WwW . Bu Benim Hayatim . CoM
  



Anasayfa


Dijitürk info'da "Teoman'ın Woody Allen'dan esinlemeler taşıyan filmi" yazınca;
O saatten sonra filmin adı benim için "Bir Türk Woddy Allen'dan esinlenirse..." olarak değişti.
Beklentim de o oranda düştü zaten...
 
Film boyunca oyuncular çoğu kez lafları ağzılarında yuvarladığı çin (Ruhi, Zeynep, Ümit Kaptan) 
bazı dialoglardan pek bir şey anlamadım.
Televizyonun sesini açmayı sonradan akıl edebildim ve dialogları duymaya başladığımda çok şey kaçırmadığım aşikardı.

Film izlerken tercihimi konusu olan, kısmen de olsa kendimi içine dahil edebildiğim basit filmlerden kullanırım.
Bu filmi izlerken ister istemez "konu arayışına" giriştim.
Olayı 'ha çaktım ha çakacağım' derken Teoman "Kalbinde nasılsa, öyledir" dedi ve bitti.

Film kendi içinde mantık hataları barındırmasına rağmen
(Gecenin bir vakti japon balığının bulunduğu kavanoz yere düşer ve kırılır; ancak sabah olduğunda 
balık yerde ve bir süre de Teoman'ın elinde hala can çekişmektedir) sırf Teoman'ın hatırına "eyvallah" dedim.

Dialoglarda "Balans ve Manevra" o kadar çok zikredildi ki bende filmin ismine karşı
bir antipati oluştu.Oysa Stephen King'in kendi filmlerinde sadece bir sahnede görünmesi gibi 
bir kez söylense ya da bıraksalardı da teknenin üzerinden okusaydık istenen etkiyi sağlayabilirdi belki. 





Timur (Teoman), Zeynep'in (Seda Akman) başkası ile yattığını anladığı sahnede terör estirirken ben, kendisinden hiç olmazsa bir parça Mickey Rourke triballeri beklerdim, yakışırdı doğrusu... Onun yerine salak salak bir şeyler yaptı ki izlerken bana "Teooo!...Ne yapıyorsun çocuğum???" dedirtti.



Teoman'ın şarkılarını söylerken ki ifadesi ne kadar derin ve anlamlı ise filmdeki oyunculuğu bir o kadar yapmacık ve "benzeyebilmiş miyim?" tadındaydı. Burada beni duraklatan kime benzemeye çalıştığı oldu, zannedersem kendisine banzemeye çalışıyordu. Üzüldüm; çünkü kendisi de filmin hayatından bir kesit olduğunu ifade etmiştir. Filmdeki Teoman'ı görünce "Sen bu kadar salak ve b.ktan bir adam mıydın yahu! Bende seni bir şey sanmıştım" demekten kendimi alamadım.



Bülent Polat'ın en çabuğundan şu "Şesu"dan kurtulması lazım, sıkmaya başladı.



Bülent Kayabaş, beklediğim gibi değidi ve Müslüm Gürses filme renk katmıştı.



Teoman'ın kafasında tavşan kulaklı bir taç ile Berna Öztürk'e oral seks yaparken "yakalanma" sahnesi, sadece bir fantazinin beyazperdeye yansımasından öteye gitmemişti. Filme ne bir şey kattı ne de filmden bir şey götürdü.



Filmin kötü karakterini canladıran yandaki beyfendi (Orbay Sayü) gerçekten çok iyiydi. Eminim çok geçmeden kendisini daha başarılı filimlerde görme şansımız olacak.Teoman'ın dili dışarıda tavşan rolüne istinaden Orbay Bey'in Zeynep'e tecavüz ettiği sahnede kendisinden iğrenmeme gibi bir şansım olmadı.



Burak Sergen filmde iyi iş çıkartan tek oyuncuydu; oynadığı karakter başka bir filimde daha iyi iş yapabilirdi. Oyunculuk adına filmin içinde
-kasti olduğunu sanmıyorum- yalnız bırakılmıştır.Belki de kendisi için daha iyi olmuştur.



Evet, eğer filmi izlemediyseniz okuduklarınız doğrudur.Seda Akman'ın filmin 3/2'sinde memişleri ortadaydı. Ben de Arçelik olsam anlaşmayı fesh ederdim, sonuçta Arçelik hedef kitlesi "aile" olan bir marka. "Kopmuş" bir kızı canlandırmak için oyunculuğunun yeterli olmadığı hem oynadığı reklam filminden hem de Bir İstanbul Masalı'ndan belliyken Teoman'ın seçimi sermayeyi kediye yüklemek olmuş.

Sonuç olarak "İki tane evim olacağına bir tane filmim olsun" diyerek çekilmiş bu filme, sırf Türk Sinemasına yapılan yatırım adına destek veriyorum.Yoksa evet film biraz berbattır, ego tatmininden öteye gidememiştir, Teoman'dan daha az para kazanan insanlar arkadaşlarına yemek ısmarlarken bu beyfendi filmde oynatmıştır; ama sonuç olarak bir emek vermiştir. Ayrıca Atilla Dorsa bu film için Sabah Gazetesi'nde "Türkiye'nin ilk egzistansiyalist (yani varoluşçu) filmi" demiş. Şimdi bu, film adına iyi bir şey mi demek?... Ben de en-nihayetinde basit bir izleyiciyim canım... 16/09/2005 Copyright © 2005.scampimix