O yüzden çarşambadan bugün diye bahsedeceğim.
Bugün buranın Türkiye olduğunu, müze de açsan Fransız sokağı da
yapsan hamurdan ötürü hiçbir şey fark etmeyeceğini bir kez daha anladık(annemle).
Konuyla ilgili birinci delil Pera Müzesi'nin WC'sinde
ele geçirildi. Her Türk bayanının evinde uygulanan yöntem uygulanmış.
Şişe içindeki sıvı el sabunu itina ile evyeye bağlı pompaya boşaltılmış,
şişenin çeperine yerleşen ve akmayan yani "dibi" içinse içine biraz su konmuş.
Sonra o da evyenin kenarına kullanılsın diye bırakılmış.
Kısaca Türk zihniyeti müze yönetimi diyor ki:
Önce sulandırılmış olanı kullan ya da fark etmeden kullanırsan ne ala,
bittiğinde asıl mazlemeye geç!
Kardeşim burası senin evinin banyosu mu?
Sen dünyaca ünlü bir tabloyu müzende sergile; tuvaletine de
atmaya kıyamadığın sıvı el sabunu şişeni sulandırıp koy.
Ondan sonra da makamında dua edersin: Allahım ne olur sulandırdığımı da kullansınlar diye.
Takıldın illa kullanacaksın diyelim bari müze personelinin kullandığı WC'ye, mutfağa her neyse oraya koy.
Hay Allahım ya!
Müze müdürü wc sabunuyla bire bir ilgilenmiyor tabii ki bunu biliyorum;
ancak personelin tavrı müze müdürünün yaklaşımından geçiyor di'mi efendim.
Ayrıca böyle önemli bir müzenin emekleme döneminde ben olsam wc'deki sabuna
kadar ilgilenirim, ayıp değil.
Annemle müzeden çıktık, hadi Fransız Sokağına gidelim dedik
(ikinci delilin ele geçirildiği yer).
Sokağın başında annem binalara bakmak için başını yukarı kaldırdı.
İşte tam o sırada girişte tam sağ taraftaki binanın en üst katından
(ki kendisi Fransız Sokağına tamamen dahil)bir bayan
çarşafını annemin kafasına doğru silkelemeye başaldı
(burada ki tüm binalar cafe değil miydi kardeşim?).
Annem dondu kaldı. Kocasıyla birlikte kaç haftadır kullandığı belli olmayan,
üzeri kepekli bilmem neli çarşaf çoooook ünlü Fransız Sokağımızın daha girişinde
misafirlerini taçlandırıyor.
Ne diyelim şimdi ?
Ne demek istersiniz aslında...
Ben diyorum ki:Burası Türkiye, buradan çıkış yok!(çıkmak isteyen kim?çok komik bir memleket)
p.s. annem "Eve gidince çok güzel bir banyo yaparsın
bi'şeyciğin kalmaz" şeklinde tarafımdan teselli edildi.
15 HAZİRAN 2005 ÇARŞAMBA 12:06 KEŞKE FADİK BEN OLSAYDIM
Bu sabah Fadik'i arayan bir hanım eşliğinde uyandım.Telefon çaldı, çaldı, çaldı...
Ben uyandım, bu kadar ısrara uyanmasam ayıp olurdu,telefondaki telaşlı ve birazda üzgün bir ses
"Fadik evde mi?" dedi.
"Yanlış oldu" dedim, kapattık.
Keşke Fadik bizde olsaydı, keşke sadece o an o hanım için Fadik ben olsaydım.
Söyleseydi söyleyeceğini, rahatlasaydı.Çok hümanist biri değilim bilirsiniz; ama bu sabah
hiç tanımadığım biri için Fadik olamadığıma bu kadar üzüleceğimi tahmin etmezdim.
Ne söylediğinden çok nasıl söylediğin önemlidir derler ya
işte bu sabah telefonda ki hanım ile bir örnek çözdük.
