tüm "border'ları ="0" layan müessese Bu Benim Hayatım. c o m

Söz, Şifa Verişinden Daha Kolay Yaralar

 

kum havuzu

derKİ

b.hayat

compir



Yorum Yaz
Mail
Pano


Ana Sayfa

Kasım1
Kasım2
Kasım3



Almanak 2006


Geçen Aylar
Eski Yazılarım
Meraklı Sağlık
Atraksiyonlar
Fotoğraflar
e-gardırop
Sayfa Senin
Tariflerim
Videolarım
Ne alsam?
Carrie
Spk


Basın'da bubenimhayatim.com Vatan
Hürriyet
Milliyet
PC World
Aktüel
Sabah


2006
Kasım
Ekim
Eylül
Ağustos
Temmuz
Haziran
Mayıs
Nisan
Mart
Şubat
Ocak
2005
Aralık
Kasım
Ekim
Eylul
Ağustos
Temmuz
Haziran
Mayıs
Nisan
Mart
Şubat


  
    


30 Aralık 2006 Cumartesi 17:23 2006 Biterken... 2006'da çok çalıştım. Belki farkındasınız belki değil... 2007'de daha da çok çalışmam lazım. Bi'de 7 benim uğurlu rakamım... Bunu biliyor muydunuz? Yorgunum biraz... Dinlenince geçecek türden ama. Ne mutlu bana! 2007'de hayalleriniz gerçek olur inşallah. Ama bunun için tam mesai yapmanız gerekebilir. Tam mesai yapsanız bile hayat karşısınıza size inanan, güvenen insanlar çıkartmayabilir. Çıkarttığında size inanmaları ve güvenmeleri için öncesinde çok çalışmış olmanız gerekir. İşte bu böyle bir kısır döngü. O yüzden siz çalışın, doğru insanlarla karşılaştığınızda ziyan etmemek için... Ve 2007'de çalışmak için sağlık dileyin sadece. 29 Aralık 2006 Cuma 01:45 İçimden Geldiği, Aklıma Estiği Gibi
Yeni yıl geldi çattı Şimdi işin yoksa "değiş" dur! Çinlilerdi galiba "Bi’ölüler bi’de henüz doğmamış olanlar değişmez" diyen. Bahsettiğim şey fikrisabit değil elbette Sadece "Gelin gardırobunuzu yenileyelim" tarzındaki "pop yaklaşımlar"a kılım o kadar. Çünkü kimse çoğaldığımızdan bahsetmiyor farkındaysanız; hep bi'eskiyoruz' ve 'bu durumdan hiç memnun olamıyoruz' hali ... Benim değişmeye niyetim yok özetin özeti, boş bir sayfa ile sil baştan yapmaya da ihtiyacım yok! Diyorum ya 2007'de 'çoğalabilirim' sadece, bir halka daha ekleyebilirim ve yoluma devam ederim. Neredeyse 30’uma merdiven dayadım ve şimdi olduğum insan olabilmek için de emek verdim çokça, acı da çektim biraz. Sözlerimi kendi niyetleri ile değerlendirenlere gereken bedelleri de ödedim güzelcene. Ama gene de kalbimi kıranların kalbini kıracak kadar becerikli olamadım. Olsun! Ben halimden menunum. Ben böyle yazınca, ilk günden itibaren takip edenler hatırlayacaktır zaten: "Peki ama sen kimsin... Aslında kim olmak isterdin... Kendin olabilmek için bu kadar uğraşmışken, başkalarını boşver gitsin..." Yaaa!... İşte böyle Ninja Kaplumbağlar! Siz en iyisi mi yeni yılda hiç değişmeyin, bildiğiniz, aynı “sen” olun: Tüm iyi ve kötü özelliklerinizle. 2008’e Allah Kerim! O zaman da buluruz başka bir şekil. Son Söz: "Kalbini bozmadan" da değerlendirenler olmuştur bu zamana kadar seni ve 2007’de de olacaktır mutlaka. Herkese İyi Seneler 27 Aralık 2006 Çarşamba 21:38 Konuk Yazar:Mehtap Erel Azbuz versiyona ilk konuk yazarımız teşrif etti! Bakalım tanıyabilecek misiniz? :))) ANNELERİN ÇATALI DA KUTSAL MI? Valla kutsal mı değil mi ben yorumumu yaptım... Yazı Gönder . . . En iyi eleştiri yazısı yazan 100 YTL kazanıyor. Cenneti Beklerken'le ilgili en güzel eleştiri yazısını yazana hepsiburada.com’dan 100 YTL’lik hediye çeki veriyorlar Valla ben bi'şansımı denemeyi düşünüyorum; ama henüz filmi izlemedim :(( 27 Aralık 2006 Çarşamba 14:20 -Tekrar- Konuk Yazar Elinde senin tarafından kaleme alınmış şiir, deneme, hikaye, bir tek cümle, köşe yazısı eleştiri vs vb vs varsa ve sen de "Hazır bir okuyucu kitlesi bulsam da okutsam, beğenilerine sunsam" diyip duruyorsan ya da önümüz yılbaşı, yeni yılla ilgili bi"esip yağmak" istiyorsan, al sana biz! Yazıların azbuz'daki sitemde yer alan Konuk Yazar bölümünde yayınlanacak. Hem bu siteden hem de ordan yeni yazıları duyuracağım. Kısacası yolla yazını okuyalım! Yayınlandıktan sonra altına mutlaka bir yorum yazıcam, başkaları da yorumlayabilir... Eğer istemiyorsan, gönderi formunda yer alan "Bu yazıya yorum bırakılabilsin"deki "tik"i kaldır. 2005 yılında açtığım "Bu Sayfa Senin" bölümüde yer alan yazıları da kendi elcağızımla azbuz'daki "Konuk Yazar" bölümüne üşenmedim, ekledim. "Gönderi"lerinizi bekliyorum... :)) 27 Aralık 2006 Çarşamba 12:30 Tipik Bir Türk Kavgası:Benim Ailem, Senin Ailen (Yeni Video) Debra'nın annesi ile babası evlilik danışmanına gitmeye karar verince, Debra ile Raymond arasında kimin ailesinin evliliği daha "sağlıklı" tartışması başlar: "O tadın nerden geldiğini hep merak ederdim..." 25 Aralık 2006 Pazartesi 21:45 Lisey's Story'yi Türkçe'ye Çeviriren Kim? Bir süre önce Stephen King'in son kitabı, ki kendisi bir aşk romanı, Lisey's Story hakkında yazmıştım ve sonunda da: "Kitap üzerine pratik birkaç şey söyledikten sonra Lisey’nin Hikayesi hakkında daha net bir fikre sahip olmak için romanın Türkiye’de, raflardaki yerini almasını beklemekten başka çare görünmüyor!" demiştim. Altın Kitaplar Yayınevi, romanı çevirmesi için biri ile anlaşmış bile. 25 Aralık 2006 Pazartesi 17:30 Insert Kahve fincanlarım... (Hepsinin altına -yorum bölümüne- tek tek özelliklerini yazdım) . . . bubenimhayatim.com Siyah mı beyaz mı olsun? Bu soruyu yanıtlamak isteyenlerin şurayı tıklaması yeterli: Sol tarafta, az aşağıda -OYLAMALAR başlığının altında- 25 Aralık 2006 Pazartesi 12:59 Leonardo:Evrensel Deha Pazar sabahı kahvaltıda sucuklu yumurta yerine bir kase Nesfit istemesinden belliydi