Kasım
31 ARALIK 2005 CUMARTESI 15:28 Yilbasi Duygusu...
Efendim yılbaşı gecesi diyerekten öyle çok da fazla "Tamam mı canikom!" tadında giyinmeyeceğim.
Jean, topuklu ayakkabı ve ince bir v yaka siyah kazak.
İnce, çünkü ısınmak için kazağıma değil dans yeteneğime güveniyorum ,)
Kıyafetime yılbaşı süsü verecek olan aksesuarlarım yılbaşı ağacı şeklinde küpelerim ve
boynuma dolayacağım tüylü otrişim olacak bir de kalpli yüzüğüm.
Herkese iyi eğlenceler.
31 ARALIK 2005 CUMARTESI 01:56 Sözler sözler sözler...
1 Ocak sabahı yeni yıl için:
daha çok sebze ve meyve yiyeceğim,
kahveyi azaltacağım,
spor yapacağım,
daha az televizyon izleyeceğim,
TDK'nın yeni basım Türkçe Sözlüğünü okumaya başlayacağım,
kendimi sevip yerden yere vurmayacağım,
olaylara olumlu yönlerinden bakarak gidişatını görebilmek ve pişman olmamak için
bir süre beklemeyi adet edineceğim,
tepkilerimi kontrol altına alacağım,
kilomu korumayı başaracağım,
birisine kızmadan önce daha çok soru soracağım ve onu anlamaya çalışacağım,
sene boyunca en azından bir kez 27 yıllık hayatım boyunca hiç yapmadığım bir şeyi yapacağım,
geçmişte dersleri çıkartılmış hatalarımı gündeme getirip getirip kendimi sorgulamayacağım,
hatta geride bıraktığım yılın envanterini çıkartmayacağım konularında kendime hiç bir söz vermeyi düşünmüyorum,
tavsiye ederim.
30 ARALIK 2005 CUMA 11:23 Patlak yumurta ve yeni yil yazisi...
Haşlanmış ve soyulmuş yumurtaları bozuk para çantasının içine tıkıp
ardından fermuarı çektim.
Fermuar patladı, yumurtaların sarıları çıktı ortaya, her yere bulaştı.
Bu sabah gördüğüm rüyayı bolluk bereket olarak algılamayı tercih ediyorum.
Tüm hafta niyetim yeni yıl yazısı yazmaktı, elim klavyeye gitmedi.
Zaten hafta boyunca Biletix kuryesi ile yaşadığım akıl almaz çelişkiler
ve sinir harbi dikkatimi dağıtmaya yetti.
Çok acıktım, kahvaltı yapıcam.
Büyüklerin mucizlerine inat çocukların mucizeleri çok daha kolay gerçekleşebilir.
Günün Makalesi - Serdaramus 2: 2006 yılı için seks tahminleri
29 ARALIK 2005 PERSEMBE 12:29 5,7 milyon kisi...
Nip/Tuck'ın 27 Aralık günü Amerika'da yayınlanan 3. sezon finali 5.7 milyon kişi tarafından izlenmiş,
sen hala izlemediysen bu hafta pazar akşamı saat 23:00'de CNBC-E'de bir dene diyorum.
 |
...onun sessiz sözcükleri duyulur olur kalemin ucunda: "İçim azıcık eziktir, karda sürülmüş ayak izleri gibidir.
Kendi kendine kabaramamış toprağın yüzünde bir heykel gibi doğrulup soluklanmamış,
içinde beslenen solucanları, böcekleri, köstebekleri, kunduzları, karıncaları,
kokarca ve porsukları uzun uzun aç bırakmıştır. Ama açlığı severim, bugünün açlığı çünkü, yarın tok tutar."
|
29 ARALIK 2005 PERSEMBE 00:02 Ici yoksul...
Eniştemin (yani ablamın eşinin) dayısı M.Emin Ceylan camianın ünlü psikiyatristlerinden biridir.
Tahir Musa Ceylan adıyla yazdığı 4. kitabı İçi Yoksul bugün çıktı.
Yarın ilk işim bir tane satın almak olucak.
28 ARALIK 2005 CARSAMBA 23:51 Iste o lame ayakkabi...
Salı günü anlatıyordum ya 'taktım 48 YTL'ye Peacocks'da gördüğüm lame ayakkabıya' diye.
Bugün ablama Nişantaş'ında ayakkabı bakarken mağazaya tekrar girdik
ve ben siteye koymak için fotoğrafını çekiverdim çat diye.
Ayakkabıyı o kadar beğenmiştim ki hepimizin totosunun donduğu şu zamanda (bugün hariç, bugün hava çok güzeldi)
"İçine de değişik değişik çoraplar giyerim sonra beyaz uzun kollu bir sweatshirt,
bi de kot pantolon neden olmasın ki?..." bile dedim kendi kendime.
Gün içinde öyle gezicem yani...iyice sapıttım.
Bakın Allah aşkına gün içinde giyilebilecek bir şey mi bu?
28 ARALIK 2005 CARSAMBA 10:40 Elton, bosuna sekiz oldun
Evli biri olarak taze gelin Elton John'a sormak istiyorum:
Boyun uzadı mı ya da başka bir ifade ile başın göğe erdi mi?
Yasaklar çekicidir.
İki yılı aşkın bir süredir evlilik müessesenin içinde olan biri olarak kendisine
'Seni altı ay sonra görürüm' demek istiyorum.
Evlilikte bir b.k yoktur.
Ben, bir b.k olmadığını bile bile evlendim.
Yani öyle pembe hayaller, yatakta kahvaltılar, flört dönemi gibi geçen evliliğin
hikaye olduğu denemiş sınamış kişiler tarafından ifade edilmişti; ayrıca akıl vardı fikir vardı.
Zaten sanatçı, marjinal falan filan değildim, evlenecektim yani kaçarı yoktu.
Aşkımla evlenmeyip birlikte yaşamaya kalksam bana bir şey olmazdı da ailemin çoğunu
yüksek tansiyon=felç
kalp krizi=ölüm
gibi eşitlikler sonucu telef etmiş olurdum.
Bırak mutlu evliliğin getirisini götürüsünü
b.ka sarmaması, yüz göz olunmaması için ekstradan da çabaya, cephaneye ihtiyaç vardır.
Dertsiz başa dert yani.
Hayat arkadaşı isteniyor ise köpek alınabilir mesela.