Telefonu kapattıktan sonra az önce gördüğüm rüyanın
manasızlığı dikkatimi çekti.Anlatayım:
Bir yokuş var, dik ve uzun...Aşkımla kayak kıyafetlerimizi giymişiz,
annem de var yanımızda (bizi izliyor) bol karlı bir İstanbul akşamında yokuştan
kaymaya karar veriyoruz, kayıyoruz da(korktuğumu hatırlıyorum)...
Sahne değişiyor biz yokuşun ortasına gelmişiz, sonra kenara çekilmişiz yokuştan aşağı kol kola girmiş,
hatta üç sıra oluşturmuş bir grubun alet edevatsız kayışını izliyoruz.
Kocaman bir insan yumağı düşünün; ama nizamiler.
Sonra bir evdeyim, bodrum katındaymış.Salonun camı tıklatılıyor.Korkuyorum, bu korku ile birlikte
evin sadece salon kısmında yaşadığımı daha önce diğer odalara hiç geçmediğimi farkediyorum.
Cam tıklamaları devam edince korka korka içeri geçiyorum.Bir odaya giriyorum, ebeveyn banyolu,
odanın hem camından hem de içerideki banyo kapısından kumlar çıkıyor, rüzgar eşliğinde,
kum fırtınası gibi bir şey başlıyor odanın içinde...
Babam olsa "Popon açıkta kalmış kızım takma kafanı" derdi,
annem ise kendisine anlatılan her rüyayı dünyada görülmüş görülecek en mükemmel rüya olarak
yorumlama becerisine sahip olduğundan:o kumları paraya, cam tıklamalarını çok güzel haberlere,
karı ise refaha, kol kola kayan insanları ise neşeye yorar,olayı noktalardı.
Bugün çalışanlara, vakti olmayanlara özel bir sanat hizmeti sunmayı planlıyorum, bir aksilik çıkmaz ise...
Son olarak: Suat Suna'nın "Evi terk ettim bugün" adlı şarkısının müziği
Kargo grubunun çoook önceden söyledikleri
bir şarkının müziği ile neredeyse bire bir aynı.
Hatta TV'ye bakmıyordum ve şarkı çaldığında içinde
İstanbul görüntülerinin de olduğu eski
klibi izleceğim için çok sevinmiştim.
Zaten şarkılarının adı da İstanbul'lu bir şeydi.
Bi'dikkat edin.
14 HAZİRAN 2005 SALI 21:58 İNSAN BİR DE KOCASINA ANLATIR GÜNÜNÜN NASIL GEÇTİĞİNİ
Görüldüğü üzere günümün bir bölümünde umuma açık bir wc'deydim.
Meraklı bir teyzenin bakışlarına aldırmadan bir kaç poz fotoğrafımı çektim.
Annem alışkın sormuyor bile.
En başa dönecek olursak Atahan'ın doğum günü için gelen teyzem, annanem ve kuzenim Ankara'ya döndüler.
Sabah kalktım bir lokma bir şey yedim ve direkt annemlere uçtum.
Onlar saat 14:00 gibi çıktılar. Biz de annemle Babalar Günü için biraz dolanalım dedik(bkz.Metrocity).
Babama babalar günü için bir şeyler baktıktan sonra ben bir kaç parça bir şey beğendim kendim için;
ama bir 15 gün daha bekleyebilirim, çünkü tüm mağazalar temmuzda indirime girecek, bence siz de bekleyin.
Oradan üzümlü kırıkırak alıp annemlere geçtik, ben aşkımın işten çıkmasını beklemeye başladım.
Saat 18:30 gibi çıkarım diyen aşkım 20:30'da çıktı.
Olsun sonuçta annemlerdeydim.
Ben aşkımı beklerken annemlerin salonunun penceresinden
kendilerini bekleyen birileri varmışta yetişiyormuş gibi
hızlı hızlı arada sohbet ederek geçen bulutlara gözüm takıldı.
Fotoğraflarını çekeyim dedim.
Güzeller di'mi?
Annem "Ne yaptın SPK işini?" dedi.
Ben de " Beklemedeyim", dedim; bunun üzerine bana "Sen ders çalışmak konusunda hep disiplinli oldun" dedi.
Bu lafı ile kendimi 18 yaşımda lise son sınıfta buluverdim.
