Temmuz
31 AĞUSTOS 2005 Çarşamba 15:22
Sitem ve kendisinin international boyutta etkileri bi'de karşı apartman...
Net aleminde sitemin etkisi international bir boyut kazandı
(bak bak!).
2 Temmuz'da yahoo mail sayfasında karşımıza çıkan hatun ile ilgili bir yazı yazmıştım hatırlarsanız
Daha önce fark ettim de şimdiye kısmet oldu yazmak:
Artık yahoo maili her tıkladığınızda sayfadaki fotoğraf değişiyor.
Kızın ekmeğine mani oldun diye kapıma dayanmayın; açmam, şimdiden söyliyeyim.
31 AĞUSTOS 2005 Çarşamba 13:01 Flörting İmkanlar No 2369: Basketbol Maçları
Gene bir tespitimi paylaşmak istiyorum sizinle.
Kanayan yaraları bunup çıkarmada, görülmeyeni görmede;
görülse bile yazamayanlar yerine yazmada üstüme yok bilirsiniz(in aşağı).
Siz basket maçlarında en az Reina ya da Sortie
gibi mekanlarda olduğu kadar piyasa döndüğünü biliyor muydunuz?
Yalnız bu durum sadece "Loca" bölümü için geçerli ya da çoğunluk burada toplanmış diyelim.
Loca diğer adıyla "saha içi" basketbolculara ve basın tirübününe en yakın yer.
Siz şimdi basın deyince zavallım basın fotoğrafçılarını gözünüzde canlandırıyorsunuz di'mi?
Yok!
Buradaki basın, aynı zamanda basketbol yazarları, TV'de basket programı sunan adamlar
onlara eşlik eden yorumcular aynı zamanda.
Kabul edelim ki basketbol hem muhabbeti hem ortamı sebebi ile futboldan daha kaliteli bir spor,
aynı zamanda kızları daha çok çeken bir spor.
Loca bölümüne gelen kızların kıyafetlerini görmeniz lazım: payetli straplez buluzlar, şifon etekler,
straz taşlar ile süslü çantalar, kafam kadar tokalı stilettolar...
Say say bitmez bir fifi durum söz konusu.
Ben de bazen kokoş görünmekten hoşlanırım da sosisli sandöviç yiyip bira içilen, "kırmızııı beyaz kırmızııı beyaz
en büyük Türkiye" tezahüratlarının yapıldığı basket maçlarında değil.
Bu arada "normal" kostümler basketbolcuların eşleri, sevgilileri, nişanlıları ve tribün izleyicileri için geçerli.
Bu "Loca" cumhuriyetinde acayip bir kesişme söz konusu aynı zamanda kızlarımız ve onlar gibi
düşünen oğlanlarımız sayfiye yerinde gibi bir aşağı bir yukarı turluyor skor 79-82 kimsenin umru değil.
Kızmıyorum, eleştirmiyorum da "tesbit" yapıyorum; ihtiyaç duyana öneriyorum.
29 AĞUSTOS 2005 Pazartesi 15:38 Nüfus Cüzdan Fotokopiniz...
Yolda yürürken benim gibi yere bakarak ilerliyorsanız ya bir cüzdan bulursunuz ya da kendi nüfus cüzdan fotokopinizi.
Gerçekten, yolda n.cüzdan fotokopinizi bulsanız tesadüfen, ne hissedersiniz?
Ben Vesim'inkini buldum o bile yetti: had safhada empati!
Eğer siz bulamadıysanız sizden sonraki en güvenilir isim benim hanımlar beyler!
Aldım attım.
Yalnız ben bile bu kadar zararsızken bir fotoğrafını çekip siteme koydum, kötü niyatlileri düşünmek dahi istemem.
Buradan Vesim'e seslenmek istiyorum:
Vesim, korkma! Fotokopi tarafımdan imha edildi.
Düşünüyorum da bir terörist adayının eline geçse ya da bir dolandırıcının,
ne o bilmem ne kart başvurusu yaptın:
iki gün sonra polisler tutuklayıverseler seni ya da almadığın bir kredinin ödenmemiş taksitleri
için kapına haciz gelse...
Bu kadar basit değil ben de biliyorum; ama kötü adamlar için iyi bir başlangıç
ve başlamak bitirmenin yarısıdır.
Herkes nüfus cüzdanına sahip çıksın, fotokopisine de...
Ben kimsenin cüzdan bekçisi değilim.
28 AĞUSTOS 2005 Pazar 17:30 Her Telden
#1
Afeti-devran Neriman’ın Ali Haydar Usta’ya yaptığının Ali Haydar Usta Neriman Hanım'a yapsa
%90 ihtimal dizinin Nuri Alço'su ilan edilirdi; kadın yaptı mı daha yumuşak yorumlanıyor.
Sadece kötü kadın ya da aşık kötü kadın!...
Ali Haydar kapanın elinde kala dursun ben her akşam bu diziyi seyrettiğime memnunum;
aşkımsa dizinin ilk kez gösterildiği 2000 yılında 5 dakika için olsun izlememiş, haberi yokmuş.
O zamanlar ben ortalarda yoktum; kendisi akşam olunca bu diziyi izlemiyormuşta ne yapıyormuş umrum değil.
Kadınlar koparak dökülmeler hakkında kendi aralarında pıs pıs dedikodu yapa dursun
ben yaklaşık 2 haftayı aşkın bir süredir saçımı başımı yolduğumdan kendiliğinden 1/10 luk dilime dahil oluyorum.
Olsun bakalım!
#2
Cinlerim tepemde bindiğim metro vagonunun içinde,
camın dışındaki boş ve anlamsız karanlığa bakan kızıl saçlı kız gözüme çarpıyor.
Her bir tutamını itina ile ördüğü uzun saçları ile oynuyor.
Cama öyle bir yapışmış ki dudaklarının az ilerisinde yuvarlak bir buğu oluşmuş, hoşuma gidiyor:
buğu,
vagonun, karanlığa bakan penceresinden hayallerini izlemesi.
Belki de beyinsizin teki; ama görüntü iyi.
Bir filmin başlangıç sahnesi olabilir diye düşünüyorum ona baktığımda.
Bir de tişörtünü çeliştire çekiştire göbeğini kapamaya çalışmasa...
Büyüyü de bozan bu hareketi oluyor, “Koca göbekli sen de” diyesim geliyor;
amaan boşver, banane.
Bu aralar susma konusunda rekora koşuyorum.
Mesela mağazada, elimde 5 adet atlet ile soyunma kabinine girip giremeyeceğimi sorduğum tezgahtar kız,
(bazı yerlerde sınırlama var biliyorsunuz) gülümseyerek “tabii” dedikten sonra hemen yanındaki müşterinin
”çok sayıda kıyafet ile girilmemesi lazım değil mi?” sorusunu
kabin içinde kıyafet çalmaya çalışan müşteri anıları ile renklendirdiği bir sohbet ile cevaplarken;
ben, kabinden çıktığımda “mevzuya ilham kaynağı olup olmadığımı; olduysam da olacak ne yaptığım"ı sormadım.
Sadece "7 YTL ve mor olanı" göstererek "bunu alıyorum" dedim.
#3
2,5 aylık bir bebeği olduğunu öğrendiğim karşı komşum 6 dakika süren tanışma sohbetimizden
2 hafta sonra evime gelip kombiye bakmak istemesinin 3 dakikasında anneme
“İnsan insana muhtaç Duygu Hanım bunu anne olunca anlayacak” dediğinde kendisine dönüp:
"Benim anne olmadığım için neyi anlamadığımı ya da neye hak ettiği değeri veremediğimi düşünüyorsunuz?