Bir dönem pek çok dergi bir erkek ile bir köpeği karşılaştırıp durmadı mı?
-Erkek ilgi bekler
-Köpek karşılıksız sever
-Erkek her yere kirlilerini savurur, klozetin kapağını indirmez
-Köpek çişe çıkartırsın olur biter...gibi.
Benzer cümleleri 'kadın mı köpek mi' için rahatlıkla kurabiliriz.
Sonuç olarak evlilik çağımıza uymayan bir kurumdur.
Yerine kurallarının, şartlarının bambaşka olduğu yeni bir kurum gelmesi gerekir.
Elton John altı ay sonra 'Bunun için mi 8 oldum ben yaa' diye soracak kendine, çok samimiyim...
27 ARALIK 2005 SALI 21:25 PANO ve ...
PANO işte, yazıyorsun görünüyor.
Ablam bugün yunusa ellemiş.
27 ARALIK 2005 SALI 15:00 Cok caliskan bir kimseyim...
Yaklaşık bir aydır her sabah burcumu okuyorum.
Bir gazeteden de değil yaklaşık üç beş siteden.
Hepsi de fırsatlardan bahsediyor, şiir gibi burç yorumları yazıyorlar.
Zaten benim derdim 'armut piş ağzıma düş' değil,
isteklerimi gerçekleştirmek için değerlendirebileceğim fırsatlarla karşılaşmayı diliyorum hep.
Çabuk elde edersem bir o kadar çabuk kaybetmekten, tüketmekten korkuyorum onun için.
Matrix Revolutions' da "Senin fırsatlardan bahsettiğin yerde ben bedeller görüyorum" diyordu Fransız.
Kimse kamu hizmeti yapmıyor bu devirde, devlet bile.
Ben bedele hazırım, fırsat istiyorum, çok çalışkan bir kimseyim.
27 ARALIK 2005 SALI 11:53 Christmas Effect...
Lame...
Lame ayakkabı,
ne zaman ne ile giyeceksem artık taktım 48 YTL'ye Peacocks'da gördüğüm lame ayakkabıya.
Sonra özüme döndüm, Adidas'da siyah bir ayakkabı gördüm, aşık oldum, bayıldım.
Fiyatı 120 YTL civarında; ama benim geçen sezon aldıklarım hala taş gibi duruyor.
'Yok almayayım' dedim, 'sonra' dedim, gözü yaşlı ayrıldım dükkandan,
satıcı kız arkamdan hala sesleniyordu "Yılbaşına özel 9 taksit bi de bir ay taksit atlatıyoruz"
"Atlatırken elimden de tutacak mısınız?" diye sordum cevap vermedi.
Belki bir kez giyeceğim lame ayakkabı ile en az 5 ay ayağımdan çıkartmayacağım yukarıda
fotoğrafı görünen Adidas ayakkabıyı almadığım halde inanılmaz mutlu ve mesut dolandım dün
Akmerkez'de ve Cevahir AVM'de...
Evet, bu aralar kendimden iğrenecek boyutta pozitifim, mutluyum, huzurluyum.
Normalde günlük hayattaki ruh halim
'kötü bir şey olmuş da ne olduğu hakkında net bir bilgim yokmuş' şeklinde tanımlanabilirken
ben bu durumuma 'Christmas Effect' diyorum 'Butterfly Effect'den sonra 20 Ocak 2006'da sinemalarda.
Aslında bugün yazmak istediğim yazı olasılıkların olabilirlikleri hakkındaydı da
olmadı,
beceremedim...
26 ARALIK 2005 PAZARTESI 21:18 Denizaslanı...
Ablam bugün Deniz Aslanı görmüş!...
26 ARALIK 2005 PAZARTESI 11:30 Pastaya doydum...
Ebru abla, ablamın Ebru isimli iki en iyi arkadaşından Türkiye sınırları dahilinde olanı
(ikisi ile de arkadaş değil akraba gibiyiz).
Ebru abla süper pastalar, kurabiyeler yapar.
Birinci fotoğraftaki pastayı da kendisi yaptı zaten, dışı kadar içi de muhteşemdi.
Parti boyunca üç kez pasta yedim.
Pasta üç parçadan oluşuyordu.İki kısmı yendi.
Üzerinde 3 sayısı olan vagon başı ikinci fotoğrafta görüldüğü üzere
eller kollar dahil vaziyette
doğum günü çocuğu Batuhan ve bizim Atahan tarafından mideye indirildi, mıncıklandı.
Atahan ellerini Batuhan'dan önce yıkadığı için işin içinde değilmiş gibi görünüyor, ama öyle değildi :)
Bu arada 8 Ocak'da saat 14:00'de Yeni Melek Gösteri Merkezi'nde İstanbul Hip Hop Festival-2 var.
Birincisi yanlış hatırlamıyorsam 1,5-2 sene önce Maslak Venue'de yapılmıştı,
kısmetse ikincisine de niyetim var.
25 ARALIK 2005 PAZAR 11:29 Cabin Check...
Bilgisayarın başına oturup hostes deyimi ile "cabin check" yapmadan evden çıkmak mümkün olmuyor.
Bugün bir arkadaşın doğum gününe gidiyoruz; üç yaşını dolduruyor da...
24 ARALIK 2005 CUMARTESI 19:48 Supriz...
Allah ömür verirse yaklaşık 1,5 ay sonra sitenin 1. yılı doluyor.
Flash konusunda tek kelime bilmeyen ben; eğer bir şeyler öğrenebilirsem size çok hoş bir süprizim olacak.
Eğer becerebilirsem şubat ayında sizin de çok heyecanlanacağınıza garanti verebilirim.
Bu süpriz bugün aklıma geldi ve yapıp yapamayacağımı bile düşünmeden hakkında bir iki satır yazayım dedim.
İnanılmaz heyecanlandım.
Yok yok..
Ne yapıp ne edip bu süprizi gerçekleştiricem :)
Pınar Altuğ ile aynı terliği giyiyoruz (nasıl onore oldum bilemezsiniz).
Geçenlerde İkea'ya gitmiştim hatırlarsınız.
O gün Pınar Altuğ'u gördüm.
Bir sepetin içine eğildi, içinden uzaktan bakıldığında oyuncağa benzer bir şey aldı, sonra ayağına tuttu.
Gittim baktım, terlikmiş hem de 10 YTL.