dışarı çıkacağımız. Oysa "evden biri" pazar günlerini evde geçirmeyi sever: Tüm gün süren gazete-internet-NBA TV üçlemesi... "Hadi Leonardo'ya gidelim" dediğinde şaşırdım açıkcası. Uzun süredir dinlenmek için "sadece bi'pazar günü" bile yok! Aslında şaşırmam manasızdı; Rodin'i kaçırmama izin vermeyen de gene kendisiydi. Peki Picasso İstanbul'dayken aklı nerdeydi?!... Neyse, kalktık Rahmi Koç Müzesi'nin yolunu tuttuk. Çok basit şekilde tarif etmek gerekirse: Eyüp Sultan Cami'ne giderken sağda, Haliç'in kenarında. Bahçesinde uçak maketleri falan var, görmemeniz imkansız. Sergi 31 Aralık'da sona eriyor diye biliyorduk. Belki de o yüzden pazar günü müze bahçesinde mahşer kalabalığı vardı. İçeri giriş için öyle uzun bir kuyruk söz konusuydu ki, halkımızın "replika" sevdası karşısında gözlerimiz yaşardı. "Bu soğukta bu uzun kuyruk beklenmez" diyerek yan çizecek oldum; bunun üzerine "evden biri" gel bir deneyelim belki kuyruk hızlı ilerliyordur, dedi, beni ikna etti.İçeri girmek için yaklaşık 40 dakika kadar soğukta bekledik. Değdi mi? Bence değdi. Biliyorsunuz bu tür aktiviteler insanın görgüsünü arttırıyor. Size broşür üzerinden çok kısa birkaç bilgi aktarmak istiyorum: "Sergi, da Vinci'nin tasarımlarından yola çıkarak üretilen, gerçek boyutlu 40 makineden oluşuyor...Ressam, heykeltıraş, müzisyen, mimar, mühendis ve anatomist kimlikleriyle zerkasını kanıtlamış olan da Vinci'nin çok yönlü dehasının bir özelliği tanıtılıyor: 'El Yazması Kitaplar Kolleksiyonu' (Codices) adı altında derlenen binlerce sayfada rastlanan tasarımların, öncüleri olduğu modern makine ve aletler arasında kriko, planör, paraşüt ve zırhlı araç sayılabilir... Sergi; mekanizmalar, toprak, su, hava, ateş olmak üzere beş bölümden oluşuyor". Müzenin rehberleri ise olağanüstü bir performans sergiledi. Bilgileri ve oyunculuk yetenekleri ile her replikanın başında, nasıl çalıştığını anlatırken Türk eğitim sistemine adeta ders verir gibiydiler. Zaten ziyaretçilerin çoğunluğunu çocuklar oluşturuyordu ve hepsi de hayran hayran rehberleri dinliyordu. Sonradan öğrendik ki sergi Bayramın son günü olan 3 Ocak Çarşamba gününe kadar uzatılmış. Bence çocuklarınızın elinden tuttuğunuz gibi Rahmi Koç Müzesinin yolunu tutun. Siz büyük olarak yüzyıllar öncesinden paraşütü düşünebilen bir insana hayranlık duyarken, çocuğunuzda bir şeyler öğrendiğinin farkına varmadan harika vakit geçirecek. pi es: Leonardo Sergisi'nin dışında müzeyi de gezdik. Atatürk'ün eşyaları ve klasik otomobilleri de gördük. Tüm fotoğraflar için tık tık! 22 Aralık 2006 Cuma 23:11 A'dan Z'ye Duygu! Azbuz.com'da yer alan bir anketi cevapladım. A'dan Z'ye ben! -bir nevi Esra Ceyhan- 21 Aralık 2006 Perşembe 12:10 Azbuz.com ve Ben Bubenimhayatim.com şubat ayında 2.yılını dolduracak. Zaman ilerledikçe "size" yükü artıyor. Tüm bunların yanında sitenin bir eşini de her tür desteği veren (foto albüm, video, forum, anket, bubenimhayatim.com üyelik sistemi vb vs) bir başka yere açmayı planlıyordum.Tam bu esnada tanıştım azbuz.com ile. Mesela şimdiden fotoğraf albümünün bir kısmını taşıdım. Zaman içinde, sildiklerim de dahil, tüm videolarımı azbuz.com'a aktarmış olucam. Ayrıca sol menüdeki azbuz.com ikonunu tıklarsanız bubenimhayatim.azbuz.com'a ulaşabilirsiniz, kısaca hem burda hem orda... E çok şahaneymiş! 20 Aralık 2006 Çarşamba 15:00 Al Sana Rugby İlginç olaylar silsilesi sonunda elime bir adet GQ (erkek aktüalite dergisi) geçti, İtalyanca... İtalyanca bilgim, her gün saat 23:00'de Comedymax'de iki bölüm üst üste izlediğim Everybody Loves Raymond'dan ibaret iken yapabildiğim tek şey derginin fotoğraflarına bakmak oldu. İlerleyen sayfalarda hurda haşat olmuş Rugby oyuncularının fotoğraflarını görünce, dedim bunları siteye koyayım. James Bond/Casino Royale'i izleyip, Daniel Craig'e "Offff of!" çekenler, buyrun Rugby'ye! 19 Aralık 2006 Salı 10:29 Sex and The City Bitti (Yeni Video) Sex and The City Comedymax'de 236.kez bitti! Böylece Mr.Big'in adını da öğrenmiş olduk (236.kez) 18 Aralık 2006 Pazartesi 12:30 Burak Kut ve Ben Geçen hafta perşembe akşamı annemdeydim. Bekarlık günlerimdeki gibi odamda yatağa kuruldum ve tivi izlemeye başladım. Zap arasında Kanal Türk'de Kürşat Başar'la programına rastladım. Konuklarından biri de Burak Kut idi... Burak Kut'u severim bilirsiniz. İlk albümünü nisan 1994'de çıkarttığında; Bebeğimdin'e bayılmış, kendisine kıl olmuştum ama. O zaman 16 yaşındaydım ve bana göre bir erkeğin 'bebek suratlı' olması bardağı kola diye başına dikmişken ayran içemek gibi bir şeydi ve tarafımdan tercih edilmezdi, edilmez de. "İnsan kendini yalnız insanda tanır, hayat herkese kimin ne olduğunu öğretir" demiş benden daha iyi konuşan biri (Bu kişi Goethe olabilir mi?) O yüzden Burak Kut'un hayat karşısındaki duruşu zaman içinde beni kendisine hayran bıraktı. . . . Programda, piyano ve Ferda Anıl Yarkın'ın çaldığı keman eşliğinde Bebeğimdin'i söyledi; sonra Fransızca bir şarkı daha. Ya nasıl bir ses biliyor musunuz, "tık" demiyor adam, bi'çatallanma, az biraz zorlanma falan . . . I-ıh, yok! Benim diyen "Süper Star"a taş çıkartacak bir performans. Zaten bir iki aya kadar yeni albümü çıkacakmış. Rejim falan da yapıyormuş. Biliyorsunuz program yemekli, koca bir masanın etrafında oturuyorlar. Starter'da da Somon füme vardı; istemedi yağlı diye. Laf arasında