Ayrıca annelik sıfatının 9 dakika içinde tespit ettiğiniz hangi eksiğimi tamamlayacağını öngörüyorsunuz son olarak çabuk tarafından
buradan s.ktir olup gider misiniz?" demeyip gülümsemeyi başardım.
Bunları yaptım; ama aşkımın şaka olsun diye söylediği bir cümle için bu seferde kırıcı tarafından bir 25 dakika konuştum.
Hep öyle değil midir zaten vazgeçmez dediklerimizi hırpalarız sürekli ve bir süre sonra bizden ilk onlar vazgeçer.
Şaşırırız, hayal kırıklığına uğrarız....
#4
Bugün (Pazar) sabah saat 11:30 sularında bir fincan kahve içmek için
Akmerkez’e gittiğimde elimdeki derginin sayfalarını çevirirken
çıkan hışırtı ön masada oturan ve kısa bir süre sonra Fransa’ya uçacak olan kızın
önlenemez “hey bakın ben Fr gidiyorum” çığlıklarını bastırmaya yetmedi.
Siz sadece ortam değişikliği için bir fincan kahvenizi evde değil de bir cafede içmek isterken;
sizi kendi sohbetine daha doğrusu şovuna ortak etmeye çalışan bir tanımadığınıza kızmakta haklı mısınız
yoksa ev bireyselliği için sadece evde mi kalmalısınız?
Pek tabii ki evde...
Düşünmeden edemedim mesela ben 99 da Amerikaya giderken ya da 2000 de Amsterdam’a veya
2003 de tekrar Amerika’ya bu kız gibi kafelerde avaz avaz mıydım ?
Hatırlayamadım!
#5
Boyacı Perşembe günü salonda kurulu bilgisayarımın fişini çekip masası ile birlikte ortaya alıp
üzerini muşamba ile kapadığında "sonra kurarım" dedim içimden.
Kurma işlemi evin diğer odalarındaki teknik yetersizlikler yüzünden mümkün değilken ve ben evi boyacılara terk etmiş durumdayken
Taksim'de girdiğim internet cafedeki oğlan "b.sayarda Front Page ya da HTML yüklü mü?" sorduğumu
"Her türlü oyun var abla!" diye yanıtladı.
Gülümsedim.
"Anladım" dedim ve çıktım.
Aşkımdan sır gibi sakladığım gülücüklerimi boş boş harcadım öyle
deymeyecek işlere deymeyecek kişilere.
Aİstiklal Caddesi'nde yürürken 16 yaşımdayken baş gösteren gastiritim öyle bir azdı ki bir adım atamaz oldum.
Vitrininde uzun uzun köfte pişiren bir restorantın yanında durdum.
Halim olsa ilerleyceğim ama yok!
Aşçı beni fark ettiğinde gülümsedi ben de bön bön kendisine baktım:
olaylara ve insanlara gülümseme kontenjanım sıfırı tüketmişti.
#6
Sizinle görüşmediğimiz bir ara neden Deniz Baykal’ın
benden daha zeki olduğunu düşünme gafletine düştüğüme anlam vermeye çalıştım.
Kadın olduğundan pek mutlu Bülent Ersoy neredeyse pembe nüfus cüzdanını boynuna asıp
gezme noktasına gelmişken Baykal’ın diyeceği şey çok basitti:
“Evet Bülent Hanım'ın bahsettiği olay doğrudur bana bir mafya babası ile birlikte gelip böyle bir işi alıp alamayacağımı sordu.
Açıkcası bu işi almak istemedim ve bunu da hem ortamdaki kişiler sebebi ile hem de uslubum gereği direkt ifade etmedim de
çok yüksek bir rakam telafuz ederek geri çevirdim ve başarılıda oldum” diyemedi.
Her erkek gibi konuşması gereken yerde sustu susması gereken yerde saçmaladı.
Aferin, şimdi kendi çamurunun içinde debelen bakalım!
#7
Dün akşam (cumartesi) İzel’in Emanet şarkısını mırıldanırken zap yaptığım kanallar arasında TRT2 de İzel çıktı karşıma,
saat gece yarısına yaklaşmıştı ve canlı performans Emanet’i söylüyordu:
"... ama bizde bir şeyler bitti böyle bitmesi gerek miydi?...”
#8
İkea’ya gittim çok güzel şeyler gördüm beğendim ama ihtiyacım ne ise onu aldım
Çünkü şu aralar öyle çok masrafımız oldu ki ekstra bir parçayı bile bünye kabul etmiyor.
Bu arada İkea da çok ilginç bir diyaloğa tanık oldum, anlatmak isterim:
Reyonların arasında ki danışma masalarından birine bi'şey sormak için yaklaştım,
o sırada görevli kız bilgisayar başında, benden önce gelen iki beye yardımcı oluyordu.
İş uzamış olacak ki görevli kız yanında yer alan sandalyeleri göstererek beylere "şuraya oturun isterseniz" dedi.
Gergedan bakışlı olanı da, gereksiz bir şekilde, “yok size saygısızlık olmasın” dedi
Kız “alıştık artık” dedi.
Ben de içimden "Çok pardon gerizekalı neye alıştın???" dedim.
Evet dışımdan söylemedim...
Aptal insanlara, kelimelerin ne manaya geldiğini bilmeyen insanlara,
daha doğrusu tüm yaşantısını 60 kelime ile sürdürmeye çalışanlara; kötü sonuçlar için "sağladı" kelimesini kullanan sunuculara,
kısacası halkı oluşturan büyük çoğunluğa karşı içimde korkunç bir nefret oluştu.
Sayıca fazla oldukları için ruh sağlığım adına onları sevmeye ya da görmemeye çalışmak benim hayrıma olacak.
#9
Annemlerde kaldığımız bu zaman dilimi içinde akşamları 23:00 00:00 arasında
Nispetiye Caddesinde yaptığımız gece yürüyüşleri bile içimdeki sıkıntıyı gidermeye yetmedi.
24 AĞUSTOS 2005 Çarşamba 11:47 Kovalarım
Pazartesi günü kova alışverişine çıktım.
Kovaları Maslak Paşabahçe'den aldım 10 YTL.
Magnetleri ise (büyük olana fotoğraf konuyor) Papetland Ucuzluk katından aldım;
büyük olan 4,5 YTL küçük olan 1,6 YTL
Bu sepetleri depo olarak kullandığım küçük tuvaletin duvarlarına çakılacak raflar için seçtim.
Kilitli, şeffaf, altı tekerlekli saklama kutularından daha ucuz.
Eğer işime yararsa bir kaç tane daha alabilirim, değişik boyları mevcut bir küçüğü var yuvarlak 7 YTL
bir de leğen şeklinde olanı var 12 YTL; ama benim işime yarayacak ve rafta doğru düzgün duracak olan bu boy.
Sinem, Marsın bize daha da bir yaklaşacağını haber verdi.
27 Ağustos'da saat 00:30 gibi, dünyanın iki ayı varmış gibi gözükecekmiş.
Aynı olay bir daha 2287 yılında yaşanacakmış, yani biz toprağa kavuştuğumuzda...
Bu tür "bir daha" cümleleri beni hüzünlendirir.