Bir tane de ben aldım.
24 ARALIK 2005 CUMARTESI 16:00 Guzel bir site...
Siteye girip bağlantı şeklinizi seçtikten sonra
içeride oyun bile oynayabiliyorsunuz.
Güzel yapmışlar...
23 ARALIK 2005 CUMA 23:58 Eğer öyleyse...
Efendim gelen bir mesaja göre reklamın sonunda oğlan iki kere ver 10 YTL'mi diyormuş.
Diyormuş diyorum; çünkü şu ana kadar reklamı üçüncü kez izleme fırsatım olmadı.
Eğer öyleyse diyecek lafım yok!
Bu arada demin Organize İşler'i izledim;
izlenimlerim sonraya...
p.s. Bir konu hakkında bir araba yazı yazıp sonradan yanıldığımda kendimi İbiş gibi hissediyorum.
23 ARALIK 2005 CUMA 12:15 Mantik hatasi...
Belki hatırlarsınız İktisat Teorileri, Karlılık gibi konularda yazı yazmaya bayılırım!
Dün akşam Finansbank'ın reklamına takıldı gözüm.
Bittikten sonra reklamı ikinci kez izlemek için aramaya başladım.
Hem ekranı durdurup fotoğraf çekmek için hem de reklamı yanlış mı anladım diye kontrol etmek için.
Reklamda iki oğlan FB'li Alex'in (aşkım öyle dedi) saçı üzerine 10 YTL'sine iddiaya giriyor.
Konu, bu futbolcunun saçını kazıtıp kazıtmadığı.
Reklamda daha Alex kapıdan beliriyor ki kazıttı diyen oğlan arkadaşına "Ver 10 YTL'mi" diyor,
diğeri de veriyor.
Alex'in geçişi tamamlanırken anlaşılıyor ki Finansbank logosu kadar saç hala Alex'in başında.
Bu sefer oğlan diyor ki "Ver paramı geri...Finansbank hep kazandırır".
Burada kazanç açısından bir mantık hatası var bana göre:
1.Öncelikle Alex'in kafasının her yerini görmeden verilen karar ve "çıkılan para" sonucu belirleyemez.
2.Tarflardan biri inceleme sürecinin yarısında karar verdiği için 10 YTL'yi alan çocuk
geriye 10 YTL değil 20 YTL vermeliydi.
3.Buna göre diğer oğlanın cebine 10 değil 20 YTL girseydi Finansbank kazandırmış olacaktı.
Yanlış mı düşünüyorum?
Ciddi soruyorum...
23 ARALIK 2005 CUMA 11:40 Sharon Emel...
Bilirsiniz ki futbol ve Polat Alemdar konusunda zır cahilim,
basketbol ve Avrupa Yakası konusunda ise "eh işte".
Dün akşam ilk kez Hırtlar Vadisi'ni baştan sona izleme niyeti ile eflatun koltuğumuzdaki yerimi aldım.
Daha önce zap aralarında rastlamadım, üj bej dakka takılmadım dersem yalan olur.
Ama diyorum ya "ben bunu seyredicem" diyerek TV karşısına kurulmam ilktir.
Diziyi izlemem; ama hakkındaki geyiklerden hepimiz kadar haberdarım.
Mesela Çakır'a hutbe okutan sazan vatandaşlarımız aklıma geldi dün gece.
Sonra dedim ki kendi kendime Elif Hanım acaba "Oh! Beyimiz keyifte beni yatağa bağlattı Sharon'ı götürüyor"
diye geçiriyor mudur içinden, Çakır TV karşısında kıskançlıktan çatlıyor mudur?
İki sevgili Polat'a sayıp sövüyor mudur?
Polat'ın 45'lik Sharon Emel tarafından buselenmesine verdiği '14 yaşında bebe tepkisi'ni izlemek için
haftaya perşembeyi beklemem gerekecek, tüm Türkiye gibi !...
22 ARALIK 2005 PERSEMBE 13:45 Bir sartlı refleks evliligi bitirebilir...
Bugün telefonda:
-(Aşkım)Dün akşam hiç uyuyamadım, fark ettin mi?
-(Ben) ...
-Ara ara kalktım, yattım kalktım yani... tüm gece.
-Benim popomda pireler uçuşuyordu herhalde hiç anlamadım.
-Bi de bu sabah çok tuhaf bir şey oldu.
-Ne oldu?
-Sabah saat çaldı ya sen ardından yatağın ortasına geçtin, yayıldın yani.
-...
-Ben hala yataktaydım!!!
-Muhaaa ha haa haaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa...
-Bu galiba şartlı refleks oluyor!
-Muhhaaaaaaaaaaaaaa...
-!!!
-Canım yaa...çok utandım şimdi.
22 ARALIK 2005 PERSEMBE 12:06 Disimi avucuma koydukları gibi beni eve yolladilar...
Dün ablama giderken amacım öncelikle misafir ettiği annanemi görmek; eğer vaktimiz fırsatımız olursa da
sağ üst yirmiyaş dişimi ablamın çooook memnun kaldığı doktoruna göstermek: Rıdvan Gençer.
Göstermem gerekirdi çünkü ağzımın bu kısmında bir tuhaflık vardı.
Sağ tarafla ısıramaz olmuştum falan falan.
Bundan bir yıl önce sağ alt yirmiyaş dişimin çekilmesi
dişçilik dünyasında hardcore bir hikaye olarak yerini aldığından dün aklımdan geçen son şey dişimi çektirmekti.
Rıdvan Bey dişimi çekerken canımın acımayacağına dair
30 kişilik ekibine brownie yapmam üzerine benimle iddiaya girdi.
Fix uygulama dişin uyuşturulması, bu şekilde acı hissedilmiyor;
ama yirmiyaş dişini çektiren herkes bilir ki sorun acı değil, basınçtır.
Alt yirmiyaşımı çektirirken doktor kerpeten ile tuttuğu dişimle beni koltuktan bir anlığına bile olsa havalandırmayı başarmıştı!
Biraz uzun sürmüştü ve ben çok hırpalanmıştım; ama kırmadan parçalamadan da dişimi çekmişti hakkını yemeyim.
Dün Rıdvan Bey yaklaşık 3 saniye içinde artık nasıl bir taktiği varsa hissettirmeden dişimi çekti.
Kabul ediyorum üst diş, alt dişten biraz daha kolay ama size söylüyorum 3 saniye ve sıfır basınç.