Kürşat Başar Burak Kut'un maddi sıkıntılarından bahsedince (hepsi bir ağızdan konuşuyor artık ne dediyse) O da önündeki boş tabağı göstererek "Atın üç beş bir şey, madem zor durumdayım" falan dedi. Ben koptum tabii, tezahürat yapmaya başladım filan. Bir yerde de 'Sizin çöküş diye gördüğünüz şey, benim farkındalığımdı' benzeri bir laf etti, yalan olmasın; ama mesaj budur yani. Neyse efendim, cuma sabahı ilk iş olarak Youtube'dan Burak Kut videoları izledim, sonra da yorum bıraktım. Bebeğimdin, Nereden Geldim Nerelere Gideceğim ve Yaşandı Bitti'yi tekrar tekrar dinledim. Nereden Geldim, Nerelere Gideceğim En çok da eylül 1995'de çıkarttığı "Nereden Geldim, Nerelere Gideceğim" adlı şarkısını seviyordum. On yıldan fazla oldu, dinlediğimde hala çok beğendiğimi, eskimediğini fark ettim. Bugün "yeni" diye önümüze koysalar, ne şarkıyı ne klibi yadırgarız. On yıl önce de kızların olmayan dudak senkronizasyonuna kafayı takmıştım, şimdide. O zaman da ay yıldızlı tişört beni duygulandırmıştı. Peki arka spotlu sahne görüntüsüne ne dersiniz?... J.LO'nun iki yıl önce çektiği Get Right klibindekiyle aynı. Tökezleyerek de epey yol alınır, yeterki düşüp kalma. Burak Kut'un yaklaşık iki ay sonra çıkacak yeni albümünü heyecan içinde bekliyorum. 15 Aralık 2006 Cuma 02:30 Atahan, Öklit Geometrisi, İclalA ve Ben Bugün Atahan ile odasında takılma fırsatım oldu. Önümüzde kocaman beyaz bir sayfa, elimizde pastel boyalar... Ortam Paris'te L'Ecole des Beaux Arts'da bulunan Fernard Cormon atölyesinden farksızdı anlayacağınız. O gayet Paul Gauguin iken ben de sayfanın kıyısında kenarında, pembe pastel boya ile Öklit Geometrisi çalıştım (sıradan bir lise öğrencisi), arada da "Duygu 'evden biri'ni Seviyor" falan yazdım (bir tür boş zaman geçirtirgeci). Soldaki Eren (Atahan'ın kankası) Sağdaki de Atahan Kısa süre sonra "öylesine takılmayı" beceremeyen bir insan olarak, Atahan'a heceleme çalıştırmaya karar verdim: (Bilmeyenler için kendisi 3,5 yaşında ve evin içinde Spiderman kostümüyle dolaşıyor) "Bak teyzenin gülü! Bu senin adının hecelenmiş hali: A-TA-HAN. Biri sana adını sorarsa 'Atahan!3 heceli!' dersin, bırak dumur olsun!... Şimdi de yaşını yazalım! Kaç yaşındasın Atahancım? "Üçççç!" 1 2 3 İşte senin yaşın en sondaki sayı:3 Bi'de benim yaşımı yazalım.Ben kaç yaşındayım biliyor musun? "Döööört!" !?!?!?!? EQ söz konusu olduğunda "deha" sandığınız pek çok kişiyi katlar şöyle bi'kenara koyarım! Kendini, pek çok kere hiç acımadan yerden yere vuran ben, konu Duygusal Zeka olduğunda ise hiç şakam yoktur! Bu böyle biline! Peki ya IQ? İşte orası biraz karışık. Atahan "Dööört!" dediğinde bir an düşündüm: "Bu doğru olabilir mi acaba?..." Yaşımın 3,5 yaşında bir çocuk tarafından, bir boya çalışması esnasında, hiç tereddütsüz, çotadanak tahmin edilmesi beni endişelendirmedi değil. Dengeler asıl 6 ay sonra altüst olacak, Atahan da dört yaşını doldurduğunda... Diğer taraftan kendime de haksızlık etmek istemem! Gazetedeki köşesinden, yeni kocasının eski eşine ayar veren İclalA kadar kafam basmadığı için memnun bile olabilirim! 14 Aralık 2006 Perşembe 00:46 Kafamı Fincanlarına Gömebildiğim Yer:Tchibo Bir süredir kayak pantolonu arıyorum: Bu cümleyi "Ay biz şimdi dağa çıkicez" şeklinde okumadığınız umuyorum, onca tanışıklığımız var... Sportif insan "evden biri"nin kayak sevdası yüzünden ("yüzünden" diyorum, suçmuş gibi) hiç olmadı senede bir kere bi'dağa çıkıyoruz, artık hangisi denk gelirse. Ben tüm gün ya lobide oturup kahve üstüne kahve devirerek uzun süredir bitirmeye çalıştığım kitabın sonunu getiriyorum ya da bir cesaret kendimi piste atıp, çirkin adamların kafasının üzerine düşüyorum (bu bir kez oldu).Ondan sonra gene lobinin yolları taştan... Tabii "evden biri" tepelerden berilerden slalom yaparak kayarken ben böyle pek bi'Kezban olmuyor biliyor musunuz? O yüzden bu sene kararlıyım.Bu işi çözücem. Bir işte kararlılık gösteren her kadın gibi ben de ilk aşamada olayın konfeksiyon kısmına odaklandım! Öncelikle bir kayak pantolonu ve montu almaya karar verdim. Karar verdikten bir süre sonra da vazgeçtim. En uygun kayak pantolonunun fiyatı 200 YTL'den başlıyor ve toplasan çarpsan 10 yılda 100 saat giymiş olmayacağım bu mereti. İşte bu noktadan Tchibo'ya geçmek istiyorum. Geçen hafta Cevahir'de dolanırken, daha önce içini bir iki kez gezdiğim; ama dişime dokunur bir şey bulamadığım Tchibo'ya daldım gene ve kayak pantolonları ile burun buruna geldim:79 YTL! Kayak montları da 140 YTL;ama pembesinin XL bedeni kalmamış. Tchibo, yeni keşfettiğim Almanya menşeli bir mağaza. Bir ay içinde iki kez "tema" değiştiriyorlar. Bir gidiyorsunuz raflarda saksı, fondü, emzirme sütyeni var; ikinci kez gittiğinizde kayak pantolonu, hasır sepet, mıknatıslı pano. Eğer e.mail adresinizi bırakırsanız tema değişikliklerinde haber veriyorlar. Mesela 20 Aralık'da yeni tema "Yılbaşı Hediyeleri", 3 Ocak 2007'ye kadar sürecek. O küçücük dükkanın bir köşesini kafe yapmayı başarmışlar, pek rahat değil ama olsun. Cevahir'e gittiysem Tchibo'dan başka bir yerde kahve içmeyi aklımdan geçirmiyorum. Harika cheesecake ve cappuccino yapıyorlar.Kahveyi özellikle büyük boy sipariş ediyorum; çünkü içerken kafamı fincanın içine de sokabiliyorum. Çok rahatmış! 