27 yaşımı doldurmama sayılı günler kala kendimi 18 ve lise sonda hissetmek hiçte hoş bir duygu değildi.
Ne oldu bir tahmin edin...
Bundan bir adet "Ben 18 Yaşındayken" yazısı çıktı pek tabii!
13 Haziran 2005 Pazartesi 15:52
Şu anda Esra Ceyhan'ın programında bir şarkıcı bayan
kendinden geçmiş bir şekilde şarkı söyleyip dans(!) ediyor!
Adı Lara'ymış..
13 Haziran 2005 Pazartesi 11:45
Aşkım dün akşam "Sen ne güncelleyeceksen güncelle, beni bekleme" deyince.
Atahan'ın doğum gününü paylaşayım dedim.
12 Haziran 2005 Pazar 22:30
Siteyle ilgili çalışmalarım son hız devam ediyor.
Çok beğeneceksiniz çoook ... :)
Şimdi Atahan'ın doğum günü fotoğraflarını koymak istiyorum siteye;
ama yeni halini bekle diyor içimden bir ses.
Aşkım yardım çağrıma (sızlanmama, yalvarmama) dayanamayıp duruma biraz el attı.
Ona pass ettiğim işleri bugün yarın bitirsin,
oh yani!
Tedbili mekanda ferahlık vardır.
Ciddiyim...
:))
11 HAZİRAN 2005 CUMARTESİ 01:42 NEW YORK'UM GELDİ DE BİR TÜRLÜ GEÇMEDİ
Aşkım kanepede 2.REM'e geçti bile.
Bense "Mayıs ayı New York aydır" diyerek yola çıkan Oray Eğin'in NYC yazılarını okuyorum net üzerinden.
New York...
Canım yaklaşık 6 aydır deli gibi NY gitmek istiyor...
10 HAZİRAN 2005 CUMA 22:17 TEKNİK LANET DEVAM EDİYOR!
SPK SINAV SONUCUM BELLİ OLDU: ONSEKİZİNCİ KİŞİ BENİM ,)
SERMAYE PİYASASI FAALİYETLERİ TEMEL DÜZEY SINAVI
SINAV KATILAN KİŞİ SAYISI: 10.609
SERTİFİKA ALAN KİŞİ SAYISI: 981
BAŞARI ORANI: %9,25
kaynak:www.spk.gov.tr
Girenler bilir sabahtan itibaren Anadolu Ü.İ.'nin sitesinde problem vardı.
Evden saat 13:30 civarı çıktım problem o saat hala devam ediyordu.Eve 21:00 gibi geldim
ve sonucu akşamın bir vakti öğrenmiş oldum.Tek dersimi vermişim ve 9 dersin ortalamasını da tutturmuşum.
Lisansı aldım :)))Şimdi başka bir alanda sorun yaşıyorum.
Lisas almaya hak kazananlar Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşlar Birliği'nin
sitesine girip, şifre alıp, evrakların hazırlanması için bir başvuruda bulunuyor.
Bu işlem o an siteden alacağınız şifre ile mümkün.Diğer bir açıdan -yani benim için- mümkün değil.
Teknik problemler için mail adresi vermişler.Mail atacağım.
Çook eskiden beri beni tanıyanlar bilir, onlara soruyorum:Benim hangi işim kolay oldu ki?
Bugün aşkımın işten çıkmasını beklerken (saat 19:00 civarı)Metrocity'de dolandım;
zaten arkadaşımla da orada buluşmuştuk.
Üzerimde görmüş olduğunuz t-shirt River Island'dan ve ben de zaten mağazanın soyunma kabinindeyim.
Işık fotoğraf için harikaydı ve ben de bir iki poz çekmeden edemedim.
Sol taraftaki polo yaka t-shirtte güzeldi.
Aslında onun fıstık yeşili olanı vardı.O daha güzeldi; ama bedeni kalmamış.
Beyaz ise insanın içini çok gösterdiği için almadım.
Sağ fotoğrafta üzerimde gördüğünüz t-shirt'üde almadım.
Mavi bana yakışmıyor di mi?
10 HAZİRAN 2005 CUMA 11:05
SPK'nın sitesi hala düzelmedi.Yazmışlar zaten "Teknik bir arıza var" diye.