Dört tane olan yirmi yaş dişim dünkü operasyonla birlikte ikiye düştü.
Hayırlı olsun!
22 ARALIK 2005 PERSEMBE 11:15 Tesekkur Ederim...
Biz bir grup insanın iltifatı geri çevirme gibi kötü bir alışkanlığı var (had safhada alçakgönüllülük).
Bırak iltifatı, bize karşı kurulmuş olumlu bir cümleyi bile bazılarımız geri çevirmekten kendini alıkoyamaz:
-Ya ne güzelmiş bluzun
-Bu eski püskü şey mi? Bunu yıllar önce pazardan almıştım.
Bu basit örnekten yola çıkarak şu genellemeyi yapmak için karşı konulmaz bir arzu duyuyorum ki:
Bu ve benzer durumlarda size olumlu bir şeyler söylemeye çalışan kişi,
aptalca bir şey söylediği ve gülünç duruma düştüğü hissine kapılabilir, olasıdır yani!
Mesela beni örnek alalım:
27 yaşındayım, ama en fazla 27 gösteriyorum.
Bu ne demek?
25 falan gösteriyorum demek.
Bu durumu "Öyle miii?" tadında karşılayan her yeni tanıştığım kişiye bırak 27
neredeyse 39'umdan gün almışım da 27 gösteriyormuşum gibi davranıyorum, cevap veriyorum.
Kısaca sizinle ilgili 'olumlu bir cümle' kuran kişiye verilecek cevap basittir:
-Teşekkür ederim...
21 ARALIK 2005 CARSAMBA 00:14 Bir yanda Seda Magazin diger tarfta Faust...
Bugün Metrociy'de aşkımı beklerken yemek yedim.
Yemek yerken de bir şeyler okumaya bayılırım; ama hafif şeyler.
Yemekten önce İnkilap Kitabevi'ne girdim, Seda Magazin'e uzandım.
Sonra utandım, bi durdum: evde yarım kalmış Goethe'nin Faust'u...
Nedense toplum içinde Hafta Sonu, Seda Magazin falan okuyamıyorum.
Bir an düşünmedim değil National Geographic'de alayım arasına koyayım, öyle okuyayım.
Boşuna yani "...kendin olabilmek için bu kadar uğraşmışken..."ler.
En sonunda hiçbir şey almadan çıktım.
Bi keyif yapıcam maymun oldum yaaa, bendeki de ne kompleks yapıymış kardeşim.
20 ARALIK 2005 SALI 13:45 Cok yasa...
Bugün nette dolanırken "vicut" kelimesinin geçtiği bir siteye rastladım.
Yazı yazarken bana göre, özellikle nette, illa Halit Ziya Uşaklıgil Türkçesi kullanılacak diye bir şart yok;
ama el insaf be kardeşim...
Bu sabah göz kaşıntısı ile uyandım.
Önce şunu söyleyim nezleyim bu sebeple sık sık hapşuruyorum.
Dün akşam yatmadan önce bir iki sayfa kitap okuyayım dedim.
Okudum da...
Yalnız okurken kitabı yüzüme çok yakın tutuyordum, bu sırada hapşurdum.
Ağzımdan çok şiddetli tükürükler çıktı; hepinizinki gibi.
Birkaçı kitaba çarpıp sol gözümün içine girdi.
Oysa ben kağıdın sıvıyı hemen emeceğini düşünmüştüm.
O an için sorun olmadı da şimdi gözüm kaşınıyor...
Bu akşam iş çıkışı aşkımla sinüziti için doktora gidicez.
Galiba 2. bir ameliyat olması gerekiyor.
20 ARALIK 2005 SALI 07:46 Cok erkenciyim coook...
Etrafımda ki herkesler bu ay doğdu. E bir de yılbaşı var...
Hediye almak, aslında alış veriş yapmak, hayatın en zevkli işi;
ama bir de hayatın gerçekleri var di'mi?
Bankalar ve kartları sınır tanımıyor.
Bankamız, 134 ay taksitle almak kaydıyla, bir kazağın ilk taksidi için
"Hadi bu da benden olsun, bunca yıllık hukukumuz var" diyebiliyor.
Sonra öteleme var yani taksit atlat; " Şimdi alın ahirette ödeyin!".
Hizmette sınır yok yani!...
19 ARALIK 2005 PAZARTESİ 22:02 Kar bende hamaratlık yapıyor...
Starbucks'da satılan Cookie Americano'ya hastayım.
Türkçesi yulaflı kurabiye.
Kış sezonuna girerken fiyatını 2YTL'den 3YTL'ye çıkarttılar.
Bende yaparım dedim, girdim Portakal Ağacı'na, aldım en yağlısından tarifi.
Gerçekten bu tarife göre kurabiye daha ince ve daha yağlı oldu.
Starbucks'daki daha kurabiye gibiydi yani doluydu içi ve "light" kategorisinde satılıyordu.
Kar yağışından hiç hazzetmem; kardan adam beni mutlu etmez.
İstanbul gibi metropollerde en fazla yağmur çiselemeli, kar yağışı bana ve şehire ağır geliyor.
İstanbul'da karın tadını çıkartmak diye bir şey yoktur,
ser sefil olmak vardır, çamur olmak vardır, mahsur kalmak vardır.
İyi bir şey değildir kar.
İşte böyle kar yağdığı zamanlarda ben mutfağa koşarım, pişiririm de pişiririm.
Kar ben de hamaratlık yapıyor...
19 ARALIK 2005 PAZARTESİ 15:15 Nesi var ki köfte pilavın...
Öğlenden beri uğraşıyorum...yaprak sarmayla.
Hava daha ışımamıştı, kar da yağıyordu, aşkım kalktı işe gitti.
Arkasından içim acıdı vallahi, sonra vurdum kafayı uyumaya devam.
10:00'da kalktım, ayılması, kahvesi, kar yolu kapamadan market alışverişi derken,
öğlenden beri yaprak sarma ile uğraşıyorum; ancak bitti.
Çok sever sarmayı, etli olacak, mümkünse karalahanadan olacak.
Dondurucuda yaprak vardı şansına küssün.
Sırf sabahki dramadan ötürü oturdum sardım.
Yoksa nesi var ki köfte-pilavın.