12 Aralık 2006 Salı 22:20 Azgın Teke Sendromunu Kazasız Belasız Atlatma Yöntemleri -Boş Vakit Geçirtirgeci- Günler günleri, aylar ayları, aylarda bir heves yılları kovaladı. Siz Menepozu alnınızın akıyla savuşturmaktasınız, bol bol içtiğiniz sütler ile Osteoporoz'da da göz yaşartıcı başarılara imza atmaktasınız; ancak kocanız Çılgın Teke Senromunun pençesine düştü düşecek!... Oysa kadınlar hiçbir zaafı gerçekten kınamaz. Önemli olan ele güne rezil olmadan bu dönemi atlatabilmek. Hiç endişelenmeyin hanımlar! Sırf bu iş için Nevada'da ikamet etmekte olan bilim adamları, peş peşe uygulandığında başarılı sonuçlar elde edilen bir dizi yöntem geliştirmiş: 1.)Winnie The Pooh ve Hello Kitty desenli pijamalar alın ve akşamları evin içinde pijama ile dolaşılın (2 beden büyük olmasına dikkat!) 2.)Haftada en az iki üç akşam bunalımdayım gerekçesi ile odanıza kapanıp yüksek sesle müzik dinleyin. Normal günlerde de iPod'unuzu yanınızdan ayırmayın. 3.)Gazetelere kendi fotoğraflarınızdan hazırladığınız suni haberler yapıştırın ve bu haberleri okumasını sağlayın. Mağazadan çıkarken çekilmiş bir fotoğrafınızın altına misal: "İslam aleminin en güzel genç kızı!" Havalanında araba iterken görüntülendiğiniz(!) diğer fotoğrafa: "Genç, alımlı, tazecik bilmemkim havalaalanında da yürekleri hoplattı" Beymen Nisantaşı Brasserie'in önünde bir kare içinse: "Şuncak yaşında stil ikonu oldu, mahvetti, kırdı geçirdi ortalığı bu kız" Sopa sallarken ya da Tarabya'da demirli yatlardan birine totunuzu dayayarak verdiğiniz bir başka poz için: "Aristokrasinin ilahı, hem genç hem alımlı hem asil! Biz magazin servisi olarak küçük dilimizi yuttuk, sizi bilmiyoruz" yazın ve periyodik aralıklarla bu haberleri! burnuna dayayın. Okuması bittikten sonra her seferinde kendisine "Gördün mü bak kiminlen berabersin?!" bakışı fırlatın. 4.)Sürekli pahalı bir şeyler isteyin, burun kıvırıyorsa siz de kart limitiniz müsade ettiği müddetçe her gün bir şeyler satın alın. Uzakdoğu, yakın batı, ileri kuzey...Sürekli tatil planları ile karşısına çıkın. Bu isteklerinize dayanak olarak da "Artık mutlu olmalısın.Sen özgür bir adamsın.Dünyaya bir daha mı geleceksin. Her koyun kendi bacağından asılır ama insanlar boğazından..." falan diyin. Öyle fazla mantıklı gerekçeler sunmaya çalışmayın. Amaç abandone etmek ya zaten. 5.)Bu kısa yaşamında henüz sınanmamış her genç kız gibi, vara yoğa çılgınca gülün. Her şey ve herkes sizi çok mutlu ediyor olsun. Kulaklarınızdan "pozitif" fışkırsın! Haftada en az bir gün bir onu yaka paça bir mağazaya sokup Pretty Wowman çevirin. Hayat dolu olun canım.Unuttunuz mu siz onun "yaşam pınarı"sınız! 6.)Sürekli cep telefonunuz çalsın.Gençsiniz, güzelsiniz, sosyalsiniz. Kimseler sizsiz yapamıyor malum!...Yok mu saat başı arayacak biri? Turkcell yeni bir servis hizmete soktu: Abone, telefonunun çalmasını istediği saatleri kısa mesaj ile 9863'e gönderdiğinde, sistem tarafından "suni" olarak aranıyor, siz kapatana kadar da kapanmıyor. 7.)Şimdi tüm bunların istediğimiz sonucu vermesi için bir rekabetin de söz konusu olması lazım, yasak olması lazım, kafa karışıklığı lazım, kıyas lazım... Ara sıra ortalarda normal halinizle de dolanın. Zaten yaşını almış kadınlarsınız, sürekli bu tempo yorar insanı. Mesela bi'çarşamba tutun kolundan Tansaş'a götürün, meyve reyonunda %30 indirim oluyor; "5 kilo sıkma portakal almamız lazım" diye tutturun. Sıkıcı kadınsınız ya! Bu şekilde Menepozdan, Çoklu Kişilik Bölünmesi'ne giden yolda emin adımlarla ilerlediğiniz halde kocanız hala "Andropoz da Andropoz" diye tutturuyorsa, Nevadalı bilim adamları son bir çare daha düşünmüş:Google'da, yüksek mertebeden tanıdıkları varmış. Kocanızın fotoğrafını JPG formatında scientist@nevada.com e.mail adresine gönderdikten 15 gün sonra, images.google.com'da "azgın teke" yazıp aratırsanız kocanızın fotoğrafı 1'inci sayfada yer alıyor. E bu da bir şeydir! 12 Aralık 2006 Salı 15:00 Çok Sevdim Sylviane Herpin'i Yanlış Anlaşılmanın En Az 9 Olasılığı'ndan bir mail sayesinde haberdar oldum ve çok sevdim Sylviane Herpin'i. YANLIŞ ANLAŞILMANIN EN AZ 9 OLASILIGI: Düşündüğün. Söylemek istediğin, Söylediğini sandığın, Söylediğin. Karşındakinin duymak istediği, Duyduğu, Anlamak istediği, Anladığını sandığı, Anladığı. arasında farklar vardır. Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal vardır. SYLVIANE HERPIN 10 Aralık 2006 Pazar 17:00 Bir Veriyi Paylaşmak İstiyorum Almanya'da 70 bin tane sağlık kuruluşu, 8 bin tane kilise; Fransa'da 60 bin tane sağlık kuruluşu, 9 bin tane kilise; Türkiye'de ise 70 bin tane cami, 7 bin tane sağlık kuruluşu var. Gelecek planlarında da cami yatırımları hastane yatırımını geçiyor. İman içinde ölmemiz garanti Allah'ın izni ile... İyi pazarlar. "Mahallenin Delisi" Mirasını Kim(ler) Yiyor? -Gaffur Fenomeni- Cumartesi, saat gece yarısını çoktan geçmiş. Aylardır ev-iş arası mekik dokuyan ve artık sosyalleşebilmek için sadece hafta sonları, saat 22:00 ya da 23:00'ten sonra fırsat bulan "evden biri" ile İstiklal Caddesi'nin girişine konuşlanmış İst Kafe'deyiz. Tüm kafe müşterileri, sözleşmiş gibi, hep birlikte taze demlenmiş çay içiyoruz. Ben, Aktüel Dergisi'nin yeni sayısında yer alan 'aklı başında adam' Tanıl Bora röportajını okuyorum, O da Time Out'un sayfalarına gömmüş kafasını. Yan masada oturan "iyi giyimli" iki bey de bir süre sonra, neşeleri ile doğru orantılı olarak artan bir tonda birbirlerine Gaffur & Burran Abi skeçleri anlatmaya başlıyor.Bana göre, dudakların imajı ile dudaktan dökülenler arası senkronizasyon sıfır.Bu adamlar, saat 01:00'e yaklaşırken bir kafede oturmuş neden birbirlerine Gaffur'u anlatır? Ben de Avrupa Yakası'nı izliyorum ve Gaffur sahnelerinin ardından "Yaaaniii...Evet...Komik?...Olabilir" diyorum içimden. Ne tam bir "red" ne de "sahiplenme" benimkisi, her verilenin "müptelası" olamıyorum çabucak. Ancak pek çok gazete, dergi paslaşma yöntemi ile Gaffur 'fenomeni'nden bahsediyor. Böylelikle öğreniyoruz ki herkesler birbirine "Beni Sevmiyor musun?" diye soruyor(muş), gençler "Çak!