Dün ablamla ablamın çok eski bir arkadaşına çaya gittik, annemde geldi.
İkisininde oğlu var araları 6 ay oynadılar biz de balkonda oturduk.
Giderken İkea'nın önünden geçtik.Ben de gitmek istiyorum.
Bu arada kalöriferlerin bir kaçında vana ile bağlantı yerlerinden su sızmaya başladı.
Geldik işte bakıcaz bir çaresine, adamları arayacağım.
Gelip bakacaklar ne komik di'mi?
20 AĞUSTOS 2005 Cumartesi 17:39 Öneri!
Diyelim bir kek yaptınız, yaptınız ama işler yolunda gitmedi.
Görüntüsü ya da tadından ötürü üzerine hafif ama kapatıcı bir sos lazım.
Evde de fazla da malzeme yok!
Senin önerin ne Duygu diyorsanız,
hazır kek kutusundan okuduğum bir tarif:
4 yemek kaşığı şeker 2 yemek kaşığı un bunu 250ml süt ile ateşte pişir.
Boza kıvamına gelince indir (unun rengini karartmamaya dikkat et), içine bir paket vanilin
ve 1 yemek kaşığı katı yağ koy erit-karıştır (mikser ile çırp).
İster bütün keki dilimlemeden üzerini ört,
istersen her bir dilimin üzerine dök (süredebilirisn kıvamlı oluyor)
Üstüne de varsa eğer hindistan cevizi serpebilirisin.
20 AĞUSTOS 2005 Cumartesi 16:40 Ustaya karşı boynumuz kıldan ince...
İki yıldır oturduğumuz bu evin balkonuna zannerdersem aşkımla birlikte 3. çıkışımız falandır.
Evin içindeki dan dan seslerinden sinir krizi geçirme çalışmalarına balkonda devam etmeyi uygun bulduk.
Aşkım her ne kadar "Sen biraz Maslak'da takıl istersen" dese de; ustaların ardından toplanıp çıkma tadını
ancak tüm gün başlarında beklersen çıkartıyorsun.
Bir de önemli bir sınava hazırlık dönemi bitip, sınavı savuşturmuş olmanın verdiği rahatlık bununla yarışabilir.
Ayaklarımızı balkon demirlerine uzatmış sohbet ederken
perde arasından meraklı gözlerle bize bakan karşı komşuları görmezden geldik.
Kendi kendilerine "ecinni değilllermiş", "yok canıııımmm bunlar kedi kanı içmiyordur" şeklinde yorum
yaptıklarını duyar gibiydik.
Ben gene 1254 kez "merkezi sistemden kombiye geçişin insanları söğüşlemekten başka bir işe yaramadığı" konulu
paneli başlatmıştım ki "evden biri" de "bu konuyu açmaya bayılıyorsun di'mi?"
diye sorarak hevesimi kursağımda bıraktı.
Bu yarım kalmışlık hissi bana iyi gelmiş olacak ki ileride 632 kez daha konuşma ihtimalimiz olan yeni bir mevzuya giriş yaptım:
"İnsanlar ustalarla para karşılığı iş yaptığı halde neden bir eziklik içindedir?"
Gerçekten...
Bunu bir düşünün; adamla anlaşırsın parasının yarısını peşin ödersin
ne yapacağı bellidir, süprize mümkün olduğunca yer verilmemiştir.
Ama dialogların tümünde usta üstün sen ezik konumdasındır.
Sürekli bir rica tadında geçer konuşmalar.Sanki akşamın 22:50'sinde
kakaolu kek krizin tutmuşta yan komşunun kapısını 2 adet yumurta için çalmışsın...
3 milyar liralık TV alırken dükkanın kralısındır da; 3 milyar liralık
inşaat işi yaptırırken usta senden üstündür.
Sürekli sana kıyak geçtiği ve geçeceği şeklinde bir hava vardır ortada,
her an seni ters köşeye yatırabilir gözlerle bakar, ayağını denk al!...
İlk beyin naklini gerçekleştiren doktor hesabı yanlış sinirleri
birbirine bağlayabilir tedirginliği içinde "uyumlu" davranırsın.
Sen istesen de istemesende sırf bu üstünlük havasını pekiştirmek için
işin başında verdiği fiyatta 50 milyon liralık indirim yapar, nedense tüm ustalar zararına denecek bir rakamdan
iş yaparlar, kassa az daha amme hizmeti yani...
Bu da ilişki içindeki "üstün" rolünü kapmak için yapılmış özel bir çalışmadır.
İş bedensel yorgunluğa dayandığından adama(lara) kızsan da kızmasanda amma yoruldu(lar)
diye düşünüp kendini yiyebilirisin:
"Bu iş yapılacak iş değil canım!".
Oysa bunun için para aldılar di'mi?!
Yani adam sana üstten baksın ya da bakmasın işin bedensel performansa dayanması sebebi ile
sen kendini altta hissedersin.
Üstte de olsan altta da bu iş en çok yaptıranı hırpalar,
ben bunu bilir bunu söylerim.
20 AĞUSTOS 2005 Cumartesi 14:49 Alt komşum Bombacı çıktı
Yakındır bizim hakkımızda da gazetelerde böyle bir haber çıkması.
Komşuya verilen hasar maddi değil de manevi olduğundan artık bu işkenceye son vermemiz için
bir bomba da bizim alt komşu yapıyor diyebilirler.Başlarına yemeniyi bağlayıp gazeteciye poz verebilirler.
Olabilir her şey, her an...
20 AĞUSTOS 2005 Cumartesi 14:12 Bir fincan kahvenin çözemeyeceği durumlar vardır
Bir fincan kahvenin bile çözemeyeceği durumlar vardır.
Mesela adamın çalıştırdığı hızar yüzünden kahve makinenin her tarafı toz duman olduysa,
mutfağa gidilen yol, yol olmaktan çıkıp bir de üzerinde iki kişi duruyorsa
yani gidip yıkayamıyorsan makineni; bundan önce içtiğin kahve seni sakinleştirmeye yetmez,
kabul etmen gerekir, olgunlukla karşılaman ya da 200m ileride duran eczaneden bir çözüm üretmen gerekir.
Geçen hafta ablam evde bulunan usta bolluğundan faydalanmamı önerdi.
"Adamların fotoğraflarını çekip koysana siteye ne komik olur ama muhaaahhaaaa" şeklinde;
yukarıda gördüğünüz iki fotoğraf bu öneriye istinden çekilmiştir;
ancak kendisi bu kadar sığ bir şey kastetmemişti.
Olaylara kendisi kadar neşe içinde yaklaşamadığım için elimden bu kadarı geldi; içimden daha doğrusu
Yalnız o bilmiyor ki ilk fırsatta kendisini Türkan Şoray şapkası ile çekip koyacağım siteye...
19 AĞUSTOS 2005 Cuma 19:29 Çıkıyorum...
Anneme de huysuzlanmaya başladıysam eğer;
kendisi ile tadilatta olan evime arabayla yüksel volumelü müzik eşliğinde değil de
müzik+asık surat şeklinde gitmeye başladıysak
(sadece tarafımdan)
ve ben her şeye hiçte komik olmayan benzetmeler yakıştırıp "şu şöyle bu böyle mi olmak zorunda be arkadaş" diyorsam,
artık olana bitene söylenmeyip,
konuşmayı kesmiş ya kitap okuyor ya da tv izliyorsam robot gibim ne...