18 ARALIK 2005 PAZAR 14:30 Huzur dedigin ne ki iki zapa bakar...
Pazar geceleri 21:30-00:00 arası gözümü kırpmadan TV izliyorum:
21:30'da üç bölüm arka arkaya Sex and The City var,
o bitiyor saat 23:00'de CNBC-E'de " Bana kendiniz hakkında neyi beğenmediğinizi söyleyin"
cümlesi ile açılışı yapan Nip/Tuck başlıyor.
Ahlak anlayışının yerlerden gezindiği bir dizi Nip/Tuck, zaten en baştan uyarıyor:
"Bu diziyi çocukların ve gençlerin izlemesi sakıncalıdır".
Saat 00:00'da TV beni azad ediyor ve müthiş bir iç huzuru ile yatağın yolunu tutuyorum.
İstesen huzur dediğin şeye ne de kolay ulaşıyorsun di'mi?
17 ARALIK 2005 CUMARTESİ 19:15 Çirkin kadin yoktur...
Bugün Metrocity'nin otopark görevlisi beni yeşil kata doğru yönlendirdiğinde
aklımdan geçen tek şey otoparkta çok zor yer bulacağım oldu.
Kendimi çok araba olayına hazırlamıştım.
Ancak yeşil kata, yani son kata indiğimde daha girişte öyle bir kuyruk vardı ki;
daha boş yer aramadan nasıl çıkacağımı hesaplamaya başladım.
Sonradan ortaya çıktı ki bu tıkanıklığın tek sebebi çok araba değil;
yoğunluk yaratan kadın şoförlerin bir kısımının Metrocity otoparkında buluşmuş olması.
Erkek yalakası kadınlardan değilim bilirsiniz, bu en çok da aşkımla cebelleşmemden bellidir,
yalnız bir grup kadın var ki araba kullanırken güzelleştiğini sanıyor.
Bir süzülme, bir büzülme, ne vitesin yerini doğru düzgün bulabiliyor, ne geriye takabiliyor,
ne sağa sapabiliyor.
Kısaca buna Çirkin kadın yoktur araba kullanmasını bilmeyen kadın vardır sendromu da denebilir.
Göz süzmeler, saç savurmalar, dudak şişirmeler, direksiyon simidine iyice bir sarılmalar arttıkça
arkada bekleyen araç sayısıda doğru orantılı olarak artıyor.
Herkes kolidorlarda boş yer arıyor, onlar ise pahalı arabalı bir bey ile burun buruna gelecekleri
anı bekliyorlar yolun ortasında, belki bir anda aşk doğar, Duygu arkada tilt olmuş kimin umrunda,
beklesin azıcık!
Sonuçta kozmetiğin kadın güzelliğine taparak geldiği bu son noktada
kadınların alternatif yöntem arayışı her şeye rağmen sürüyor.
 |
17 ARALIK 2005 CUMARTESİ 13:55 Korkmakla urkmek arasindaki fark nedir?
|
Şu yazımdan sonra Orhan Pamuk'un bu fotoğrafını görünce nedense üzüldüm.
Kokmuş, hadi korkmamış da ürkmüş diyelim.
İkisi arasındaki fark nedir ya da ne kadardır ki?...
16 ARALIK 2005 CUMA 15:30 Compir iyi bir sey yapmadı...
Compir iyi bir şey yapmadı.
Hiç hazır olmadığım bir zamanda beni 1995'e götürdü.
Siteye girip, linki tıklayın ve Hazal'ın Elden Yar Olmaz'ını indirip bir dinleyin.
Yapın bunu yaaa...
16 ARALIK 2005 CUMA 12:45 Acaba?...
Acaba bir gün gelecek Serdar Turgut ve Ben başlıklı bi yazı yazabilecek miyim kovboy?
Murphy dibimde biter mi dersin, ne dersin?...
15 ARALIK 2005 PERSEMBE 16:27 New York'da su an...
Bugün buna takıldım: New York'da şu an...
15 ARALIK 2005 PERSEMBE 14:22 Camı kapasana ceryan yapıyor...
Saat __ 14:15
Kanal __ TRT1
Yayın __ Yemek programı (kadayıf dolması yapılıyor)
Fonda ezan sesi var...
Tesadüf gibi, camii duvarı ile stüdyo duvarı birmiş gibi,
orası stüdyo değil de bir evin mutfağıymış
ses yemek kokusu çıksın diye açılan camdan geliyormuş gibi...
Çok sahte, sahte olduğu içinde çok yapay, yapay olduğu için çok duygusuz...
Bugün de dinden açıldı mevzu, hadi hayırlısı.
15 ARALIK 2005 PERSEMBE 11:30 Lütfenn...
Uyumadan önceki dua sonrası seremonim uzun sürüyor, gerekse 'içindekiler' bölümünü hazırlayabilirim,
o kadar içerikli.
Hatta seremoni uzadığında araya bir iki hayal, üç beş gün sonu envanteri karışır,
baştan almam gerekir.
Bu benim mükemmel bir kul olduğum iddiası değildir, ama ha hemen kokorozlanmayın.
Bu durum olsa olsa benim takıntıları çokça bir bir kul olduğumun göstergesidir.
Dün akşam biraz yorgundum, keyifli bir yorgunluk diyebilirim.
Annemlere, ablamlara ve teyzemlere bizim evde balık ziyafeti verdim.
Yalnız sufleleri pişmeden önlerine koymuşum.
Afiyetle de yedik aslında; bittirdikten sonra uyandım.
Fırından biraz erken çıkarmışım :(
Akşam yatağa yatıp sıra dua sonrası o uzun şükür-istek seremonisine geldiğinde
içimden sadece "lütfenn" diye geçirdim.
O kadar içten söyledim ki bunu; o uzun soluklu törenin yerine geçtiğine inanarak
gönül rahatlığı ile uykuya daldım.
Bugün sitemle ilgilenmeyi düşünüyorum, bakalım...
14 ARALIK 2005 ÇARŞAMBA 00:50 Popo pisigi...
Popo pişiği...
"Başka nerede olabilir ki..." dediğinizi duyar gibi oldum.
Bugün İkea'da yemek yerken ablamla dumurlardan dumur beğendik.
Yok aslında dumur da sayılaz;
utanmak, tiksinmek, "bu ne ola ki?" diye söylenmek ya da
bir çeşit "ne gerek vardı ki.." ruh haliydi bizimkisi.
