resmi twitter sayfam bazen de instagram

küçük ve günlük hassasiyetler
 

+menu-

header image

kasa sırasında olduğunu düşün

kolunla gövden arasına alışverişinin bir kısmını sıkıştırmışsın, çantadan cüzdanını çıkarmaya çalışıyorsun o sırada kasiyerleri kolluyorsun ne aşamadayız diye ve önündeki kadın dönüp dönüp sana bakıyor, yumuşak vücut çalımlarıyla ama. üzerine alınmasan da olur. lanet sıra ilerlemiyor işte ve kendi kendine kasa sırasına tahammül edemeyeceksen istanbul’da alışverişe çıkmayacaksın diyorsun. internet üzerinden ne güne duruyor. bu sırada kadının gözleri her yerinde. sen de bir çantanın içine, bir en yakınındaki kasiyere, bir de yere bakıyorsun. bana bakıyor olamaz canım ne alaka. kasa sırası, çevrede kasa sırasına girmiş kişilerin işlerini bitirmelerini bekleyen yakınları sayesinde daha da basınçlı hale geliyor ve kadın omzunun üzerinden sana sana bakmaya devam ediyor. dayanamıyorsun. kafanı kaldırıp kadına bakıyorsun ve ve ve o. o işte. altı ay önce taşınan komşun, eski iş yerinden meraba meraba arkadaşın, kocanın arkadaşının sevimsiz karısı, kızının okulundan elit veli… benim durumumda kocasının emirgan’da lokantası olan eski komşumdu. seni tuttuğu göz hapsinin şeysini yaşamasın diye eskiden merdivenlerde karşılaştığınızda göstermediğin bir samimiyetle “aaa bilmem kim naber nasılsın?” diyorsun. sesin biraz yüksek mi çıktı ne? çünkü tamamladığını sandığın tüm challengelar biraz yarım. sana cevap vermeden evvel 3 adım ilerimizde duran iki arkadaşına bakıp gülümsüyor. sana dönüp ağzını açma lutfunda bulunuyor. gözlerini, bir sen vardın değil mi ya anlamında büyütüp “a! meraba canım nasılsın?” diyor.

bugün bir avm’de biri bana dehşetengiz bir sesle duygu! dedi. noluyoruz oldum önce. sonra tanımadığım bu kişiye korku ile baktım ve ardından tanıdım. saniyeler içinde yaşanıyor bu. nabeer napııyorsun nasılsıın hay allah bu ne şok falan kısmını geçince detay vermeden sohbet edemeyen biri olarak biraz da geçmişin hatrına ayaküstü baya bir anlattım. annemi babamı da tanıyor. öyle ki bunun üzerine üç kere daha buluşsak anlatacaklarım bundan ibaret. bıraktığımız noktanın üzerinden çok zaman geçmiş. araya giren o uzuuun zaman samimiyetin sınırlarını belirleyen temel malzemeyi oluşturuyor. benden bu kadar yani. ayrılıcaz “görüşürüz” diyoruz ama pek inandırıcı değil. ben de kafamda tartıyorum görüşürüz dedim ama devamında arkamı dönüp kaçar gibi yürümem lazım. görüşmeyeceğim yani.
o, telefonunu alayım dedi, seni çaldırırım. telefon tabi ya nasıl aklıma gelmedi! boşver nasıl dersin, şimdi konuştuk ya, diye. kendimi mute a alıp insanları onların yerine düşünmek beni erdemli biri yapar mı?
yaz veriyorum…
ben de seni çaldırdım dedi. peki.
ayrıldıktan sonra telefonu kullanmak için çıkardım çaldırmamış. şaşırdım mı?
hayır. o zaman da böyle kontrolcüydü. ne kadar sevimsiz bir davranış bu. datayı kontrol eden tarafı oynamak. sevimsiz, samimiyetsiz ve çirkin.
gördüğünüz gibi içimdeki kadının ufak bir kısmı hala 2005 yılında tanıdığınız duygu’nun aynısı.

web 2.0 da o kadar ortaya döküldüm ki anonim kalmak şimdi lükslerimden biri; babama teşekkür etmeliyim, eve gelince bu gibi durumlarda kullanırım diye eposta aldım: duyguyilmaz1453@outlook.com
sıfır km
telefon numaramı sorana, ben eposta ile iletişimi tercih ediyorum derim.
küçük ve günlük hassasiyetler.
aynen tepemde yazdığı gibi.

This entry was posted in Genel and tagged , , . Bookmark the permalink.

 

Comments are closed.