resmi twitter sayfam bazen de instagram küçük ve günlük hassasiyetler

Author Archives: Duygu

sorusu olan?

bugün evden biri

arkeoloji müzesine gidelim, diyerek kalktı yataktan
tarihi gerçekten çok seviyor ve camekanın ardında duran dünyanın ilk yazılı antlaşmasından
(İ.Ö.1269 kadeş ant) gözlerini alamadı görüyorsunuz

tarihi eser konusunda o kadar bereketli topraklar üzerindeyiz ki wc’ye giden kolidoru da paylaşmak istedim

arkeologlar için en derine gömülü olan en değerlidir sizin derinlerinizde ne gömülü
lütfen aşağı yorum olaraajdiFİDJOS hayır hayır kanlı geçen velayet sürecinde her postunda çatışma gizli bir influencer anne gibi etkileşim kasmicam size latife yapıyorum sadece

#tbt

kendimin değil de bir arkadaşımın başına gelenleri paylaştığım bbh.kom’a hoş geldinz. nasılsınız?

beğenmez bir edayla bu foto şimdi neyin #tbt si diye sorabilirsiniz, bulunduğum ortamın da pek bi cazibesi yok.
geçen hafta cumartesi akşamı annemlerin evinden bugün bu fotoyla direkt 2005’e ışınladım sizi.
minolta dimagex21 ile çektim muhtemelen.

aramızda 2005 yılında ilkokula başlayanlarınız, bezi bırakanlarınız olduğu gibi bu fotoğrafımı “hatırlar gibiyim ya” diyen de olacaktır. web 2.0 ‘ın ilk selfielerinden ama adı o zaman selfie değil. adı “kızım ne şekil şukul foto çekip duruyorsun?” gelen geçen ziyaretçi böyle epostalar atıyor bana (duygu @ bubenimhayatim.com)

keyfim gıcır çünkü beş altı hafta önce nisan’da gazetevatan’a röportaj vermişim. o zaman gazetenin henüz internet sitesi açılmamış gidip bayiden satın alman falan lazım. adım soyadım devamında melanie griffith, moby, gwen stefani ve rosie o’donnell ile birlikte anılıyor çünkü onların da “kendilerini teşhir ettiği” kişisel siteleri var. ünlüler ve buna ihtiyaç duyuyorlar medya bu işe şok şok şok.

röpün içine cömertçe serpiştirilen tanım bu: “kendini teşhir”. röp başlığı duygu’nun hayatı naklen bbh.kom’da. elimde gazete biz pek öyle konuşmamıştık ama neyse diyorum. çünkü sadece fotoğraf paylaşmıyor yazı yazıyorum.
2005 yılında bunu böyle görenleri ve veya yazanları 2018 yılında instagramda storylerde youtubeda naklen bbh.kom halleriyle takip ettiğim pratiği 13 yıl öncesinden getiriyorum.
geçen gün bir arkadaşımla çocukları türlü türlü şekillerde gezdirip kulaklarından sanat falan fışkırttıktan sonra dönüşte arabada dedi ki onca şey yaptık benim halimi gördün bunları arkadaşlarınla akrabalarla falan paylaşacağın bir hesabın olmadığına inanamıyorum.
insanlar nelere inanamıyorlar bu hayatta siz de öğrenin.

onur baştürk’ü hiç yakından gördünüz mü bilmem acayip yakışıklı bir adam. fotoğrafını çekmek ona büyük haksızlık. röportajı bitirdiğinde bir selfie çekmek istediğimi söylemiştim ama o zaman adı selfie değil, bir fotoğraf çekinebilir miyizdi. peki dedi. sonradan ne düşündüm bilmem ilk kez bugün paylaşıyorum.

sevdiğim bir laf var hâlâ dününüzden bahsediyorsanız bugününüzden pek memnun değilsinizdir diye. bunun böyle olmadığını biliyorsunuz. sizinle sadece iftardan sonra ağızlara layık bir #tbt paylaştım hepsi bu.
kaşlara gel yalnız neyse ki küsmedi.

anneanneler gününüzü

kutlarız

anneler günü hediyenizi

henüz seçmediyseniz kızımın size bir önerisi olacak. karaoke mikrofon hep menzilimizdeydi alırız dedik geçtik. sonra kızım bunun ışıklısı olduğunu görünce daha da heyecanlanmış ve anneler günü hediyesi olabileceğini düşünmüş. beklemek istemedi verdi. çünkü eğlence bizim göbek adımız çünkü çift taraflı bant. bu arada ışıklısı ile ışıksızı arasında ciddi fark var, videoya çekip izlemesi daha eğlenceli. ilkokulda okurken zeki müren şarkıları söylerdim, evdekiler de 8 yaşında falan bir çocuğun emel sayın mimikleri yaparak bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç şarkısını söylemesini şaşkınlıkla izlerdi. yıllar yıllar sonra geçen hafta annemle babama mini bir konser verdim. ah bu şarkıların gözü kör olsunu okuyunca babam tarzımda gram oynamadığını görüp daha neşeli bir şarkı önerdi bana, kız sen istanbul’un neresindensin gibi.
şişli.
kızım baktı ki mikrofona yapıştım bırakmıyorum içeri gidip eski legolarından ikinci bir anneler günü hediyesi hazırlamış, çatal kaşıklık. şaşırdım, bravo. biz kızımla “küçük bir ay birimiyiz”. birimiz bir şeyi öğrendiği anda diğeri de aynı şeyi bilir. ay birimi bu demektir.

benim gibi bir anneniz varsa bu hediyeye bayılacaktır pijamayla falan harika oluyor.