7 haziran'da yazdığım "Kendime küstüm bugün" şiirimin gecesi uykumda
pardon kabusumda kafamı kesip başka bir bedene monte etmeye karar verdiler.
İşin daha da berbat tarafı ise benim olaya itiraz etmemem.Sadece ameliyat sonrası
dikiş yerlerimin acımasından korkmam.Bakar mısınız?
Tam doktorluk bir ruh hali yani...
İnsan 10-15 gün sonra bir kez rejimini bozdu diye kendisine bu kadar yüklenirse
uykusunda Frankenstein muamelesi de görür her şey de olur yani.
Şaşmamak lazım...
10 HAZİRAN 2005 CUMA 09:36 Teknik Olarak Lanetlendim!
Dün akşam tamirden sonra iyi has açılıp kapanan bilgisayarım;
bu sabah 10 dakika uğraştıktan sonra ancak "lütfenden" açıldı.
Bugün SPK sınav sonuçları açıklanıyor.Demin siteye girmeye çalıştım.
Bir 15 dakika sitenin açılmasını bekledim.
Açıldı, bilgilerimi yazdım 10 dakika daha bekledim.
Bu sefer hata mesajı verdi, sonuçlara ulaşamıyorum.
Bekliyorum, yoğunluktan herhalde...
7 HAZİRAN 2005 SALI 23:41 BUGÜN KENDİME KÜS GÜNÜMDEYİM
Hislerimi kara kedi şiirimde olduğu gibi
şiir yazma beceriksizliğim ile dile getireceğim)
Kendime küstüm bugün,
şeker almayacağım ona,
duvar köşesinde tek ayak üstünde beklesin.
Bohçacıya vereceğim kendimi,
polis amcaya şikayet edeceğim,
iğneler yapacak hemşire abla
cos cos!
Kendime küstüm bugün,
televizyon izlemek yasak bana,
odama git! diyeceğim
ben çağırana kadar çıkma oradan.
Kendime küstüm bugün,
nedir bu şımarıklığım canım!
Sütlerimi helal etmeyeceğim ruhuma!
Bohçacı almazsa (ki olabilir)
kapıda bekleyen kara çingeneye vereceğim kendimi,
kullanım istatistiklerini check etmekte tümden yasak bana.
Bugün kendime küs günümdeyim,
yedim kekleri, şekerleri
ne oldu ki bugün bana???
BAŞIMA NE GELDİ Bİ'BİLSENİZ!
09/06/2005 22:25
Çarşamba sabahı saat 10:30 civarı gayet rutin bir
şekilde bilgisayarımı açıyorum.
Açamıyorum!...
Tam açıldı diyorum kendini restart ediyor.
Açılıyor kapanıyor açılıyor kapanıyor sürekli bunu yapıyor...
Suratımı dökmeye, ağlamsık bir şekilde ekrana bakmaya başlıyorum.
Kısa bir süre sonra bu "bön bön" durumumun bir işe yaramayacağını anlayıp aşkımı arıyorum.
Bana cd kutularından birinden bir cd çıkarttırıp onu taktırıyor;
ancak bilgisayar bu döngüye o kadar kaptırmış ki cd'yi bir yerinden yakalaması na'mümkün...
İyice cozutmak üzereyim.Ne oldu bu bilgisayara ya?
Öğlen saatinde annem annanemi alıp bana gelecek.Plan yapmıştık.
Çok hızlı bir şekilde ruh halimi ve yansıyan suratımı değiştirmem lazım.
Zaten şu anda bilgisayarım hiç bir müdaheleyi kabul etmiyor.Artık akşam aşkım bakacak.
Akşam aşkım bakıyor ve ben de ona "Kurtulacak mı Dr. Bey" tadında bakıyorum.
Bizim çözemeyeceğimiz bir problem olduğunu tespit edince iş bugüne kalıyor.
Bu sabah naylonlara sarıp sarmaladığım "kasa"yı bagaja koyuyorum ve bundan 2-3 hafta önce ortalarda
turlayan sinyallere şimdi (biraz da geç) uyanıyorum.Arabamın sileceğine iliştirilmiş bir internet cafe
broşürü, son 1,5-2 haftadır bilgisayarımın aniden kapanıp durması...
