WwW . Bu Benim Hayatim . CoM





EVLİLİK, KATLANMANIN ESKİ ADIDIR(ÖZDEMİR ASAF)

Anasayfa Salı akşamı eski bir arkadaşım aradı. Aslında çok eski de sayılmaz beş senelik diyelim. Bir süredir görüşmüyorduk. İyi biridir. Sadece biraz tembeldir.Seni çok sevse de ölse de bitse de eğer ulaşabileceği uzaklıkta değilsen aramaz, sormaz.Yani seninle arkadaşlık yapması için yakınında yamacında olman gerekir. Eğer okuyorsa gülecektir, küsmez de öyle kolay kolay. Sesi çok neşeli, heyecanlı, biraz da mahçuptu. Neredeyse 1 yıl sonra arıyor. Saat geceyarısına gelmiş. Dizi seyrediyordum. Evleniyormuş... Liseden arkadaşı ile... Şimdi 29 yaşında yani seneler sonra lise arkadaşıyla, severim böyle hikayeleri... En sevdiğim ve unutamadığım film de Kevin Costner'ın Revenge'dir mesela. 1990 yılında çevirmişti ben de olsun olsun da 14-15 yaşındayken izlemiştim; Madeleine Stowe ile oynamıştı. İhtirasın, tutkunun ne olduğunu bu filmle anlamıştım ve dibim düşmüştü. Zuhal Olcay'ın 'Dünden Sonra Yarından Önce' filmiyle de aldatılmanın ne kadar koyan bir şey olduğunu öğrenmiştim. Midemin bulanmasına neden olacak kadar üzüldüğümü hatırlıyorum. Neyse... O zamanlar sadece arkadaşlarmış; seneler sonra karşılaşıp evlilik olayına kadar gelmişler. 29 yaşına gelip liseden bir arkadaşla evlenmek nasıl bir şey ya? Bu konuda salı akşamı biraz konuşayım, heyecanlanayım dedim; aşkımın snob tavırları ve buz gibi sesi ile karşılaştım. Sadece aramızdaki yaş farkı kendisinin benim lise aşkım olma şansını sıfırlıyor o kadar. Yoksa aşkım, aşkımdır. Adı üzerinde aşkım yani başka bir şeye benzemez bu. Ya ben seviyorum böyle hikayeleri, seneler önce tanışıp seneler sonra karşılaşmayı, evlenmeyi falan. Eninde sonunda, dönüp dolaşıp, gelip bulmayi. Bulunacak insan olmayı. Onların hikayelerini... İnsan kendi duygusallığına tapabiliyor zaman zaman, deli olabiliyor hissettikleri için, izledigi bir filmle gaza gelip duyduğu bir hikayenin peşinden gidebiliyor. "O ben olsam" diyebiliyor. Başkasının hikayesinden kopya çekebiliyor, kopya çekilecek bir hikayeye sahip oldugu halde. "İş körü" olunabilir her an. Yanılabilirsin, tutkuyu baştacı edip, güveni kapının önüne koyabilirsin. Tüm dünyanı biraz daha hızlı çarpan bir kalbin etrafında çevirebilirsin. Hikayeler güzeldir, aşk güzeldir, ihtiras iyidir... Biraz da gerçekçi bakacak olursak olaya Woddy Allen’ın “Hayatta ki en güzel cümle seni seviyorum değil; iyi huylu çıktıdır" dediğini öğrendiğim günden beri hayalimdeki erkekle evlenmek için yanlış zamanda ve yanlış yerde doğduğumu farkettim. Aslına bakacak olursak aşkım da Woddy'yi aratmayacak kadar gerçekçidir. Evlilik zordur. Düğünün şaşası bittiğinde, marketten alış veriş yapmak "akşam için şarap ve spagetti aldım"dan "Bugün Migros'da Migros markalı ikinci ürün %50 indirimliymiş"e dönüştüğünde , evlilik topuğundan, el tırnağına, göz altı kreminden, nemlendiricine kadar ayrı ayrı krem kullanmaktan bir an evvel yatağa yatıp uyumaya dönüştüğünde, dört duvar arasında yalnız kaldığınızda yani; ihtiras, olaya uyanmamış başka bir çift aramaya gittiğinde, buna çözüm olarak tüm kadın p.zevengi dergiler beyzboldan dönen kocayı kırmızı jartiyer ile karşılamayı önerse de, hayatın yükü omuzlarında, sen sadece güvenmek isteyebilirsin, sevmek isteyebilirsin, nefret etmemek isteyebilirsin, işler değişmesin isteyebilirisin, evdeki hesap çarşıya uysun dileyebilirisin. Belki de bebek dün gece her zaman olduğu gibi 5 kez değil 8 kez uyandı!... O yüzden ihtiras, tutku, onlar sonra kavuştu ve ben lisede ki arkadaşımla evleniyorum hikayeleri hoşuma gider. Hayat çok zor ve bir beraberliği yüz göz olmadan, eline yüzüne bulaştırmadan, ileri de çocukları ser-sefil etmeden yürütmek çok kolay da bir iş değil; çünkü insan bazen bir hanımefendi ya da beyfendi gibi sabredemeyebiliyor. Bence en büyük hatta tek erdem tepkilerini kontrol altına almaktan başka bir şey değildir. Abartmaya gerek yok. Belki de düğünde memur tarafından geline teslim edilmesi gereken “evlilik cüzdanı” değildir de “evlilik klavuzu”dur. Bu klavuz düğünden önce mesela lise dönemlerimizde verilse neslimizin tükenmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz. O yüzden evliliği garantileyip, türü kurtardıktan sonra devamı için destek olmak en mantıklısı gibi görünüyor. Gelin klavuzun kapağını çevirdiğinde karşısına çıkan ilk sayfada şu yazmalı: “Bugün hem çocuğunu doğurmak hem de öldürmek isteyeceğin adamla evlenmiş bulunuyorsun, korkma!...” Nasıl korkma?... Nereye kadar korkma?... Olsun! Başarılı bir telkin çoğu zaman prozac etkisi yaratabilir. p.s. kötümserlik noktasın da -ya da olayların negatifini görmek- ölçü alınabilirim: Duygu kadar kötümser, Duygu'dan beri hallice... p.s2. Özdemir Asaf'ın "Yuvarlağın Köşeleri" özdeyişlerinden oluşan kitabını tavsiye ederim 28Temmuz2005 Copyright © 2005.scampimix