Buna rağmen annem beni sallamıyor bildiğini okuyorsa,
daha fazla kırrt kırrrt, tırrrt tırrrt, tak tak da tak tak sesi duymaya,
harç karan adam görmeye tahammülüm kalmadıysa;
pazartesi günü başlayacak olan boya daha başlamadan 10 gün sürecekse
ve hiç bir usta hiç bir ustanın yaptığı işi beğenmeyip
sanki bir önceki ustanın annne babası bizmişiz gibi bizi azarlıyorsa,
biz de "e ne yapacaksın işte mazur gör adamı" diyorsak,
"bana ne kardeşim" diyemiyorsak ya da "parasıyla değil mi be kardeşim?..."
bitmişiz demektir,
eski hayatımı geri istiyorum...
19 AĞUSTOS 2005 Cuma 17:24 Evlilik pamuk ipliğine mi bağlıdır?
Tabii ki evet, sorman kabahat.
Adam, kadını aldatır evlilik bitmez ya da kadın ağızını açıp tek kelime etmez de
(yüz göz olmayalım adamın çekip gitmesi kolaylaşır diye),
ev de tadilat olur boşanmanın eşiğine gelinir.
Burada mevzu bahis çift biz değiliz sakın ha!!!
Evlilik, her an kopmak üzere olan ipin ortasına sıkıca bir düğüm atmaktır.
Düğüm ele takılır,
kavga edilir,
söylenilir,
beğenilmez hiçbir şey,
yaranılamaz karşı tarafa bir türlü,
yaranılmaya çalışmaktan vazgeçince iş daha da bir sarpa sarar,
ip kopmadığı için de geçinilip gidilir.
Evlilik insanın kulağında hışırtı yapar,
su kaçmış gibi sanki,
duymazdan gelirsin...
Duymazdan gelirsin,
görmezden gelirsin,
fark etmezsin,
geçinip gidersin,
içinde bulunulan şartlar iyi ya da kötü olsun her zaman evliliği kötü yönde etkiler,
"Murphy Yasaları" hesabı sürer gider evlilik.
19 AĞUSTOS 2005 Cuma 15:39 Dişlerim ve dişetlerim...
Denizin ortasında ahşap bir ev var.
Evin sahipleri parti düzenlemişler, herkes kayıklarla eve varmaya çalışıyor.
Bir ben Külkedisi hesabı kıyıdan onları izliyorum, gidemiyorum, ellerim yüzümde...
Sonra bir evdeyim kimin evi olduğunu bilmediğim bir yerdeyim.
Yüzümün ağrısı ile uyanıyorum; ağrıya basınç eşlik ediyor galiba kafam patlayacak derken
olayın dişlerimle alakalı olduğunu anlıyorum.
Ağızımdaki tüm dişler şişmiş, daha doğrusu dişetim şişmiş ve dişlerim patlamak için
çırpınıyor; gayet "korku filmi" tadında bir sahne, gözlerim iki kat olmuş;
dişetlerime damağımın şişliği eşlik ediyor.
Şişik vaziyette suratım ve "tam tam"lar eşliğinde ki bu sahne "pattttt!" sesi ile
son buluyor.Sol alt yirmiyaş dişim patladı. Hepsi değil sadece yirmi yaş...
Uyanıyorum.
Yüzüm, dişlerim, dişetlerim yerinde olduğu için gayet mutluyum;
ama eve boyacı ve fayanscı geleceği için mutsuz; zaten yağmur da yağıyor...
Getirdiğimiz boyacı işin 10 gün süreceğini söylüyor millet.
Ok!
Bu kadar ev haberi yeter de artar bile.
Bu konuda yazmayacağım çok ciddiyim.
19 AĞUSTOS 2005 Cuma 14:25 Korkuyorum; ama deneyeceğim...
Denemek istiyorum:
Cesurum, korkmadığım için değil, korktuğum halde denediğim için (nasıl klişe ama?)
Sakin görüntümün bir aldatmaca olduğu bariz ortada:
ayaklarım masanın altında sallanırken birbiri ile yarışıyor.
Aklımda hala annemin 3 gün önce çok ucuza aldım demek için kullandığı "ucuz para" tanımlaması var;
Ucuz Roman'dan (Pulp Fiction) sonra annem de kült olmaya aday bir senaryo çıkartır mı dersiniz?
İki gün önce dayak yemeyi de göze alarak "trafik kavgamı" çıkartmak üzere
bir takım havalarla el frenini çektim, arabadan indim.
Sol tarafta park edecek yer olmasına rağmen minibüsünü yolun tam ortasında
bırakıp ortadan kaybolan hıyar ağasını bulmaya koyuldum.
Nerede bu salak derken kuaförün çırağı ŞOK merketi işaret etti.
İçeri girdim "P bilmem ne bilmem ne'nin sahibi burada mı?" diye bağırdım,
bağırmadım höykürdüm, ellerim belimde...
Kasa sırasında bekleyen 3-5 kişi korkulu gözlerle bana baktı,
tekrar:
"P bilmem ne bilmem ne'nin sahibi burada mı?",
ses yok!
Azıcık utandım "suçlu" nun olmadığı ortam da gereksiz yere "stres" yaratmıştım.
Aracının başında kendisini beklemeye daha başlamamıştım ki ŞOK'dan çıkan bir
adam aracın yanına geldi.Beni görmezden gelip kapıyı açtı:
-Bunun sahibi sen misin?
-Eveeeet!?
-Demin bağırdım içeride neden benim, demedin?
-....
-Biz yapsak kadın işte dersiniz, yahu şunu yolun ortasında olduğu gibi bırakıp
içeride alışveriş yapmak nasıl bir ruh halidir, çekseydin ya kardeşim kenara...
-Ben... işte... yani... ne olacak ki?...
-Sen özürünü dile kapansın mevzu.
Olay bir kadından özür dileme aşamasına gelince oradan bir "Hero" atıldı,
bana bakarak "Uzatmayın kardeşim hadi arkada araba birikti" dedi.
-Uzatmıyorum kardeşim ortada bir terbiyesizlik var özür dilemesi lazım.
Şöfor bir bana bir adama bakıyor olayın kendinden uzaklaşmasından memnun.
Şimdi sanmayın özür dilendi iş bitti...
Kimse özür dilemedi, adam araca bindi, ben de,
gittik...
Kendimden kopmuş olmamın olaya etkisini düşünmedim değil.
Hak ettiğim "özürü" ya da "kusura bakmayın"ını alamamış biri olarak
tek tesellim "deli deliyi görünce çomağını saklarmış" oldu.
...
Galiba ev tadilatından bu sefer bahsetmemeyi becerdim,
korktuğum gibi olmadı!...
15 AĞUSTOS 2005 PAZARTESİ 12:09
Kimsenin evine ellemeyeceksin hele bir yengecin evinden koşar adım uzaklaşacaksın.
Çöpünü kapının önüne koymadan önce bile ayrılık seromonisi düzenleyen birinin evinde hızar çalıştırmaycaksın,
parkelerine İstiklal Caddesi muamelesi yapmayacaksın,
psikolojisini bozmayacaksın, bozulmuşsa kendine bulaştırmaycaksın.
Herkesin evi kalesi, yengecin canı ciğeri.
Cumartesi akşamı (artık neredeyse pazar sayılabilecek bir saatte 02:00 suları)
National Geographic'de bir kadının hamilelikten doğuma kadar geçirdiği sürecin belgeselini izledim.