Ölümüne kanka"laşılıyor(muş), bir yerlerde Çakkıdı çalındığında acayip bir dans icra ediliyor(muş), çizgili pijama pek bi'moda olmuş... Gerçekten tüm bu olan biteni anlamak istiyorum; çünkü 'çoğunluk yanılıyor olamaz' diye düşünüyorum. Avrupa Yakası'nın Gaffur'u kimdir, nasıl biridir: 1.Apartman kapıcısının oğludur 2.Psikopattır 3.Evli bir apartman sakinine, asıl kız, aşıktır 4.Başka bir apartman sakini ile, Burran Abi, eski tanışıktır 5.Yalnız ve dışlanmıştır 6.Beşinci maddeden dolayı Burran Abi'yi sürekli taciz etmektedir ve kendisini sosyalleşme aracı olarak kullanmaktadır. 7.Tüm gün beline kadar çektiği çizgili pijaması ile dolaşmaktır (zannımca 2'inci maddenin etkisidir) 8.En fazla 100 kelime ile hayatını devam ettiren, dünyadaki 7 milyar insandan biridir: 'Beni sevmiyor musun', 'Anladın sen onu', 'Beni beğenmiyor musun', 'Gidelim Gaffur', 'Bize niye gelmedin' gibi Anlaşıldığı üzere kendisi hazmı kolay bir dizi karakteridir;bu da beyaz camın kurallarına çok aykırı değildir zaten. Biraz düşününce Gaffur bana Ahu'nun Meriç'ini anımsattı aslında; ondan önce de kafasında bardak paralayan Caner'i, "mahallenin delisi" ünvanı ile Mehmet Ali Erbil'i... Görüyorsunuz halkımızın akıl noksanlarına duyduğu sempati yadsınamaz. 1980'lerde her mahallenin bir delisi vardı. Gündüzün bir saati sokağımıza teşrif ettiğinde;esnaf, çoluk çocuk başına toplanır, yaptığı taşkınlıkları izlerdik. Bize vereceği bir şey kalmadığında da onu kızdırır biraz da öyle eğlenirdik. Kısacası 'deli' satar bizim 'mahalle'de; o yüzden Gaffur fenomeni(görüngü) yoktur, Gaffur furyası(moda) vardır.Yani yeni moda deli! Diğer taraftan mahallenin delisi kültüründen habersiz! bir grup 'iyi giyimli' bey de, Beyaz Türk olmak için var gücüyle çabalayan Burran Abi'nin yakasına yapışıp, onu ait olduğu sınıfa çekmeye çalışan 'diğer' Gaffur'a tebessüm ediyordur herhalde... 9 Aralık 2006 Cumartesi 00:35 2.Kadını Tanıdınız Mı? Günlerden bir sabah, iki kadın, ellerinde torbalar, Mecidiyeköy metro istasyonuna varmaları gerekir. Bunun üzerine bir taksi çevirip, yola düşerler. Şoför Mecidiyeköy'e saptıktan sonra iş ilginç bir hal almaya başlar: -(Taksici) Nerede inecektiniz? -(1.Kadın) Nerede insek? Şöyle bir kena... -(2.Kadın) Bir dakika! Mecidiyeköy metro istasyonunun girişinde inicez biz. Taksici kafasını kaşır ve 2. kadın bu haraketle birlikte artık her şeye hazırdır.Kısa süren sessizlikten sonra: -(Taksici 'dayı' bir ifade ile) Bakıcaz artık! -(2.kadın)Pardon! Anlamadım! -(Taksici) Bakıcaz artık diyorum! -(2.Kadın) Neye bakıcaksınız şoför bey?! -(Taksici)Köprünün altındaki trafik ışıkları çok uzun yanıyor, trafik de var, sizi şöyle de bırakabilirim (ilerideki Mecidiyeköy Polis Karakolu kastetilmektedir ve alakasız bir noktadır) -(2.Kadın) Vaktim müsait benim.Görüyorsunuz elimiz de torba dolu. Bizim inmemiz gereken yer Mecidiyeköy metro istasyonunun orası. Siz o tarafa doğru devam edin. -(Taksici) Yaa çok uzun yanıyo diyorum ışıklar, trafikte var, esnek olun biraz! -(2.Kadın) Esnek olabilecek olsam otobüse binerdim! Gideceğim yere yakın bir durakta iner, yürürdüm. Taksiye biniyorum; çünkü elimiz kolumuz dolu ve metro istasyonunun orada inmemiz gerekiyor. 10-15 saniyelik bir sessizlik -(Taksici)Orda ışıklar çok uzun yanıyor ve trafik var görmüyor musunuz? -(2.Kadın)İstanbul'un her yeri trafik. -(1.Kadın -sosyolojik tesbitler kraliçesi-) Kimse sevdiği işi yapmıyor, yapamıyor bu ülkede. -(2.Kadın) Yok ya! Taksiye binmek otostop çekmek gibi bir şey. Ne çıkacağını bilemiyorsun işte! -(Taksici)Gitmek istemesem almazdım sizi tamam mı! -(2.Kadın)Yok alırdınız.Öyle yapıyorsunuz zaten. Müşteri arabaya bindikten sonra ayak diremeye başlıyorsunuz. insan da binmiş oluyor bir kere. Ondan sonra başlıyorsunuz orası olmaz şurası, burası olmaz orası... -(Taksici)Siz güne kötü başladınız herhalde! -(2.Kadın)Yok! Beş dakika öncesine kadar her şey şahaneydi. -(Taksici)Ben size bir şey mi dedim? Işık uzun yanıyor dedim. Lafı uzatan sizsiniz. -(2.Kadın) Lafı ben uzatıyorum! Metroda inmek istiyorum, diyorum.Siz orda ışık uzun yanıyor, diyorsunuz. Ben olsun vaktim var torbam da var, diyorum.Siz "peki" demiş olsanız konu kapanmıştı. Neden hala konuşuyoruz, çünkü siz soldan değil sağdan (karakol) gitmek istiyorsunuz da ondan. Ayak diriyorsunuz. -(Taksici)Bak işte trafik var! -(2.Kadın)... -(1.Kadın)Deminden beri susuyorum; ama şoför bey yaptığınız ne kadar ayıp! İki insan elleri kolları dolu biniyor ve siz onları istediği yerde indirmemek için bin dereden su getiriyorsunuz. Bunca eşya ile nasıl geçelim karşıdan karşıya, ayıp değil mi bu yaptığınız?! -(Taksici) Zaten kafam bozuk başka şeye, hasta birisi var... -(2.Kadın)Yok! Hiç yan çizmeyin şimdi.Herkes iki dakikada yazar bir hikaye. Mesela ben de size hemen şöyle diyeyim:Elimde torbalar, torbaların içinde yemekler. Hasta ziyaretine gidiyorum ve siz ne kadar vicdansızsınız ki beni inmek istediğim noktada indirmiyorsunuz.Hadi bakalım! -(Taksici)... Ve toplasan çarpsan 65 saniye yanan kırmızı ışık yeşile döner, 1.kadın ile 2. kadın taksiden metro istasyonu önünde iner, şoför "bey" de artık başka çaresi olmadığı için Taksim göbekten döner, aklı varsa belki Feriköy'den: Tüm 'kaşıntısı' da budur zaten! 