Ablam Atahan'ın İsveç köftesine eşlik ederken ben de tost ekmeğinin üzerine
sanat eseri şeklinde konuşlandırılmış yumurtalı karidesimi yiyordum.
Arada kadının tekinin popo çatalına takıldı gözüm.
"Bak kadının tangası görünüyor" dedim hemen sonra "poposu da" diye ekledim.
"Hani nerede?" dedi,
abla kardeş severiz "tanımadığımız kişi dedikoduları"nı,
"Bak işte şurda" diyerek yarım göz yarım el işaret ettim,
çok da yakın oturuyorlar bariz bir hareket yapmak istemedim.
Ablam baktı ve gayet sakin "Poposu pişik olmuş" dedi.
E bugüne bugün 2,5 yıllık tam teşekküllü anne,
bir popo pişiğini 10 metre öteden tespit edecek yeteneğe sahip,
"Sahi mi?" dedim
"E, baksana" dedi "sağ tarafı".
Bugün İkea'nın yemek katında 40'lı yaşlarının ortasında gençlik bunalımına girmiş bir kadının
bir karış boyu popo çatalını gördük, pişik yapmış "sağ lob"u ile birlikte, kıpkırmızıydı.
Kalabalık bir grup röntgencinin kameralı cep telefonu ile milletin dekoltesinin arşivini yaptığı günümüzde,
düşük bel kotlara alttan pıt pıtlı body ile çözüm arandığı son zamanlarda,
eğilip kalkan her hanım kızın belini çekiştirdiği bir dönemde,
insanın kıçı bir karış ortada ise bunu fark eder, tahmin eder,
hiç olmadı hisseder: hava akımı denen bir şey var canım...
Belki de pişiğini havalandırıyordu bilinmez.
Ablamla Athan'ın pişik kremlerinden Desitin'i ya da Panaten'i kapıp gitmediysek
bu tamamen çok aç olduğumuzdan kaynaklanmıştır, yoksa biz yardımsever bir aileyiz,
hümanistiz,
çok severiz...
13 ARALIK 2005 SALI 11:04 Gece gorusu...
Dün akşam sinüslerini açmak için soğuk havadan medet uman aşkım,
"Dur bir de şu dolunayın fotoğrafını çekeyim" deyince ortaya böyle değişik kareler çıktı.
12 ARALIK 2005 PAZARTESİ 19:20 Elit kadın...
Tek derdin yazı yazmaksa ne güzel diye geçiririm içimden , kendimle ilgili, sık sık
yazmak için okumak gerekir, yazıp okuyandan da zarar gelmez derim içimden, bir daha, sık sık
cahil dostum olacağına okumuş düşmanım olsun isterim, mütemadiyen...
Elit Kadın'da yazıları yer alan Alara ve Defne'den beni haberdar eden
Songül'e teşekkürler.
Anladığım kadarıyla yazılar üçünün sohbetlerinin sonunda Defne ve Alara'nın kaleminden çıkıyor.
Değişik bir yazı yazma şekli :)
12 ARALIK 2005 PAZARTESİ 11:30 Çigneyip tukurduklerimiz...
Sabah Sabah Seda Sayan'da çiğneyip çiğneyip tükürdüklerimiz var:
Semra Hanım, Akmerkez Hülya, Caner, Şale'nin Ahmet falan falan .
Şimdi de Şale'nin evlenmeden önce bakire olup olmadığını tartışıyorlar.
Seyircilerden biri "Ahmet oğlum anlayamadın mı bakire olup olmadığını?..." diye sordu,
bunun üzerine parkisyon ustası Nurhan Bey "esnekmiş esnek" diyerek olaya kendi yorumunu kattı
ve ben de bunun üzerine televizyonu kapattım.
12 ARALIK 2005 PAZARTESİ 11:05 Murphy Cumhuriyeti...
Hiç umarsızca iyi bir şeyler olmasını beklediniz mi,
istediniz mi?
Olmayacağını bile bile.
Mucizelerin sizi görmediği, takıma dahil etmediği,
yedek kullübesinde bile oturamadığınız süprizsiz hayatlar dünyasında
başınıza gelenler hep ünlü mü ünlü Murphy Cumhuriyeti'nden...
Hani mucizeler kendisini beklemeyenlerin başına gelirdi.
Özlü sözler, hayat tecrübelerinin aktarıldığı 'başarılı kişi kitapları 'nda
bahsedilenler hep ama hep birbiri ile çelişiyor.
Neye inanacağını, neyden güç alacağını, ne yapacağını şaşırdığında
dönüp dolaşıp kendinde alıyorsun soluğu, bildiğin en iyi,
en emin yol gene kendine giden yol.
11 ARALIK 2005 PAZAR 20:03 Kapa su ceneni...
Ütü yaptıktan, bulaşık yıkadıktan veya herhangi bir işi uzun süre yaptıktan sonra
neden yüzümün, çenemin ağrıdığını anladım.
Meğerse iş yaparken ağzımı açık unutuyormuşum.
Bunu son bir saat içinde annemin doğum günü pastasını ardından da havuçlu keki yaptıktan sonra keşfettim.
11 ARALIK 2005 PAZAR 17:26 Beni cami avlusunda bulmuşlar...
Dün akşam yemeğe gittiğimiz annemlerde;
ablam, eşi, babam, annem, teyzem ve "evden biri"nin
benim kaybolma hikayem le ilgili bol kahkahalı bir geyik çevirmeleri
olayın onların gözünden hiç de dramatik görünmediğini anlamamı sağladı.
TEM otoyolunda kaybolan ilk Türk olarak tarihe geçeceğimi iddia etmeselerde
TEM'e bir girip bir de çıkmanın mümkün olduğunu, burada kaybolmayı başarsa başarsa
benim başarabileceğimi ifade etmeleri de bir nevi o manaya geldi.
İstanbul'da doğup büyüyen biri olarak nasıl olur da kaybolurmuşum,
aşkımdan nasıl olur da 911 operatörü tadında destek beklermişim...
İnatla ifade ediyorum ki TEM'den çıkmıştım ve sol tarafımda bir göl vardı.
Olayla ilgili olarak küstüğüm "evden biri"nin tarafını tutmaları
beni cami avlusunda buldukları hayaline inanmayı sevdiğim beş-altı yaşlarıma geri dönmeme sebep oldu.