Şimdi taşlar yerine oturuyor ( bak bak!).
Önce yeni açılan internet cafeye gidiyorum ve tam
şu anda size soruyorum bir internet cafe saat 10:30'da
açılmaz ise kaçta açılır???
Kapalı!
Anneme gidiyorum ve aşkımın müsait olduğu an beni
çağırmasını beklemeye başlıyorum:
"Gel bilgisayarı şuraya götüreceğiz" diye.
Öğlen saati bırakıyoruz bir şirkete; oradan öğlen yemeği için
Profilo'ya giriyoruz. Benim aklıma bowling salonun içindeki
internet cafe geliyor.Gidip "Bilgisayarınızda HTLM var mı?" diye soruyorum.
"Yok" diyor.
Olsun! Ben şansımı deneyeceğim.Bir sürü küçük çocukla birlikte bende bir PC'nin başına
oturuyorum.Onlar araba yarışı oynuyor bense yazımı yazmaya
başlıyorum: "yakınma yazısı".
Yazı bitiyor ve ben ftp'yi açıp o engin(!) bilgim ile güncelleme işine soyunacağım.
Hosting firmam gene bir çalışma yapmaya başlamış "içeri giremiyorum".
Tüm bu olanlar esnasında Profilo'nun biri bayan biri bay iki güvenlikçisinin geri planda ki çığlık çığlığa
"çeşmebaşı cilveleşmesi" her şeyi daha çekilmez kılıyor.Zaten işim de var Osmanbey'de...
Aşkıma mail atıyorum; eğer şanslı günümdeysem işlerinin arasında
yazdığım metini copy+paste yapar ve sistem düzeldiğinde sitemi günceller.
Maili atıyorum ama kendisine ulaşamıyorum.
Güncelleme her şekilde yatmış görünüyor.
Akşam saatlerine doğru haber geliyor: PC Ok!
Gidip alıyoruz.Düzelmesi şerefine clube gidip
yüzmeye karar veriyoruz :9
Saat bu saat oluyooooor.Cafede yazdığım ve güncelleyemediğim
yazım da buydu ayrıca başıma da şunlar gelmişti diyecekken
bu seferde yazımın olduğu mail hesabıma giremiyorum:
Siteye ulaşılamıyor!Oturup en baştan bir yazı yazıyorum: bu yazıyı...
Şimdilik her şey yolunda görünüyor.Canım PC canım sitem canım biz!:)
6 HAZİRAN 2005 PAZARTESİ 18:23 ESKİ BİR DİALOG (forward gemisi)
Eskimo: "Tanrı ve günah hakkında bir şey bilmesem cehenneme gider miydim?"
Misyoner: "Hayır, bilmiyor idiysen gitmezdin."
Eskimo: "O zaman ne diye bana onları anlattın?.."
6 HAZİRAN 2005 PAZARTESİ 18:35 Aranızda kaportadan anlayan var mı?
1997'den beri ehliyetli araba kullanıyorum ki öncesi de var.
Bir iki küçük kaza dışında no problemo!
Bugün Maslak Venü'nün yanındaki BP'ye benzin almak için girecektim ki istasyonu bakıma almışlar.
100m aşağıda bir BP daha var, oraya geçtim;ama demin bahsettiğim sebepten ötürü tıklım tıkış.
Baktım göstergeye beni Levent'e kadar idare eder.
Tam da öğlen 13:30 civarı çıkmışım; plaza ahalisi kah otomobiliyle kah yayan dökülmüş ortalığa.
Tekrar ana yola çıkmadım da Maslak'ın arkasından Opet tarafına çıkarım dedim
(TEM-4.levent bağlantı yolunu kastediyorum.
Ay bilmeyen vardır diye yolu izi ne uzun uzadıya anlatıyorum ya! Uuuf!).
Meğersem Maslak'ın arka tarafında sanayinin o tarafta yol çalışması varmıymış.
Her taraf birbirine girmiş mi!