7 Aralık 2006 Perşembe 23:46 Ondan Bundan Şundan Ahu___merhaba,benim bir taktiğim var.size uyarmı bilmem ama bence doğru. taktik şu; bebeğinin hangi saatlerde uymasını istiyorsan hamileyken o saatlerde uykuda ol. ben hangi saatlerde uyuduysam oğlum da doğduktan sonra öyle uyudu. ve karnımdayken akşam 9da ve 11 de tekmelerdi iki seans halinde, çocuk doğdu akşam 9da bi uyanıyor bi de 11 de.hayret ediyordum. karnımdaki düzeni devam etti yani. birde bir arkadaşım hamileyken her gece 3 te kalkar TUS sınavı için ders çalışırmış. çocuk doğmuş gece 3 oldumu saat gibi uyanırmış. böyle işte. ha birde bir başka arkadaşım var gece kuşu. öğlene kadar yatar sabaha kadar oturur. şimdi oğluda öyle. bilmiyorum tesadüfmü ama bir ilgisi var gibi geliyor bana Uymaz mı Ahu :) Aklıma yattı bu iş. Ben de denerim bu düzenli uyku olayını ve sonuçlarını hep birlikte görürüz kısmetse :) Site Önerisi Zaman zaman site tavsiye mailleri geliyor. Ben de içinden bize uygun olanlarını paylaşıyorum. Buna uzun bir süre ara vermiştim. Bugün iki siteden bahsetmek istiyorum. Promosyonal. com Kendi giysini, şapkanı tasarlıyorsun; aynı şeyi bebek ve ev tekstil ürünlerine de uygulama imkanı var, özel günleri de unutmamışlar (ve daha pek çok çeşit). Fırsatlarsanız bir göz atın, burdan ilginç hediyelikler çıkar, önümüz de yılbaşı. Feşmekan. com Hem siteyi gezer hem de aylık bültene üye olursanız; bir sürü organizasyon, sergi, konser, seminer, şu, bu ve daha pek çok atraksiyondan haberiniz olur, kaçırmazsınız. Yeni açılan kafe-restorantlar bile var bültende. Çekilişle konser davetiyesi de veriyorlar, e daha ne yapsınlar :) Bi'de Ankara'daki Yetkililere Sesleniyorum Yarın günlerden cuma ya, "evden biri" de son dönemde çok çalışıyor ya birden gaza geldim: Yetkili ve etkili insanlar size söylüyorum, üç gün tatil, dört gün mesai olsun diyorum. Zamanında avcı ve toplayıcı atalarımız, günde iki saat çalışarak hayatta kalmayı başarmışlardı. Şimdilerde beklentim böyle ütopik bir şey değil! Sadece merak ediyorum:Nedir acelemiz, nereye yetişmeye çalışıyoruz??? 7 Aralık 2006 Perşembe 01:34 New Age Rabia Sultan ve "Ben Demiştim!" Şu aralar gündemim biraz yoğun. Üç-beş, ya da net bir rakam vereyim, 843 parçaya bölündüm falan. Mübalağa sanatına hastayım ve diğer bir taraftan da taşa koşsan giderim. Her türden yoğunluğa rağmen bu gece oturdum, bir süredir bekleyen e.mail ve "yorum yaz"lara yanıt yazdım. Aslında yanıt yazmam için bana bir soru sormuş olmanız lazımdı. Soru yoktu, güzel sözler vardı ve ben de içimden ne geliyorsa onu yazdım :) Zaten soru soranlara (bu genelde SPK Lisanlama Sınavı hakkında oluyor) en geç 1-2 gün (peki! 5-7 gün) içinde dönüyorum. Bu şekilde sevgi kumkumasına, efendime söyleyim hümanizm böcüğüne dönüşmüşken asıl yazmak istediğim mevzuya geleyim. (Bir ara da günlük yazışmalarda "gülen surat :)"ın önemi ve ilk çıktığı dönemdeki popülaritesine tekrar kavuşması gerektiği hususunda bir yazı yazmayı planlıyorum. Vücut dili ve mimik denen şeyi diyalog yazılarına "cümle" yardımı ile taşımak; şimdilerde yaşıyor olsaydı Charles Dickens'ın ya da ne bileyim Halit Ziya Uşaklıgil'in bile layığı ile gerçekleştiremeyeceği bir şeydir kanımca, kararımca! Kısacası bu konuyu bana unutturmayın.) Asıl Yazmak İstediğim Mevzu . . . Bilenlerin iyi bildiği bir konudur ki haklı çıkmaya bayılırım [Bayılmayanlar şu köşede tek ayak üstünde beklesin! Olur mu öyle şey canım!] Hatta "Ben demedim mi!" dedikten sonra, 5. sınıf bir sit-com karakteri gibi "mutluluk dansı" icat eder, popo sallarım. Geçen gün Binbir Gece Fuhuşu hakkında koca bir paragraf yazı döşenmiştim hatırlarsanız. (Buradaki "fuhuş" kelimesi hakkı ile kullanılmıştır; mavi gözlü adam kıza ikinci bir taarruz düzenleyerek 300 bin 'döler' teklif etmiştir!) Körpe beyinlerin ahlak kısmını, "fedakarlık" kisvesi altında çatır çatır yiyen bu dizinin makus etkileri de görülmeye başladı. Bugün Milliyet Gazetesinde okuduğum bir haberin başlığı şöyleydi: İlköğretim 5. Sınıfında "Ahlaksız Teklif" Şoku Adana’da bir ilköğretim okulununun 5’inci sınıfındaki bir öğrenci, kız öğrenciye dizi filmdeki gibi "300 bin dolara bir gece" şeklinde ifadeler kullanmış. Şimdinin velileri çocuklarına nasıl bir "simit parası" veriyorsa artık! Öğrencisinin sözleriyle şoka uğrayan öğretmen Şengül Göl, bunun üzerine tüm velileri olağanüstü toplantıya çağırmış. Daha sonra AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Küçücük bir çocuğun hem de geç saatteki bir diziyi izleyip, o çirkin ifadeleri kullanması beni derinden yaraladı" demiş. En başıdan beri savunuyorum ki hiçbir kadınla 'bir gece' bırak 300 bin dolar'ı 150 YTL dahi etmez (Bu esanada fonda Şebnem Ferah söylüyor: İçine girdiğin küçük kaygan deliği yeni ve büyük bir dünya mı sandın?...) İşte yavrucak da bu sayede abilerinden çok önce tanışacak fani