10 ARALIK 2005 CUMARTESİ 13:38 Radyohasret...
Fransa'dan yayın yapan radyohasret'in dj'yi Selçuk sitemle ilgili güzel yorumlar yazmış
ve siteme yer vereceğinden bahsetmiş.
Kendisine teşekkür ediyorum ve bana Fransa'dan bağlanıp bu radyo kanalından haberi olmayanlara
bir uğrasınlar diyorum.Aslında lokasyon da önemli değil siteye giren herkes yayını dinleyebiliyor.
10 ARALIK 2005 CUMARTESİ 13:15 Ablam ve sitesi...
Ben dün yolda kaybolup soluğu Bahçeşehir'de alınca ablamda kaldım pek tabii.
Dün akşam da oturduk bilgisayarın başına ve ona bir site açtık.
Annelik tecrübeleri ile ablam bulunmaz bir madendir.
Zaten sitenin girizgahını okuyunca neden bir maden olduğunu anlayacaksınız
ben burada uzun uzadıya yazmayayım.
Hayırlı olsun diyor yukarıya ekliyorum...
10 ARALIK 2005 CUMARTESİ 12:30 Esime Ithafen...
Yaşadığım hayal kırıklığının ardından kullandığım gri arabam ile
Tarabya'ya ya da en kötü ihtimalle 1.Levent'e anneme ulaşmaya çalışırken
kendimi gişelerde, bilincim yerinde değilken aldığım bir biletle
solumda küçük bir göl sağa çekmiş halde buldum.
Bunun üzerine telefon açtığım çok sevgili eşime, eş ruhuma
"Korkuyorum, kayboldum galiba, yanımda bir göl var
ve arabada da çeyrek depo benzin kaldı, hava da kararıyor ne yapacağım ben?" dediğimde
tüm soğukkanlılığı ile "A! Sanırım sağ tarafında Bahçeşehir çıkışı olacak...Anladım...Yani...
Aslında tam olarak nerede olduğunu anlamadım ki..." gibi cümleler ile
yardımcı olmaya çalışması evliliğimizi daha da bir kuvvetlendirdi!
Kendisine kızıp "Tamam ben başımın çaresine bakarım" diyerek telefonu kapattıktan sonra
"Beni ara" şeklinde attığı SMS ile bana olan düşkünlüğünü bir kez daha kanıtlamış oldu.
Kendisini, o "buz gibi kanında" boğmadıysam bu benim ne kadar büyüdüğümü gösterir...
27 yaşında olduğumu söylemiş miydim?
9 ARALIK 2005 CUMA 21:53 Murphy Yasalarini unutmadan yasa...
Eğer yaşarken kazara Murphy Yasalarını unutursanız hayal kırıklığı kaçınılmaz olur;
eğer kötümser bir insansanız ve herşeye rağmen pozitif düşünmeye çalışıyorsanız işler
içinden çıkılmaz bir hal alabilir.
Kader kısmete inanmakla,
pozitif düşün pozitif yaşa arasında kalmış bir şapşal olarak
hayatınıza kaldığınız yerden devam edersiniz.
Hayırlı olsun!
8 ARALIK 2005 PERSEMBE 11:30 Neredesin Brazil...
Bu akşam CNBC-E'de saat 22:00'de 1985 yapılımı bir film var: Brazil.
Dört yıldız vermişler, yönetmeni de Terry Gilliam.
Film 1985'te Altın Küre kazanmış.
" Bilinmeyen bir gelecekte geçen 'Brazil' totoliter yönetimin sıkı sıkıya denetlediği
bir ülkede absürd bir hata sonucu başlayan ironik bir kabusu anlatıyor" muş.
" Bu filmi kaçırmak büyük bir hata olur " muş.
Sabahleyin gazetede filmin afişine bakarken aklıma nedense
"Neredesin Firuze" filminin afişi geldi.
Benziyor sanki, bir nevi Neredesin Brazil !
8 ARALIK 2005 PERSEMBE 08:53 Cem Yilmaz'i izlemeye karar vermistik...
İlhan Mansız uzaktan beni kesiyordu;
ben de yeşil kapaklı defterime bir şeyler yazıyor gibi yapıyordum, gözüm onda.
Sonra yanıma gelip "Cem Yılmaz'a gidelim mi?" diye sordu.
Ben de "Tamam, not alıyorum" dedim, defteri göstererek.
Nasıl çapkın güldü yaaa...
Ardından dar bir sokakta araba kullanırken buldum kendimi.
Park etmek için eski bir apartmanın büyük kapısının önünde durudum.
İnip kapıyı açtım, tekrar arabaya bindim ve tekerlek iki dönmemişti ki apartmanın içinde bekleyen
yaşlı bir teyze ile burun buruna geldik, teyze korktu.
Onu görünce ben de koktum.
Apartmanın zemini topraktı, engebeliydi.
Ve ben ilerisini göstererek "Park edicem de..." dedim.
Rahatladı "A, öyle mi?" dedi.
"Park ediyorsun da kzım burada tanıdığın biri var mı, apartmandan mısın?" diye sordu.
Zamanında iyi arkadaşım olup bana kazık attığı için neredeyse 7-8 yıldır görüşmediğim kızın adını söyledim
"Burada oturuyor, ona geldim" dedim.
"Evet hatırladım evinden çığlıklar gelen kız" dedi,
"Çokça arkadaşı var, geleni gideni eksik olmaz!".
Ardından bir büfedeydim simit arası kaşar ve çay satın almak için sıraya girmiştim
alamadan uyandım, acıkmışım...
7 ARALIK 2005 CARSAMBA 20:10 O kız benim...
Eğer trafikte saçı at kuyruklu, kolsuz montun içine polar giymiş (bu ara forma yaptı bu kıyafeti),
gözlerinin altı çökük, bir eli direksiyonda bir eli şakağında,
düşünmekten 10 günde 3 kilo vermiş ve gri bir arabayı trafiği alt üst ederek kullanan bir kız görürseniz
işte o benim.
7 ARALIK 2005 CARSAMBA 12:55 Sinirden gozu donmek...
"Sinirden gözüm dönmüş..." diye başlayan bir cümle kurduğunuzda
Robert Barone kadar 'gözünüzün dönmüş' olması lazım.
Eğer böyle görünmüyorsanız ya yalan söylüyorsunuz ya da olayı biraz abartmışsınız demektir.
Günün Makalesi - Hongi İle Kuş Gribi Geçer Mi?