Tek hat yolda millet karşılıklı gidip gelmeye çalışmıyor mu!
Nasıl biliyor musunuz cinnet cinnet!
Ben de öyle bir noktada kaldım ki karşı yola geçmem lazım;
ama bu durumdan ötürü karşı yolu geliş olarak kullanmışlar(hep kullandığım yol olduğu için biliyorum).
Dedim ki kendi kendime sağ da dar bir yol var sapayım ordan sol yapar kaçarım.
Sağa dönüş dar olduğu için tek manevrada sağ yapamadım mı!(hiç öyle bayan şoför muamelesi yapmayın 8 senedir
çeşit çeşit araba kullandım ve olaya direkt İstanbul trafiğinde başladım.Tek manevrada dönülmez diyorsam güvenin, dönülmezdi).
Önce bir kez sağ yaptım, sonra geriye taktım biraz geri aldım sonra tekrar sağ yaptım ki bir de ne duyayım
(eğer aşkım okuyorsa yazının bu noktasından sonra en şirin halimi takınayım bari)
"garçççççççççççççççççççççççççççççççç" diye bir ses.
Arabayı sen kalk kaldırıma çıkar, sonra indir tabii.
Hay Allah! Bak sen gördün mü olanı biteni!
Tabii bir takım havalar ile el frenini çektim, indim sağ tarafa geçtim baktım ki sağ arka kapının altı
birazcık göçmüş (aşkım vallahi birazcık).Ordan bir adam geldi:
"Ben anlamıştım aldığınız gerinin sizi kurtarmayacağını" dedi.
Bunun üzerine ben de "Öyle mi!Hazır eliniz deymişken İstanbul'da ne zaman deprem olacağını da söyleseniz" dedim;
cevap vermedi melül melül baktı öyle.Benim arabanın arkası zaten dolmuş.
Arabaya binmek için yöneldiğimde şoförlerin yüzündeki sevinç ifadesini bir görecektiniz...
Malına tapan bir çift değiliz Allah için sadece extra masraf biraz geriyor o kadar, di mi aşkım?
5 HAZİRAN 2005 PAZAR 00:22 SİTE, "PC WORLD" DERGİSİNE ÇIKMIŞ EY AHALİ!
Türkiye-Yunanistan maçı sonrası, cumartesi pazara dönerken öğrendim ki sitem PC World dergisine çıkmış.
Bu Vatan'a, Hürriyet'e çıkmaya benzemez;adamlar bilgisayarcı ve ben şimdi çok utanıyorum!
Üç kuruşluk Html bilgim ile yaptığım sitemle ya beni yerden yere vurdularsa.
Üzerine uzun bir "Ne Düşünüyorum Biliyor Musun?" çıkar ki hiç sormayın.
Ufacık tefecik içi dolu turşucuk hesabı "bakın nette bir de bu var" şeklinde bir tanıtım olduğunu sanıyorum;
ama bu mutlu olmama, heyecanlanmama,demin (yani gecenin bir vakti) annemi arayıp
"PC WORLD"dü şehir isimleri ile kodlamama engel değil.
5 HAZİRAN 2005 PAZAR 01:10 Tavşansın Kızım Tavşan!
Maç fotoğraflarını düzenlemeye çalışıyorum.Bir yandan da kiraz yiyorum.
Abuk sabuk bir sürü çekmişim, onlardan seçicem, seçtiklerimin size'ını küçültücem,
kafamı toplayıp yazı yazacağım...Uzun iş, yarına sarkabilir.Kiraz beni yavaşlatıyor zaten...
Yalnız yarını bekleyemeyeceğim bir şeyi paylaşıyorum:
bu görmüş olduğunuz meyve erik.Benim tabirim ile elma eriği,düşünün ki kendisinden çok haşin iki ısırık aldığım halde
hala ısırılabilecek bir tarafı kalmış.Bu erik beni üçüncü sayfa haberi yapabilir,
"Aşırı doz hormondan yatağında ölü bulunan 'yazan'..."
Çünkü çatlayana kadar yedim.
Zaga da Ceza şarkı söyledi(bkz. mp3 çalar top ten).