Ben bir kadını doğururken gördüm!
Doğurdu!
Bakın tam olarak idrak edememiş olabilirsiniz: bir çocuk bedenini çıkması gereken yerden çıkarken gördüm.
Baştan sona kadar, göbek bağı kesildi falan filan.
Olay biraz uykumun gelmiş olması birazda "Yok artık daha ne kadar detay gösterebilirler ki?.."
psikolojisi ile gelişti.Görebileceğim her şeyi gördüm.
Artık 9 aylık hamile bir anne karnının daha sonra nasıl eski haline geldiğine şaşırmayacağım.
Vücüdumuzda, genişleme açısından, şaşkınlığı hak edecek ondan daha önemli yerlerimiz var,
o kadar söylüyorum yani.
Yalnız "anne" olayına kadın olarak bir kez daha hayran kaldım, taptım, önünde saygı ile eğildim.
Eşi normal doğum yapacak olan her erkeğin bu olaya tanık olmasını salık veririm.
Karısına olan hisleri bir kademe daha yükselip hayranlıkla-korku, sonsuz bir saygı ile kıskançlık arasında gidip gelecektir.
O erkek bir daha asla eskisi gibi hissetmeyecektir. Bu durumdan kadın karlı çıkacaktır.
Anneler kızdığında der ya "Seni çığıra çığıra doğurdum ben..." o zaman diyorum ki
bu insanlara karşı İki kelime az konuşalım.
14 AĞUSTOS 2005 Pazar 14:21
"Kadir kıymet bilmek" yeni evli bir çift olan Kadir ile Kıymet'i tanımaktan ibaret değildir...
Birinci fotoğrafta görülen ben, bir elimi havaya kaldırmış, "s.çarım böyle işin içine" diyorum.
Pek anlaşılmıyor olabilir diye söyleyim dedim.
Demin son 2 günlük yazımı bir kez okudum da biraz cümlelerimin düşük olduğunu gördüm.
Birde üzerine küfür...
Ters yöne doğru kaçanlarınızı görür gibiyim.
Dikkat! Kız kırosu.
Bu fotoğraflar evimin halini anlatmaya yetmiyor; ancak size biraz fikir verebilir.
Dün eve gelmedim; daha doğrusu cuma akşamından beri annemdeyim, birazdan gene gideceğim.
Başlıktan da anlaşıldığı üzere kadir kıymet bilmez bir adamın ellerindeyim.
Perşeme akşamı ustalar çalışacak diye "evi salona taşırken" içinde bulunduğum ruh hali
"kız vır vırı" olarak adlandırıldı; "Kadınlar böyle işte..."
Şimdi bu evin içinde yaşamak zorunda olanlar için o zaman ne demek istediğim
daha net anlaşılıyor olmalı; ben annemde kalıyorum çünkü...
Ama cuma günü ustalar beton kırma makinesi ile eve gelip "ttaaaaaataaaaaataaaataaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa" diye
sabah 09:30'dan akşam 19:30'a kadar çalıştı.
-insert-
boruları kestikleri hızardan sarı sarı alevler çıkar ve söner ya
onlar atmosferde yok olmuyor millet,
simli bir toz hesabı tüm evi kaplıyor,
bilginize
-devam-
Akşam aşkımız bey paşa paşa eve gelip üzerini değişti yemek yemek için dışarı çıktık.
Aşkıma (!) Nispetiye Caddesi'ndeyken 100m ilerimizde bulunan Starbucks'dan kahve almak istediğimi söylediğimde
-söyleme, git al di mi?- bana (Mado için) "burada kahve yok mu?" diye sordu!!!
Kahve kousunda ne kadar hassas olduğumu, her kahveyi içmediğimi şubattan beri hepiniz biliyorsunuz değil mi?
Acaba "sözde" aşkım beni sizden daha uzun süredir tanıyor olabilir mi?!
Günlerdir kombi stresi yaşayan ve evi savaş alanına dönen; saatlerce sokakta gördüğünüz beton kırma makinesi sesi
eşliğinde evde yaşamaya çalışan bana, akşam işten geldikten sonra ancak kahve ısmarlamak için yanıp tutuşabilir,
nereden içeceğimin pazarlığını yapamaz!
Yukarıda da söylediğim gibi: "Kadir kıymet bilmek" yeni evli bir çift olan Kadir ile Kıymet'i tanımaktan ibaret değildir!
Anlayana...
12 AĞUSTOS 2005 Cuma 16:49 Her an gidebilirim sabaha dönebilirim...
Her an gidebilirim sabaha dönebilirim.
Evde yatacak yer kalmadı.Salonda iki tane kanepe evde 3 kişi,
eyvallah ben de annemin evine gitmeyi düşünüyorum zati.
Sabaha gelirim.
Aşağıdaki komşu teyze geldi, "Boruları oymayın da kesin" dedi.
Peki, dedim.
Sen siparişleri topla gel!
Diyemedim tabii, diyememenin herhangi bir ağırlığını yaşamadım,
peki demenin hafifliği ile meşgul oldum,
iyiydi.
Sinem'in "yardıma geleyim istersennnnn:)" (Sinem'i tanıyorsunuz dememe gerek yok herhalde)
teklifine yazdığım cevapta dediğim gibi:
"Ay sinem mahvoldum çok ciddiyim
sürekli sızlanmak istemiyorum ama
27 yaşında biri olarak ben en büyük sorumluluğu odasını toplamaktan kombi
döşemeye terfi ettim ya da düştüm diyelim, ölmek üzereyim
yeğen burada, annem burada, inan ev ayakta olunca yardım edilse bile
nankörleşip çirkef bir şey oluyor insan ya da genelleme yapmayayım:
sadece ben :)
öpüyorum
teklif etmen bile yeter"
12 AĞUSTOS 2005 Cuma 14:07
Etraf çok dağınık; ama takılmıyorum, vallahi...
yatağımı almışlar cama dayamışlar, 150 m2'lik evin 4/3,5 salona taşınmış, evin içi tozdan çamura dönemek üzere...
Boşver ya, ne takacağım, bir daha mı dünyaya gelicem?
Yooo, garantisi yok yani...
Dört gün bir hafta olsun gelsin herkesler kırsınlar toz etsinler,
bir nevi Mısır bir çeşit Irak olsun evimin içi; tebdili mekanda ferahlık vardır, çok ciddiyim.
Salon balkonuna koyduğum eşyaların çalınma ihtimali % kaç, 3. kattan?
Alsınlar mesela her şeyimi, bir ıncık cıncığıma ellemesinler, bir de kitaplara.
Bir kaçını poşete doldurup anneme okusun diye vermem ne büyük şans.
Aşkımla fotoğrafımızın durduğu büfenin üzerinde kahve makinem var hemen
ayağımın kenarında da aşkımın dumbelları, bu karmaşanın içinde çarpayım, ayak parmağımdan
ikisini üçünü kırayım bu curcunaya bir iş daha çıksın diye.
Diyorum ya canımın kıymeti yok, canım daha fazla sıkılmasın diye.
cobra___Merhaba siteni düzenli olarak takip ediyom acaba bugün ne yapmış diye bi
giriyorum. e-gardıropun için bi fikrim yok ama bence şu Deney Arşiv i acilen
güncellemelisin.Her gün bakıyorum ama hep aynı... bİ FİKRİM yok ama umarım sen
bişiler bulursun...
ben__haklısın, haklısın haklısın...
aslında aklımda bir tane var; ama bunu denemek için öncelikle çok sabırlı olmam lazım,
tahmin etmek zor olmasa gerek ki bu insan ilişkileri üzerine bir deney, eğer yerse yapacağım :)
ama önce şu ustalaraı yollayayım...
ablan___Bitandaa deney ya nolur. herseferinde bi ümit bakıyorum yeni deney varmı diye.
