resmi twitter sayfam bazen de instagram küçük ve günlük hassasiyetler

Author Archives: Duygu

kızım M sayısına göre

hemen her şeyin satıldığı marketlerden birine en son girdiğimizde elinde çift taraflı bant heyecanla yanıma geldi ve bunun mutlaka işimize yarayacağını söyledi.
tamamen birbiri için yaratılmış bir anne kızdan bahsediyorum.

büyürken bana nasıl davranılmasını istiyorsam (bazı çocuklar vardır ne kadar sevseniz sarsanız yetmez büyümesi aceleye gelsin istemez) ona da öyle davranıyorum.
kızım böyle olmasaydı bile gayet iyi büyüyeceğini gözüme sokacağı hiçbir bulunmaz hint kumaşı fırsatı atlamadan ona sunduğum anneliğimi (telafi çabasıyla bir yandan kendime de hizmet eden bir yaklaşım bu) şükranla kabul ediyor.

biz bizeyken ne kadar dip dibe ağız ağıza yaşıyorsak kalabalık ortamlarda o kadar kolay azat ediyoruz birbirimizi.
sekteye uğramış bir günse ortamlarda yardımımıza ikili snapchat filtreciliği yetişiyor. şöyle bir bakıyorum da onu tanımasam ve bir kahve dükkanında sipariş kuyruğunda tam önümde telefonla konuşurken fark etsem kapattığında kesin arkadaş olmak isterdim.
o zaman dua ederim ki annesi tanımadığı insanların arkadaşlık tekliflerine mesafeli yaklaşması gerektiğini küçüklüğünden itibaren beynine iyice sokmuştur ve umarım bolca criminal dizi izlemiştir.

aramızdaki ilişkinin ihtiyaç hasıl olduğunda sıçradığı nokta “iki arkadaş gibi” değil. yumuşak bir geçiş gerektiğinde “ikiZ kız kardeşler gibi” oluyoruz (ihtiyaç varsa bunu da al ben sonra döner silerim). ne anne kızın gerilimi ne de iki arkadaşın beş dakkada değişir bütün işleri.

bir kez daha anladım ki bir şeylerden olumsuz etkilenecekse de bunları benim seçmem gerekiyor.
kötü örnek teşkil edecek diziler, kafa karıştıran filmler, insanlığın, aşkın, sevginin ağzını burnunu kıran 3. sayfa haberleri, 12 saat sonrasından şüphe duyacağı belgeseller, sırlar, illa söylenecekse seçici davranmak zorunda olduğu yalanlar, zıplayan bir topun aslında hiçbir şekilde yere değmediğini ispatlayan magazin fiziği, çift anlamlı sözler, okuduktan sonra sevdiği pek çok şeyi önceki haliyle göremeyeceği romanlar, illa yenecekse sağlıksız gıdalar; karikatürler, fotoğraflar, sanat eserleri, tersten dinlediğinde hain mesajlar veren şarkılar gibi sistemin araçlarını birlikte seçmemiz gerekiyor. tek tip adam yetiştirmeyi amaçlayan ezberci eğitim anlayışına yoldaşlık etsin diye ve yine de bizi duyduğumuzda hayrete düşürecek şeylerle gelebiliyor, dün akşam olduğu gibi (ama ya ben bunu ona bir yıl sonrası için planlamıştım) ve sormak zorundayım “bu güzel hediyemiz nereden kızım okuldan mı kulüpten mi?”
benim üstüste çok soru sorduğunda “bilgisayarla yapıyorlar kızım bilgisayarla” bezginliğime selam çakarak “yo ben kendiliğimden biliyorum” diyor ve evren kusursuz dengesine yeniden kavuşuyor.