Bir de bahsetmezsem çatlarım, bu son yatacağım:
Okan Zaga'yı Almanya'da yapıyor.Sahneye üzerinde Türk bayrağı olan küçük bir kız çıkarttı:
önce "Türk müsün?" diye sordu,
sonra "Sen insan yavrusu musun?" diye sordu,
(dişleri tavşan gibiydi), son olarak "Dört göz" dedi ve yolladı!
3 HAZİRAN 2005 CUMA 09:35 SİNEKLERE NE OLUYOR?
Dün ağızımı kapatmamın üzerinden 1 salise geçmişti ki sineğin teki dudaklarıma çarpttı.
Bugün yürüyüşten dönerken de bir başka sinek (belki de aynısı bilemem)gözlüğümün üzerinden
pike yaparak göz kapağıma çarpmayı başardı.Bu iki olayda da sineklerin ortak özelliği çok şişman olmalarıydı.
Sinekler ya bunalımda ve bu yaptıkları intihar girişimi ya da kışın başka bir yerlerde çok yiyip
içtiler tüm bu uçuş dengesizlikleri formsuzluktan.Ama sebep ne olursa olsun hiç hesapta yokken protein
almaya ya da bir sineğin gözümün içinde kuluçkaya yatmasına ve yavru sineklere süt annesi
olmaya niyetim yok.Şu aralar ağızınıza gözünüze sahip çıkın, benden söylemesi.
2 HAZİRAN 2005 PERŞEMBE 20:21
Exreme Makeover'ı tıklayınca diyet günlüğüm çıkıyor,
"İş hayatının kanayan yarasını buldum çıkarttım"
yazısını tıklayınca hata veriyor.
Site, iyice 17 yaşındaki bir genç kızın odası gibi ki ben yakın bir gelecekte 27 oluyorum :(
1HAZİRAN 2005 ÇARŞAMBA 22:50 Kaymaklı Yoğurdum Kayboldu "Wanted Avcıları" Yardım Eder Mi Dersiniz?
Anlatıyorum.
Evden çıktım.Güzergah şu:
Market-Postane-Havuz-Annemler ve bu arada dışarıda yağmur yağıyor.
Marketten ufak bir alış-veriş yaptım.Aldıklarımdan biri de Tikveşli Altınkaymaklı yoğurt.
Bagaja koydum postaneye gittim.Yollamam gereken bir CD'yi postaladım,jeanimin paçaları çok uzun olduğu için
ıslandılar (çok fena)ve tekrar eve dönüp başka bir kot giydim(bilek boyunda).
Clube gittim (hala bagajı açmadım)ordan da anneme.Annemlerin evinin yanında bir mağaza var.
Hani içeride bir kazak iki tişört satılan butik tarzı kara para aklama merkezlerivar ya ondan.
Zaten trafikte tilt olmuşum, hiç hesapta yokken eve gitmişim, sabah yediğim kahvaltı ile saat olmuş 15:30 yarım saat yüzmüşüm.
Enerji açısından bitmiş vaziyetteyim.
Tek derdim bir yere toslamadan arabayı park etmek.
Park edebileceğim alandan tek boş yer dükkanın önü;
ancak bu sefer dükkanın önüne bir değil iki arabalık "baba" yerleştirmişler.
Durdum, indim , babalardan birini çektim ve binip arabayı park ettim.
Kızlar kapıya çıktı (ben bir kavga başlatma peşinde değilim;ancak başlatana da mani olmam.
Özellikle sakin sakin kurduğum cümleler ile kafa karıştırma yöntemini kullanıyorum.
Yüzlerinde ki mana veremez ifadeyi izlemek bir hayli keyifli oluyor:
ben nerdeyim, burası neresi,
hayatın anlamı ne,
bu bir kamera şakası mı, kamera nerede? gibi).
Arabadan nasıl bir yüz ifadesi ve vucud dili ile indiysem (bak bak bak!) içeri girdiler.
Bagajdan poşetleri aldım ve eve çıktım.
Yaklaşık 1 saat sonra yoğurdun olmadığını fark ettim.
Aşağı indim, bagajda yok.