dünyanın gerçekleri ile, fena mı? Bu devirde para dediğin öyle kolay mı kazanılıyor?! Saçmalamanın alemi var mı? Ayrıca öğretmen 21:45'de başlayan bu dizi için "geç bir saat" diyor. Bana bir çocuk söyelin ki akşam "dokuz" dedin mi yatağa girmiş olsun. En pasif-agresifi bile on birden önce yatmıyor. Varsa çocuğunu dokuzda yatağa sokabilen biri, paylaşsın taktiklerini; bir gün hepimize lazım olacak Allah'ın izni ile! Konuyu dağıtmadan şunu da söylemek istiyorum: Teşekkürler Çocuklar! Bir kısım milletimiz Bergüzel Korel'i, Rabia Sultan ilan edip; apartmanının kapısına çaput bağlayarak dilek dileyecek, eteğine yüz sürecek duruma kadar gelmişken; tüm büyünün! bir "han-tök" (burada hancının çöpü dökmesi kastediliyor) muhabbetinden başka bir şey olmadığını tüm doğallığınızla ortaya koydunuz. Bi'de "Ben demiştim!" 6 Aralık 2006 Çarşamba 11:29 Fikir Atölyesi.c o m // İdeefixe Kitap Fuarı'nda Son Günler Geçen gün bir site keşfettim. Tunç Kılınç tarafından yazılan fikir atölyesi.com Belki siz benden önce keşfettiniz de "Yaaani Duygu..." diyorsunuz o taraftan bu tarafa doğru, mümkündür. "Ferrari'sini Satan Bilge" isimli kitabı okuyanların (ben ilgili kitabı okumayı şiddetle reddediyorum; SUDOKU fobime benzer bir durum bu) atlamaması gereken bir yazı da kaleme almış: Yaprak Sharması, Dolma Sharması, Robin Sharma… Ne Ferrari satan bilgeyi ne de hırs yapıp geri dönenini okumamış olsanız da; yazısı bu tarz kitaplar için genel bir değerlendirme niteliği taşıyor, atlanmamalı! Sitenin en dibine de: "Kaynak belirttiğiniz sürece içerikten faydalanabilirsiniz. Sizin için üretildiler" diye not düşmüş. Çok hoşuma gitti...Benim için üretilmiş olmaları :) . . . İdeefixe Sanal Kitap Fuarı 14 Aralık'da bitiyor. Bugün, yaklaşık 150 YTL tutacak 13 kitaba, 100 YTL ödeyerek siparişimi verdim. Şaka gibi bir kazanç bu, kaçırmayın derim! 5 Aralık 2006 Salı 23:17 3M Tarihe Geçecek Geçtiğimiz günlerde 3M firması üzerinde çalıştığı ve yakında piyasaya süreceği yeni ürünü hakkında bir basın toplantısı düzenledi. Bundan 26 yıl önce post-it'i icat ederek dünyanın her yerinde ofis ve ev yaşamına damgasını vuran 3M; şimdilerde de insan ilişkilerinde adını sıkça duyacağımız yeni ürününün hazırlığını tamamlamak üzere. İnsan kalitesini ölçmeye yarayan bu yeni ürün turnusol kağıdı mantığı ile çalışıyor. Seloteyp rulosuna benzer ambalajından 10 cm'lik bir parça kopratıp, kalitesini ölçmek istediğiniz kişinin kulağına sokmanız yeterli! Üç saniye sonra kağıdın üzerinde beliren renge göre kişiyle arkadaş olup olamayacağınıza karar verebileceksiniz. Kırmızı: Hızla aksi istikamete uza Sarı: Deneyebilirsin Yeşil: SARIL ONA! anlamına geliyormuş. Eniştem sayesinde izleyici kontenjanından katıldığım bu toplantıda hepimize 10 cm'lik örnek parçalar verdiler. Ablam örneğini ön sırada oturan adamın kulağına soktu ve kağıt yeşil oldu. Tam sarılacaktı ki eniştem olay çıkarır diyerek vazgeçti. Sonradan "Nasıl olsa kırmızı çıkar diye düşünmüştüm" dedi. Ben de nümunemi yanımda oturan kadının kulağına soktum ve kağıt mor bir renk aldı, ne yapacağımı bilemedim. Bunun üzerine buhar olup uçtum. . . . Bir ara ciddi ciddi okudun ama di'mi: "Bakalım Duygu bugün ne yazmış...Hımmm... 3M...post-it...-26 yıl oldu mu ya-...yeni ürün...turnusol kağıdı..." Bayılıyorum -muhtemel- bu haline :))) Biliyorum, inanıyorum: Bir gün karşımıza çıkan insanın kalitesi hakkında fikir edinmek için kulağına bir parça kağıt sokmak yeterli olacak! O güne gelene kadar, kurdukları cümleleri tahlil etmekten başka çaremiz yok! Hepimize -bi'kere daha- kolay gelsin!... 5 Aralık 2006 Salı 15:43 Fotoğraflar işte... Klasik Bir Hafta İçi Akşam Yemeği: Domates, Salatalık, Peynir, Ekmek ve Kahve. Benzer başka bir fotoğraf için şuraya bi'tık! Yılbaşı İçin Yeni Aldığım Sokak Kapısı Süsü:Geyik Kafası Eski süsleri görmek için şuraya bi'tık! Dün Ebru ablanın ikinci çocuğu Yasemin'in kırkı mevlüdü vardı. Çok güzel hazırlanmıştı. Gelen misafirler için de kendi elleri ile portakal reçeli yapmış, giderken ben de kendi kavanozumu kaptım tabii.Üzerinde: "Tadıma Bakmak İster Misiniz?" yazıyor, çok şahaneydi :)) Geçen gün elimde pizza torbası, 4.Levent'ten 1.Levent'e doğru yürürken, yanımdan geçen her motasikletli ile irkilip durdum. Aslında bu çok yeni bi'fobi değil benim için.Hep irkiliyorum, hep tedirginim. 2000 yılında motosikletli bir kapkaçcıya çantamı kaptırmıştım da... Çantamın içindeki cüzdanda 10 YTL vardı, diğer elimdeki pizza torbası ise 20 YTL değerindeydi, cep telefonum da montumun cebindeydi. Yanımdan vızır vızır motosikletliler geçerken düşünmeden edemedim: Şu anda kapkaça uğrarsam eğer, kredi kartlarımı kapattırmam 10 bilemedin 15 dakika sürerdi. Bunun sonucunda kötü kişinin hasılatı 10 YTL idi. Eğer çantam yerine pizza torbama kapkaç uygularsa pizzaların değeri 20 YTL'ydi ve daha sıcacıklardı da... Bir yere bağlamıyorum bu tesbiti. Sadece yolda yürürken ne kadar alakasız, manasız şeyler düşünüyorum, bilin istedim. 