bugün de kıyma olmaktan kurtuldu

sizi kendime

nadiren maruz bıraktığımı fark ettim, halbuki sosyal medya böyle bir şey mi? hoş sadece iyilik peşinde koşan insanlar da twitter’da bir köy okulunun ihtiyaç listesi altında kavga edebiliyorlar. neyse taş yerinde ağırdır. evet bakın şimdi bu fotoğrafa. beni sizden daha sık görüp hep aynı soruyu soran bir grup insana “yorgun, uykusuz ve üzgün değilim benim tipim bu!” diye haykırmak istiyorum, yakındır. mesela bugün keyfim gayet yerinde ne güzel kış geri geldi.

kış günü

metro vagonunun içinde sıkışmış şekilde ayakta dururken soğuktan sıcağa girdiğimden kısa süre sonra burnum akar. kendi dirseğini yalaman imkansızdır tezini çürütmeye niyetli çevik bir hareketle kağıt mendil bulmak için elimi sırt çantamın ön gözüne daldırırım.
o ne? minik yumuşak bir ayı, sarı bir jelibon, limonlu. üzerine siyah küçük şeyler yapışmış olur. siyah benekler, muhteviyatı hakkında kesin bilgi elimizde yok, ama pis derken evrensel manada kastettiğimiz şey bu beneklerdir. sıkışık vagonda limonlu jelibonu üfleyip lüp diye ağzıma atarım.
bu da anne olmanın dile getirilmeyen avantajlarından biridir.

geçen gün de kahvemi beklerken mavi çantamda kızımın bir iki tane kalemini buldum

size buton çizdim

bugün saat 10.46

itibarıyla yeni bir benim yerimde olsan ne yapardın duygu sorusuyla daha burun buruna geldim. arkadaşlarım için tam bir benim yerimde olsan ne yapardın influencerıyım. işin ilginç yan&ı cevabım nadiren değişir ama yine de benim sesimden duymadan kafalarında netleştirmek istemiyorlar.

çalışırken bir kız arkadaşım vardı, 2000’lerden bahsediyorum, güzel sanatlarda son sınıfı okuyordu. işe okulun son senesinde paraya ihtiyacı olduğu için müşteri hizmetlerinde akşam vardiyasını seçerek girmişti. okulu bitirdikten sonra bir moda dergisinde çalışmak istiyordu mezun oldu işten ayrıldı. bir kaç ay ses çıkmadı bundan. bir cuma akşamüstü aradı beni, aramız fena değildi de ben uzak ilişkileri yürütmekte biraz zayıfımdır, iş çıkışı buluşalım mı diye sordu.

oturduk masaya, iki birayla bir kaç tabak bir şey söyledik sosis tava, patates kızartması, sigara böreği, tavuk kanat falan. bir moda dergisine iş başvurusu yapmıştı, şimdi de hala yayımlanan akşam gidip migros’tan satın filan alabileceğiniz o derginin genel yayın yönetmenine kırk dereden su getirmiş. son düzlükteler bir kişilik o işe girdi girecek. içinde tutamamış tabii, arkadaşlarına değil de dayanamamış kuzenine anlatmış. işte 40 tane e.posta gönderdim, dosyalar hazırladım, kapısını aşındırdım, oldu olacak diye. bir kaç hafta sonra o işe kuzeni girmiş, teyzesinin kızı yani. bu sefer o gelmiş buna sevinç içinde anlatmış biliyor musun o moda dergisinde ben işe girdim diye.yani 40 tane e posta gönderdim dil döktüm beni işe aldı demiş. hatırlı tanıdıkları, bir kaç ay önce aynı dergiye röportaj veren babasının modacı akrabası falan. şimdi dürüst olun kim bu onun hakkı değildi diyebilir.
“bildim bileli böyle bir insandı da ne bileyim bu beklemediğim yerden geldi” dedi ve insanlık tarihi kadar eski o soruyu gözlerini onu dinlerken sapından kavradığım bira bardağının dibi kadar açıp bir nefeste sordu
benim yerimde olsan ne yapardın?
böyle zamanlarda hep aynı hatayı yapıyoruz, bu soruyu yanlış soruyoruz.
sen benim yerimde olsan ne yapardın değil, bunu ona sen yapsan o sana neler yapardı?
sorunun doğru şekli bu.
şimdi ne zaman bu soruyu karşımdakine sormam gerekse duyduğunda gözleri uzakta bir noktaya dalar, telefondaysak sessizlik olur, hiç şaşmaz. sanırım gözlerinin önünde ne türden facianın yaşanabileceğine dair kısa bir film canlanıyor sanatsal hem de.
ben her zaman bir “naber napıyosun” luk yüzün kalması taraftarı oldum.
çünkü hayat netflix dizileri gibi olayların son derece yüksek oranda sıkıştırılmış halinde akmaz. gerçek hayatta olaylar doğa ananın hızında akar. olaylar gerçek sürelerinde yaşanır. yalan dolan, kalp kırıklıkları, ihanetler bir çırpıda unutulmaz. e hadi artık dediğinde de hayat her haksızlığa uğrayana dönüp al şimdi bu da sana ödülüm demez, seni sık kullanılanlara ekledim daha ne istiyorsun der. tabii o zaman yaş 21 bilemedin 22, yağmasam da gürledim vay şerefsize bak falan dedim
özetle tatlı patatesten çikolatalı kek

Originele Viagra kopen Kamagra Oral Jelly kopen Viagra voor vrouwen Na hoelang werkt Viagra Dieetpillen Viagra kopen bij de kruidvat Generieke Viagra kopen Viagra ervaringen Viagra bestellen Viagra kopen in winkel Erectiestoornis behandelen met Viagra Viagra kopen bij de Etos Generieke Levitra kopen Viagra Soft Tabs kopen Viagra prijs Sildenafil kopen Viagra kopen in Nederland Kamagra Bruistabletten kopen Originele Levitra kopen