O sırada kapı da annem ve annanemle karşılaştık
(ben önden gitmiştim)eve çıkınca marketi aradım (fişteki telefon numarasından).
Telefona çıkan çocuk tüm iyi niyeti ile kasada kalan bir mal var mı diye sorudu soruşturdu.
O sırada arkadan başka biri canavara dönüşerek "Yok de işte yaaaaaaaaaaa" dedi.
Oğlan tüm nezaketi ile bana dönüp "Yoğurdunuzu marketimizde unutmamışsınız" dedi.
Bunun üzerine eve ilk çıkarken asansörde unuttuğum ihtimalini değerlendirerek kapıcıyın diafonla arayıp asansörde yoğurt
bulup bulmadığını sordum "Yok abula"dedi.Ok!
Zaten apartman 48 daire.Artık bir köyde bile 48 hane yok.
Asansördeki yoğurdun şansı benim açımdan çok düşük zaten.
Annemle annanem ise bir süredir Ankara'da olmalarına ve eve henüz girmelerine
rağmen bu çabalarımı hiç yadırgamayıp soruşturmayı tamamlamamı beklediler.
Bir ara annanem "Belki ihtiyaç sahibi birinin kısmetiydi kızım gitme üstüne daha" dedi
(bu arada annemler Akatlarda oturuyor, apartmada ihtiyaç sahibi bulmak biraz zor).
Babam da bunu düşünmüş olacak ki bulanın "Keşke yanında bir de hıyar olsaydı"
deme ihtimali üzerinde durudu.Adam rakının yanına cacık yaparmış.
Sonuç olarak yoğurdumu kaybettim,sinir oldum.
1HAZİRAN 2005 ÇARŞAMBA 08:40 BANA VİLLA TAHSİS EDEN HOSTİNG FİRMAMA "HOST" DESEM Mİ?
Artık hosting firmamda çalışanların da fan club üyem olduklarına inanmaya başlayacağım.
Siteyle ilgili gün aşırı problem yaşıyor olmamın başka bir açıklaması olmaz.
Gün aşırı problem demek gün aşırı şirketi aramam demek.
Çok sakin arıyorum:
-Meraba, benim sizde bir domainim var:bubenimhayatim.com
Şu anda "zattorik" bölümde bir problem var. Bildirmek istedim.Ne zaman düzelir?
-Tamam ben notunuzu aldım.Bugün içinde düzelir.
Bazen aynı gün içinde düzelmiyor ve ben ertesi gün aynı grizgaha "Dün düzelir demiştiniz ama hala devam ediyor"
şeklinde bir ek ile devam ediyorum.Bunun üzerine beni Ahmet Bey'e aktarıyorlar.Benim için tek fark bu sefer
Ahmet Bey bana "Bugün içinde düzelicek" diyor.Sonra düzeliyor.
Mesela yazı yazmak için HTML öğrenmeme, domain tescil ettirmeme vs gerek yoktu.
En basiti hürriyetim.com daki Agora bölümüne üye olup bir de yazdığım her yazı için cüzi de olsa
telif alabilirdim(öneririm).Bu tıpkı bir apartman dairesinde oturmaya benziyor.
Bense kendime bir domain alarak villa da oturuyorum(züğürt tesellisi:)
Apartman dairesi rahattır, her şey düzenlidir, bir şey aksasa bile bire bir sizin ilgilenmeniz gerekmez.
Villa da oturursanız dışının boyanması, elektirik tesisatında bir problem,çimlerin biçilmesi vs vs her şey ile bire bir
sizin ilgilenmeniz gerekir;ama bir bahar sabahı bahçede yapılan kahvaltının da tadı başkadır.
Hem köpekte besleyebilirsiniz.Bu sebeple yaşadıklarıma sinirlenmiyorum.
Sizi hiç bir şekilde etkileyecek bir karar değil de sadece düşünüyorum domainimi sırtıma yüklediğim gibi
başka bir hosting firmasına taşınsam mı?
Kahvaltı yapıcam.
Bana kızmayın ama yeni bir diyete başlıyorum.
Detaylarını kahvaltımı yaptıktan sonra yazıcam.
|