Biliyorum yoğunsun ama hadi ablanı kırma.
ben___evet abla sende haklısın ve ben de istiyorum
almadovar__kanat manat noldu sana bakim (10 AĞUSTOS 2005 Çarşamba(Perşembe) 00:40 yazım için diyor),
askin fena bisi mi dedi? yoldurmasin valla kanatlarini..
bi tanesin sen valla,hazerfan ahmet celebisin hatta.
bozma sen moralini...operim cook...
ben___dün akşam bir kriz yaşandı, sonra geçti detayını buraya bile yazamıyorum,
o kadar yani...
asude k._Bence bööle ii Duygu yani arada güncellersen daha ii olur tabi ama. Boşver
vaktin olunca :)... (devamında aramızda daha önce geçen konuyla ilgili yeni bir bilgi veriyor sağolsun)
ben_ öpüyorum asudecim çok saol,
artık beş kuruş daha kıyafet için para harcayamam; ama adres not edildi:)
11 AĞUSTOS 2005 Peşembe 21:20 Yakışır Bana...
Küfür etmek bana yakışıyor inanmazsınız:
ananı, avradanı, soyunu, sopunu... feliçita!
Küçükken öyle demez miydik?
Sebze yemek bana yakışıyor inanmazsınız
bir de üşenmesem:
onları güzel güzel dilimlerim, üzerlerine ezilmiş sarımsakla tatlandırılmış, ki azıcık tuz ve karabiber,
zeytin yağı sürerim fırça ile yağlı kağıt üzerinde fırına veririm yanına da yoğurt
üstüne de limonlu light icetea
ama uzun iş...
Tarihi geçmiş yemek yemek bana yakışıyor inanmazsınız,
sabah uyandığımda zehirlenmediğimi anlamak ne güzel duygu...
At şu Meziz Patlıcan Salatasını kurtul di mi yok!
Bazen de son kullanım tarihine iki gün kalan yiyecekleri direkt çöpe atarım
yok bunun bir ölçüsü...
_____________
İki sene sonra ilk kez karşı komşuyu gördüm.
Poşetleri asansörden çıkartıyordum.
Kapı açıldı çöpü kapısının önüne koydu.
Ben, benden beklenmeyecek bir sosyallikle "siz kombiyi yaptırdınız mı?" diye soruverdim.
Biliyorsunuz kafamın içindeki tek olay bu son günlerde
Yaptırmamış; ama yakın bir zaman da yaptıracakmış.
Sonra:
-Siz nerede oturuyorsunzu?
-(Katta 4 daire var)Karşıda...
-A-a? Ben sizi hiç görmedim!
-İki yıl oldu
-Benimde !!!
-Ben... işte.. öyle asosyal yaşıyorum (kocaman bir gülümseme suratımda)
-Benim de bebeğim var, ikibuçuk aylık; kombi içinde bize "yapılırken evin içinde yaşanmaz" dediler, belki bebeğim olduğu içindir
hani zor olur bebekle diye
-Belki ben de anneme giderim
-A tabii öyle bir şansınız varsa ne güzel...
-(İt yiyesi vicdan) Siz, sizde kombi yapılacağı zaman bana gelebilirisiniz ne zaman ihtiyacınız olursa!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
-STOP-
Şimdi ben böyle bir yakınlık isteyecek olsam bunu 2 yıl içinde bir zaman sağlardım değil mi?
Ben bu kadının ne zaman ihtiyacı olursa bana gelmesi gibi istekle yanıp tutuşmuyorum.
Komşuluk öldü mü?
Komşu komşunun külüne mi muhtaç?
Komşu alma ev al mı?
Kötü komşu mal sahibi yapabilir mi?(ev sahibine inat!)
Yok, ben 2 yıl boyunca hiç mi apartmanda biri ile görüşmüyor olmanın dezavantajını yaşamadım?
Yaşadım! Hele karlı, yağmurlu zamanlarda; hava muhalefeti olmadığı halde akşamın bir saati
1 adet yumurtaya ihtiyacım olduğu zamanlarda...süründüm ben yaaaa!
Aşure ayında aşağıdaki yaşlı teyze aşure getirdiğinde of şimdi birde bunun geri götürmesi var dedim içimden.
Tuttum çikolatalı puding yaptım.Teyze çalışıyor muyum çalışmıyor muyum ölçmek için
"Ay kızım niye zahmet ettin sen çalışan kızsındır şimdi uğraşmasaydın"
Ben de "Yok teyze şimdilik çalışmıyorum" dedim.
Sus di mi?
Yok!
Tak dedi yapıştırdı lafı "Bana çaya gel o zaman, görüşelim"
Diyemedim ki ben annemle takılıyorum...,
gülümsedim.
Toparlamalıyım bu komşuluk olayı çok dağıldı.
Sonuçta ablamında bebeği olduğu için ne kadar zor olduğunu bildiğimden otomatik olarak
çıktı ağızımdan ya hafta sekiz gün dokuz kapıma dayanırsa?
Ama bebeği de var, bilmiyorum yani sosyal ilişkiler çok kolay bir şey değil.
11 AĞUSTOS 2005 Peşembe 10:50 Kombi Mombi
Bu aralar bana elleşmeyin; çünkü yarından itibaren evin içine adamlar dolacak, iş yapacaklar.
Yerleri kırıp, bir kısım parkleri söküp, duvarları delip boru döşeyecekler.
Evin delhizlerine açılan o uzun kolidor boydan boya kırılacak söylendiğine göre
"ince bir şerit halinde"...
Döşedikten sonra her yer ortada bizi 2 gün bekletecekler.
Borulara su basacaklar, sızdırma olup olmadığını kontrol edeceğiz iki gün boyunca.
Min 4 gün ev ayakta olacak ve evin içinde mümkün olduğunca gürültü...
Bunu apartmanda herkes yaptıracak; eylüle kadar...
Ancak neredeyse ağustos'un ortasına gelmemize rağmen tüm yaz boyunca iki daireden gürültü işittim.
Diğerleri ya yaptırmıyor ya da ses bana ulaşmıyor.
Bu duruma takıldım; çünkü "kombiye geçişe herkes yetişemedi" deyip bizi soğukta bırakmalarından korkuyorum
ya da "caydık!" demelerinden...
Yönetici ise sezon tatilinde: 3 ay kadar.
Kombi ne kadar akıllıca?
Merkezi sistemin zafiyetinin çözülmesi adına her daire kombi için yapacağı masrafın yarısını
merkezi sistemin geliştilmesi için yapsa daha efektif olmaz mı?
Bir de evin içine edildiği kısmı var ki beni asıl geren konu bu!
Sonra sokak kapısı ve problemli olan camlarındaki pimapen değişecek, balkon kombi için kapanacak...
Bunların hepsi işte bu bir hafta içinde olacak.
Aşkımın yeğeni geliyor bugün bu işlerde evde bana, bize eşlik etmeye;aşkım haftasonu da çalışabilir.
Bugün kombi almak için buluşacağız.Oradan ablamla kararlaştırdığımız hediyeyi almak için Metrocity'e geçeceğim.