6 ARALIK 2005 SALI 11:37 Kids Party...
Geriden kalmış bir atraksiyon olmasına rağmen
fotoğraflar açısından gündeme getirmekte sakınca görmedim.
Geçe hafta salı ya da çarşamba günüydü galiba; ablam, Atahan, annem ve ben Park Orman'a gittik.
İçinde "Kids Party" adında bir mekan var.
İçerisinde top havuzu, jetonlu oyuncaklar falan falan.
Ablamla ben de Atahanla birlikte oynarken bir hayli eğlendik.
Pazar günümü ise İko ile geçirdim.
Dolandık durduk kırolar gibi o alış veriş merkezi senin bu benim diye.
Sonra ben en sevdiğim yemeği yiyerek kendimi ödüllendirdim (neden ödüllendirmem gerekiyorsa):
Vejeteryan Sandöviç (ki değilim), Akdeniz Salata ve light cola.
6 ARALIK 2005 SALI 11:11 Direnc goster Duygu...
Sinemle uzun bir ardan sonra mailleşmeye başladığımızda öğrendim ki kendine bir günlük açmış.
Takı, kutu, bez bebek gibi el işlerinin yapımının da tarif edildiği sitesi güzel.
Sabah ilk iş burcumu okumak oldu.
Gelişmelere ya da gelişememelere gebe hayatımda bir öngörü 10 kaplan gücünde...
Sağ olsun Yasemin Boran (Hürriyet Gazetesi) yazmış:
" Meydana gelen olaylar yaratıcılığınızı harekete geçirecek.
İlginç projeler yapabilirsiniz fakat bunları uygulamak için moralinizi yükseltmeniz gerekiyor.
Yavaş gelişen durumlar karşısında direnç gösterirseniz başaracaksınız."
Sonra Filiz Özkol (Sabah Gazetesi) yazmış:
" Toplumsal yaşantınızı etkileyecek olan girişimciliğiniz ön plana çıkıyor.
Patronlarınızı etkileyecek çalışmalar yapacaksınız. Bugün, her türlü yeniliğe
açık davranmanıza rağmen, duygusal takıntılarınız yüzünden zaman
kaybedebilirsiniz. Adalet duygunuzun çok yoğun. "
5 ARALIK 2005 PAZARTESI 09:37 Hangi unluye benziyorsun?...
Sinem değişik bir şey yollamış,
şu adrese girip fotoğrafınızı yüklediğinizde hangi ünlüye benzediğinizi çıkartıyor.
Beni, tanımam etmem, Japon mu Çinli mi belli değil,
kadının tekine benzetti.
Hayret bi'şey!
Herşeyden önce benim büyük kahverengi gözlerim var.
Çekik falan değil yani, bozuk bu...
5 ARALIK 2005 PAZARTESI 09:37 Yumurta almaliyim...
Bu sabah 'yumurta almalıyım' diyerek uyandım.
Olur bazen bana böyle 'süt içmeliyim', 'karnabahar yemeliyim'...
Başıma ne geldiyse gırtlaktan geldi zaten,
gıda zehirlenmesi konulu anılarımı yazsam best seller olur vallahi.
Daha bir bardak su içtim içmedim, kalktım markete gittim, yumurta almaya...
Meğerse yumurta arabası saat 11:00'de gelecekmiş, markette de kalmamış.
Bendeki şansa bak!
Süt aldım geldim.
Sabah sabah yürüdüm o kadar, boşuna terledim.
3 ARALIK 2005 CUMARTESİ 13:53 İkilemler...
Kısa boyluların IQ'su düşükmüş; sol elini kullananlar kullanmayanlara göre daha zekiymiş.
Sol elini kullanan bir kısa olmak istemezdim.
İkilemler beni yorar da.
2 ARALIK 2005 CUMA 17:50 Bir Turk dünyaya bedeldir...
Siteme hangi ülkelerden bağlanıldığını baktım da, işim gücüm yok benim bilirsiniz,
Switzerland'dan bağlanan arkadaşlardan burada bulunmayan çikolatalardan istiyorum
-parası neyse veririz uzatmasınlar-
Netherlands'daki (Hollanda) arkadaşlara sesleniyorum bir hafta sonu aşkımı alıp gezmeye gelicem
içicez içicez,
Morocco(Fas), üstün bir gastronomiye sahipmiş, yemek yemeye geliriz artık,
Mexico, bir siesta için buradan oraya gittiğimize değmez,
Cocos (Keeling) Islands, burası da neresi???
Italy, sırf kahve, pasta, kurabiye ve dondurma için gelicem,
Argentina (Arjantin), almayım alana da mani olmayayım,
Seychelles, oh! sen orada ben burada çok adil bir paylaşım(!) oldu bu...
Diğerleri, üzerinde geyik yapmak istemeyeceğim kadar bildik işte Almanya, Fransa, İngiltere falan falan...
Bu AB'ye girmediğimiz halimiz,
adamlar serbest dolaşım hakkını vermek istememekte haklı olabilir mi acaba?
2 ARALIK 2005 CUMA 00:05 Bir makas alabilir miyim?...
Eğer metroya 4.Levent'den binerseniz; ilk durak ve sonrasında bindiğiniz kapıdan inemezsiniz.
Çünkü tren 1.Levent durağına gelmeden makas değiştirir.
Bindiğiniz kapı artık duvara 'çıkmaktadır', 'duvara çıkan kapı' da perona.
Bunu keşfettiğimden beri ki çok uzun olmadı,
4.Levent durağında trene en son ben binmeye çalışıyorum,
sonradan 'kapı duvar'a sırtımı dayamak için.
1 ARALIK 2005 PERSEMBE 09:18 Ben sok ederim adami...
Dün akşam beynim alıp başını gitmek istedi.
Biraz yalnız kalmaya ihtiyacı varmış.
Hadi ya!
Duygularımla mantığım bir aradayken çıkarttığı yaygaraya öyle çok ihtiyacım vardı ki
dönüp kendisine "Hiç bir yere gitmiyorsun, burada benimle kalacaksın" dedim.
Şok oldu.
Bir insanın en iyi dostu da en büyük düşmanı da yine kendisi.
Bu, her ihtiyaç olduğunda yeniden öğrenilmesi gereken bir bilgi.
Kendime sesleniyorum:
Beni yerden yere vurmayı kes artık!
|