4 Aralık 2006 Pazartesi 09:25 DeğerlendiriYORUM -Manasız Kelime Oyunları- Ailemizin daimi bakiresi ŞSchaeffer, annesi ile birlikte özgün müzik sanatçısı Fatih Korkmaz'ın klibinde rol almış. Kendisi daimi bakire ünvanının dışında Sigmund Freud'a mezarında röveşata attıran mankenimiz olarak da ün yapmıştır! Freud, "erkek çocuk anneye (ödip kompleksi), kız çocuk babaya (elektra kompleksi)" saptaması ile tarihe adını yazdırdı. "Kadının Olumlu Oidipus'unda anneyle kurulan bağ yalnızca yer değiştirip babaya yönelir" diyen Freud, ŞSchaeffer'ı tanısaydı bu kadar kesin konuşmaya da yeltenmezdi sanırım! . . . Dün akşam Şişli'de bulunan Cevahir Alışveriş Merkezinde, 16 yaşında bir genç 3. kattaki yürüyen merdiven ile bir üst kata çıkarken aşağıya doğru bakmak istemiş; bu sırada dengesini kaybederek aşağı düşmüş ve ölmüş. Böyle bir haber okuduğumda dünya gözümde daha da bi'anlamsızlaşıyor. Kurallara uygun davrandığı, hatta iyi bir kul olduğu halde felaket yaşayan insanın kafası karışır; başına gelen adalet ile açıklanamaz çünkü. Çocuklar uzun müddet yaşayabilir. Ama yine de büyüyünceye, hatta bugün akşam yemeğine kadar hayatta kalabileceklerine inanmak ne büyük bir budalalık! Sadece çocuklar da değil, kimse bize bugünü çıkarabileceğimize dair söz vermedi. Geleceğe yönelik beklentilerimizin altında tehlikeli sayılabilir bi'saflık yatıyor, farkında değiliz. Çünkü beklentilerin gerçekleşmesi pek çok abuk ihtimale bağlı. Talihsizlik ya da adaletsizlik ne fark eder; ikisi de aynı familyadan. İşte bunlardan biri ile karşı karşıya kaldığında insan; şikayet eder, feleğe kahreder, isyan da eder belki... Tüm bunların temelinde ise dünyanın adil olduğuna ilişkin saftirik bir inanç yer almaktadır kanımca. . . . Havalar mevsim normallerinin üzerinde seyrettiğinden, bazı hayvanlar bi'türlü kış uykusuna yatamıyormuş. Ilık süt içirilmesini tavsiye ederim. 1 Aralık 2006 Cuma 21:28 DerKİ'nin 19.Sayısı Çıktı DeKi'nin 19. sayısı bugün çıktı. Artık DerKi'de yer alan yazılara (eski/yeni sayı fark etmeden) yorum yazabiliyorsunuz; bunun için üye olmanız da gerekmiyor. Yorumlar hakaret, saldırı, küfür ihtimaline karşın editörler tarafından değerlendirildikten sonra hemen yayınlanıyor. Ayrıca ilginç konuları ile forum bölümü de oldukça hareketli. Yeni sayıdan kısa kısa: Reha Ersavcı Pamuk'un Nobel'ini değerlendirdi Ayfer Sak: ""Çocuk Pornosu (mu)?" Cem Şancı HaşmetB, AhmetH ve MansurF karmasını yorumladı: "Nişantaşı Meydan Muharebesi" Yaklaşık dokuz aydır HIV taşıyıcısı olan Murat Can'dan:'Pozitif' Bir Hayat Yeni Zelanda’da yaşayan Feyza Hepözden'den Fiji izlenimleri "Bula!" Emrah Güler 'den Lost: "Ah O Adada Ben De Olsaydım" Hasan 'Sonsuz' Çeliktaş yazdı:"Papa Kimdir?" ve "2012, Marduk ve Çağların Dönüşümü" Ve daha neler neler... Bi'de herhangi bir yerde benim yazımı aramaya tahammül edemeyen arkadaşlar için :))) "Sen Suyu Musluktan Mı İçiyorsun?" 30 Kasım 2006 Perşembe 18:43 Psikopata Bağlamış İzleyici / Pastörize Filmler Festivali "1997 yılında ne yapıyordum? Film falan izlemiyor muydum ben?..." İşte bu laf çok oydu içimi! Ardından dağlandım falan. 1996 yılından itibaren, izlediğim sinema filmlerinin biletlerini biriktirmeye başladım, bir nevi koleksiyon. Ayrıca böyle hızla artan bilet fiyatlarını takip etmek de çok zevkli. Kendim hakkında fütursuzca ettiğim bu lafa bozulup izleyici geçmişimi ortaya dökmeye kalkınca, fotoğrafta da gördüğünüz üzere çalışma masamda (yani yemek masası) bi'trafik oluştu! 1996-2006 yılları arasında sinemada 103 adet film izlemişim. Yaptığım bu hesaba göre tahmini 20-25 tane filmin de bileti arkadaşlarımda kalmıştır. 103'ün haricinde elimde 5 tane daha bilet var ki hangi filmlere ait oldukları belli değil :( Torbadan bi'de teleferik bileti çıktı; Maçka Parkı'nın içinde var ya. Fırsatlarsanız binin teleferiğe ya, çok zevkli! Hadi şimdi hafızanızı yoklayın bakalım, siz hangilerini izlemişsiniz: 1996 American Quilt Tin Cup (300 000 TL) The Rock Jack Powder (22 Temmuz) Diabolique Spy Hart (400 000TL) Phenomenon Twister 1997 Mission Imposible Fathers Day (4 Ekim) Ghost Air Force One Con Air Face Off Men In Black Last Man (300 000TL) Michael Ransom My Best Friends Wedding Gable Guy Conspiracy Theory The Frighteners Nutty Professor 1998 Titanic Vücut Dili (11 Ekim) Ne Yaptığını Biliyorum Sliding Doors Devil's Advocate (7 Şubat) Her Şey Çok Güzel Olacak (3 000 000TL) Melekler Şehri Wild Things 1999 Harem Suare The Matrix Life Propaganda Meet Joe Black (1 500 000TL) Faculty True Crime Mumya Anlat Bakalım Notting Hill The Talented Mr.Ripley Eyes Wide Shut (24 Ekim) 2000 Hollow Man Gladiator Autumn in New York Stigmata İkimizin Hikayesi Hurricane End Of Days Fight Club (9 Ocak) Hücre Altıncı His American Beauty (5 000 000TL) Man In The Moon 2001 Kaç Para Kaç Vizyontele Dikey Limit American Psycho (14 Mart) Zor Baba Bridget Jones's Diary Sword Fish 2002 Oceans11 (10 000 000TL) BladeII İşaretler Vanilla Sky Minority Report Rpat To Perdition (8 Kasım) İtiraf Show Time 2003 Irreversible They The Matrix Revolutions Tez Korkusuz (40 000 000TL - 4kişi, galiba Feyza ve Cem ile birlikte izledik) 25 Saat (Güzel filmdi) Yüzüklerin Efendisi (Uyuduğumu hatırlıyorum bu filmde) X-Men2 Sekreter (Bi'sadist ile bi'mazoşist gel bereber bi berber dük...) Akıl Defteri :) Galiba 3. buluşmamızda izlemiştik Halka 2004 Blade III La Finestra Fronte Duvara Karşı (3 Nisan) Yüzüklerin Efendisi II Troy Gora Bridget Jones's Diary II 2005 Closer (9 Mart) O Şimdi Mahkum Türev Flight Plan (Çok saçma bi'filmdi) The Aviator Organize İşler (14 YTL) Anlat İstanbul War Of The Worlds 2006 Derailed İklimler (30 Ekim) Beş Vakit Babel Volver (12 YTL) The Devil Wears Prada Kader Takva DEVAM...