Cumartesi babamın doğum günü :)
Sonuç olarak kombinin mucidi Villiant hakkında hiç iyi şeyler düşünmüyorum!...
Bu ustalar benim tuvaletimi kullanacak!
10 AĞUSTOS 2005 Perşembe 00:40 Sen Ben ve Başka Kişiler
Tek başına olma hakkını ne zaman yitirdin?
Sadece kendine karşı sorumlu olma hakkını?
Hep ortak sorumluluk ve paylaşmak üzerine geçmedi mi hayatımız, bu dikte ettirilmedi mi?
Peki sen direndin mi?
Hayır...
Kabul ettin sadece, usulca...
Biri senin için düşünsün istedin, biri seni korusun istedin, biri seni uçursun...
Kendi kanatlarını yoldun, canın acıdı; ama güzel görünmek için onlarla bir elbise hazırladın.
Peki sonra ne oldu?
İşte orada karıştı ortalık.
O, arkana dolandı, elbisenin omuzlarından tuttu, çıkardı ve üzerindeki tüylerden kendine bir
kanat yapmanı tavsiye etti.
Belli ki senin de asıl istediğin buydu, vakit kaybetmeden kanatlarını tekrardan yapmaya koyuldun.
Mutluydun.
İşin bittiğinde bir dağın yamacından kendini rüzgarın kollarına bıraktın.
Kısa bir süre sonra rüzgarın sesine bir de ıslık eşkil etti,seni çağırıyordu.
Yanına vardığında seni süzmeye başladı, kanatlarını...
Ardından şöyle dedi: "Uçmak için benden izin aldın mı?..."
8 AĞUSTOS 2005 Pazartesi 12:31
Haftanın ilk günü 1'i olunca hesap yapması ne kolay oluyor di'mi?
Düzden sayıyorsun işte 1,2,3...
Ablamın doğum günü 31 Temmuz'du ve bizdeydik.
Ev sahibi olunca keyfime göre fotoğraf çekme konusunda zayıf kaldım.
Annem, ablamın doğum günü için hazırladığı pastayı getirmeyi unutunca ben de evdekilerle ekler pasta yaptım.
Ablama barbie toka aldım :)
Aşkımın kardeşi de o gece bizdeydi; lazanyam harikaydı.
Güzel bir geceydi, iyiki doğdun abla!
7 AĞUSTOS 2005 Pazar 22:50 Tanrının İnsanlardan Vazgeçmediğinin Ölçüsü Yeni Doğan Bebek Değil...
Tam nasıl bağlayacağımı bilemedim ve üzerinde uğraşamayacak kadar lanet bir günümdeyim (dönemimde mi desem acaba...?).
Ancak şunu söyleyebilirim ki, düz ve çotadanak,
"Ağızımdan çıkacak ilk pozitif cümle tanrının insanlardan vazgeçmediğine işaret edecek!"
Hayata karşı bu kadar kötümser olmak bazen beni yoruyor.
Bir de manik-depresif bir durum var ki, özellikle son iki gündür dibine vurmuş durumdayım.
Aşkıma (yakınımda onu bulduğum için) yarım saat içinde 2 kez iyi 3 kez kötü davranmayı başarabiliyorum.
Davranış bozukluğunun, tutarsızlığın gelebileceği en son noktadayım.
Aşkım artık iyi davrandığım da bana güvenmiyor; her an sağ elimle çenemin altından derimi
tutup, başımın üzerine doğru, maskemi çıkartabilirim.
-Aşkım ne yersin şimdi?
-Patates
-(pataes gelir)Bu en şimdi bu gazeteler yerlerde hı?Ben bu ayaklı tepsiyi nereye koyayım şimdi?
Sen zaten aldığını yerine koymazsın, bir de hiçbir şeyini aramazsın, arama arama hep bana sor emi! Tembel!
...
-Şimdi kombiyi döşeyecek adama şunu ve şunu sormadım, yarın arayım da sorayım
-Sorma sen hiçbir şey sorma!Sen NBA TV izle, hazırlık maçlarının gün ve saatlerini takip et;
ama evi 4 gün boyunca Irak'a çevirecek kombiciye sorman gerekeni sorma tamam mı?
-(beş dakika sonra)Aşkım 4 Ağustos ilk buluştuğumuz gündü nasıl atladık ya...
Canım ya iyiki buluşmuşuz di mi?Canım yaaa... canım benimmmmm...
-(10 dakika sonra)Terli terli otur koltuğa tamam mı? Bak silmem, temizlemem yani...
Neden tişörtünü değiştirmiyorsun ki?... Değiştir, üşenme, onları tek tek ütüleyen benim
sen niye iktisat yapıyorsun?...
Böyle giderse beni kapının önüne koyacak; aklımı başıma toplamam lazım...
7 AĞUSTOS 2005 Pazar 16:04 Kahve makinemle barıştım...
Kahve manyakları bilirler ki bir zaman sonra dil körlüğü yaşarsınız.
Dibinizin düştüğü kahveyi gene dibinizin düştüğü kekle de yeseniz beğenmezsiniz;
ağızınızın içi çamur gibi olur "Ben bu kahve için mi ölüyordum" diye geçirirsiniz içinizden,
bir değişiklik gerekir.
Ben genelde 1 dolu tatlı kaşığı+ yarım tatlı kaşığı kahveye 1 kahve fincanı süt ve mümkün olduğunca sıcak
su ile şekersiz içerim. Tatlı için ölürüm; ancak bitki çayı da dahil hiç bir sıcak içeceği şekerli içemem
1999'dan beri...
Yapay tatlandırıcılı sıcak içecek alışkanlığım 1999 yılında Amerika'da yaşayan ablamla eniştemin yanına gitmem ile başladı.
JFK havaalanından eve vardığımız da benim için hazırladığı ilk kahveye şeker koymaması milat oluşturdu diyebilirim.
10 saatlik uçuş -ki check-in leri saymıyorum- sonrası ne versen eyvallah diyecek pozisyondaydım.
Daha sonra şekersiz kahvenin hiç de fena olmadığını fark ettim, öyle de devam etti.
6 AĞUSTOS 2005 Cumartesi 11:33 NBA'in kötü Türk versiyonu için...
Dünkü maçta Hidayet (sadece dün değil daima) çok artisti;
oyundan çıkarken kendisine verilen havluyu yere atmalar, hakem üzerinde baskı yaratmalar (gene havalar 1500 şekilde),
içine giydiği siyah taytı göstermek için sekiz olmalar...
NBA'in kötü bir Türk versiyonuydu; Mehmet Okur "çak" yapıyor çakmıyor falan...
Ama Mehmet buna hiç alınmadan, onu dışlamadan takılmaya devam etti.
Demet Şener yoktu (ya da ben göremedim), Mehmet Okur'un eşi bir sürü kız arkadaşı,
kayınvalidesi mi annesi mi olduğunu anlayamadığım bir kadınla geldi.
Genelde maçı seyretmekten çok kocaman kocaman mimikler ile sohbet edip durdu.
Maça gelen diğer kızları -takımdaki oğlanların kız arkadaşları
ya da nişanlıları da olabilir- sanırım çıkışta Sortie'ye gideceklerdi,
çok kokoş giyinmişlerdi çünkü (boyundan bağlamalı arkası açık bluzlar falan).
5 AĞUSTOS 2005 Cuma 16:05 Anladım diyorsam anlamamışımdır...
"Anladım" diyorsam anlamamışımdır ya da işime gelmemiştir.
Anladım demediysem her şeyi kastetmiş olabilirim, istisna her zaman var tabii.
Peki iletişim bu kadar karman çorman olmak zorunda mı?
Bundan 5 sene sonra (yaşımı hesaplamayı bırakın)
"anladım" dediğimde sadece anladığımı kastetme ihtimalim % kaçtı (yüzdelere takıldım bu aralar)
Her milletin kendine özgü bir iletişim şekli varken; her insanın da olması lükse mi kaçar?...
Yanlış gözlemlemediysem yabancılar için;
gözler kocaman açılmış, kaşlar yukarıda, dil-diş-damak üçgeninde gelişen bir "cık!" ın hiç anlamı yok,
daha doğrusu kullanmıyorlar.Oysa biz Türkler "cık!" sız şuradan şuraya adımımızı atmayız!
5 AĞUSTOS 2005 Cuma 12:34 Benden Bir Hülya Uğur Olur Mu?
2003 Eylül'de New York'un aşırı sıcak ve nemli bir gününde Boston'a geçiyorduk, otobüsle.
Üç üçbuçuk saatlik bir mesafede Boston'a vardığımızda hava iyice nemlendi,
iyice ısındı ve ben o gün ışınlanma teknolojisi için bir denek aranıyor olsa
bir saniye bile tereddüt etmeden gönüllü olabilirdim.
Yeterki oradan, daha doğrusu o hava koşullarından uzaklaşayım.
Artık ışınladıkları yerde beni doğru birleştirebilirler miydi bilmem;
ama umrumda da değildi.
Otogarda inip, Boston'un İETT otobüsüne bindiğimizde öyle bir yağmur başladı ki;
şoför bizi otelimize yakın bir yerde indirmek için tüm iyi niyetini kullandı.
Bu gayreti bizi otele 300m yaklaştırabildi.
Yeni aldığım spor ayakkabılarım cılk su olmuştu; bir saçak altında beklemeye başlamıştık.
Neredeyse yarım saat kadar...
Otobüsten indiğimiz yer ile saçak altı toplam 15 adım olmasına rağmen ıslanmadık bir yerimiz kalmamıştı.
Bugün düşünüyorum da o kadar ıslanmışsın bir 300 m daha ıslansan değişen hiçbir şey olmayacak;
neden inatla yarım saat dikildin durdun saçak altında?
Galiba kafam gibi kafam gibi yağan damlalar gözümüzü korkutmuştu;
ayrıca görüş mesafesi de yeterli değildi, bir yağmurun yaptıklarına bak!
İşte son 2-3 günlük aşırı sıcaklar bana böyle bir yağmurlu Boston gününü hatırlattı.
Bir yağmur yağarsa rahatlayabiliriz, hep beraber...
p.s. biraz daha havalar hakkında yazamaya devam edersem
ekranlara ikici bir Hülya Uğur vakası olarak düşmem işten bile değil.
4 AĞUSTOS 2005 Perşembe 19:47 Ya ben bi tuhaf oldum...
Dün gece yarısı sıcaktan buharlaşamk üzere iken aklımdan geçenleri üşenmedim
başucumdaki küçük deftere not aldım:
Şimdi başına bir kurşun sıksam kimse duymaz değil mi?
Nasıl olsa burası cehennem ve nasıl olsa herkes alevlerle ilgileniyor...
Yakalanma ihtimalim %0; çünkü birazdan buhar olup uçacağım,
uçan bir kuşun serinleme ihtimali nedir?
Sıcak bir havada yürüyen bir insanın serinleme ihtimali neyse o kadar olabilir mi?
Etim bana ağır ve yabancı şimdi.
Burası İstanbul: dünyanın cehennemi!
2 AĞUSTOS 2005 Salı 11:41
Dün annemlerde eski odamda, eski yatağımın üzerinde, anılara daldım gittim.
O yatakta, o televizyonun karşında boş boş oturup;
nelere üzülüp, nelere sevindiğim, neler için endişelendiğim aklıma geldi de...
Şimdi anılarımın çoğu çift kişilik; tıpkı evimde ki yatağım gibi.
1 AĞUSTOS 2005 Pazartesi 17:50 FHM???
Bugün annemle boyacının başını beklerken televizyona bolca "bakma" şansım oldu.
Reklam kuşağında sık sık karşımıza çıkan bir tane dergi reklamı verdı ki o da FHM'di;
erkek Cosmopolitan'ı yani.
Tanıtımı okuyan bayan sesi "Partiden kız götürmenin püf noktaları" dediğinde gösterildiği saat dilimi açısından
derginin hedef kitlesi olan erkeklerin neredeyse %70'i işteydi(kafama göre % vermekte üstüme yoktur) .
Acaba kadınlara:
Dergiyi alın, taktikleri okuyun ve erkeklerimize bizim istediğimiz şekilde tavlanın mı deniyordu?
Olay bu kadar edepsiz bir boyut almış olabilir miydi?
Kadın pedi reklam cıngılı eşliğinde barlarda dans eden erkeklerden sonra,
sıra erkek dergisi takip eden " avcı kadınlar"a mı gelmişti?
Belki geç bile kalınmıştı...
1 AĞUSTOS 2005 Pazartesi 00:04 Ayın Biri
Ayın birini sevmem, hemen geçmesi için elimden ne gelirse yaparım.
Elimden tek gelen de ayın birinin ayın biri olduğunu düşünmemek,
ayın birine ayın 11'i, 21'i veya 31'i muamelesi yapmak.
Zaman ile aram hiç iyi değil.
Saatleri, günleri, haftaları, ayları hatta hatta yılları hiç mi hiç sevmem.
Ne alaka bilmem ama saati sağ koluma takarım, yüzyıllardır...
Bir çeşit seni sallamıyorum, sol kol kuralına uymuyorum muamelesi yani.
Aşkımla yan yana yürüken saatlerimizin camları ara sıra birbirine çarpar, çizilme tehlikesi atlatırız.
"Zaman"a karşı karizmam çizilmesin yeter, saat çizilebilir.
Haftanın bittiği pazar gününü sevmem; yeni haftanın başaldığı pazartesini de
ayın 30'u 31'i veya şubata özel 28'i ni sevmem;aynı, ayın birinde olduğu gibi.
Ocaktan haz etmem, yılbaşı belalı "özel günlerimden" biridir mesela...
Bu arada her "ayın biri" yazdığımda içimden "ayın biri klisesi" diye tekrarlıyorum.
Ayşe Arman yazmıştı köşesinde, her ayın birinde İMÇ çarşısının orada bulunan bu klise ana baba günü olurmuş.
Ben, bir şeyler dilemek için zaman ve mekan olarak yatağıımı tercih ediyorum...
Dün akşam saat 04:00 gibi yattım, 06:00 gibi uyudum ve 09:30'da kalktım;
havuzdan gelince küveti ovdum, fayansları sildim, yemek hazırladım, ligt brownie yaptım
(tarifi sonra sizle paylaşacağım, bir ipucu: tadlandırmak için PİKO kullandım), şimdi çok yorgunum.
Diğer tarftan da aramın hiç iyi olmadığı sıcaklar; belki de sıcak kaynaklı bir iç sıkıntısı...
Boş bir sayfa ve önümüzde kısmet olursa 31 koca gün.
Başlıyoruz!
|