seçmek gerek çünkü makine insanı 1400’de sıkıp bıraktığında içinden bir oyuncak ayıyı bile silaha çevirenler çıkıyor. bununla önce çevresindekilere ateş ediyor sonra kendi kafasına sıkıyor ve en kötüsü oyun içinde bu şekilde ölünmüyor. eğer bir şeylerden olumsuz etkilenecekse bari cebinde işe yarar kullanabileceği malzemesi olsun. sistemin içinde bir planı, felsefesi, duruşu, tarzı olsun. dayanıklı olsun bu kız. kendine inancı olsun (hemen mother and baby aralık 2012 sayısına verdiğim röportajı hatırlayalım, “yapabilirsin Holden yapabilirsin ve yapabildiğinde gerçekten çok şaşıracaksın”)

anaokuluna başlayana kadar çocuğun en büyük derdi yedi mi yediğini etti mi oluyor. anaokuluna başlayıp toplumsal dinamikleri kendi motifleri ile süsleyen diğer ailelerin çocuklarıyla tanıştığında yemek işi direkt davranışa evriliyor. ve davranış bulaşıcı bir hastalık gibi ilerliyor. okuldan aldığını kulübe kulüpten aldığını servise. servisten öğrendiğini eve ve bAm ordan direkt bana tosluyor kızım.
deseler çocuğa damıtılmış tecrübenizden tek bir şey aktarma hakkınız var tercihimi “hayır” dan yana kullanırdım. bir çocuğun evet değil hayır demeyi bilmesi gerekiyor.

iki kişi karşılıklı geldiğinde biri kapsayandır diğeri kapsanan, etki eden etkilenen, alıcı verici örnek alan örnek alınan sabit kalmamak kaydıyla dengeler değişir. burada sıkıntı kötünün baskın olması yani kötü örnekten etkilenmek kolay iyi örnekten etkilenmek zor.
merhametli olmak aptallık seçici davranmak zayıflık doğru zamanı beklemek eziklik.
zamanında yavrularına insan ile evcil hayvan arasında ara tür muamelesi yapan ailelerin çocukları şimdi intikamlarını çok fena alıyorlar ve arada ben ve benim gibilerin çocukları da gümbürtüye gidiyor.
normal şartlarda gitmez. beni tanıyorsunuz. kızımı öyle bir kurarım ki bu 1 ayımı alır ve sonunda “takıldığı” ortamlardaki çocukların hepsi akşamları eve ağlayarak döner. peki burda uzun vadede kimi harcamış olurum?
kızımı (tövbe de).
ama ne yapıyoruz “şimdi kızım bu çocuk kim bilir evde ne yaşadı”dan başlıyor “acaba anası babası çocukluğunda ne yaşamıştı” dan çıkıyoruz. okuldaki öğretmenlerinin kredi taksidinden annesi ile olan ilişkisine eşinin travmalarına kadar uzayan geniş bir skalada x davranışı sergilemek için hangi aşamaya gelinmesi gerektiğini ölçüyoruz. normal şartlarda ben duyar duymaz ortalığın aq istiyorum çünkü. ölçüyoruz ki o noktada elimde fazla fazla malzeme olsun.

kızımla aramızdaki ilişki samimiyete dayanıyor. ne yaparsam ne anlatırsam bunu tüm samimiyetimle yapıyorum yapmak istemiyorum amalarım da samimiyet içeriyor. kendini tanımak ve doğru zamanda ortalarda dolanmamayı bilmek de iyi ebeveyn davranışına örnektir. bu zamanların tespitinde de oldukça samimiyim.

ilişkilerimi kızımın arkadaşlarının aileleri ve benim arkadaşlarım olarak ikiye ayırdım. hepsi benim ilişkim ama kızımın arkadaşlarından doğan yetişkin ortamlarında onu temsil ettiğimin bilinci ile hareket ediyorum ve bu bazen insanları kendimden sakınmam anlamına da geliyor. haliyle ortaya 2 çeşit yanlış anlaşılma çıkıyor:
bir grup beni içine kapanık utangaç falan sanıyor (random gülüyoruz burda) ikinci grup da içinden “çok akıllı sanıyor kendini” diye geçiriyor. birbirine zıt iki algıdan bahsediyorum, ikisi de değil ve önünde sonunda benim bir parçamla tanışmaları kaçınılmaz oluyor.

çocuklarının, eşlerinin başarılarına ihtiyaç duymayan kendi ağırlığı olan kadınlar vardır. bu kadınların çocukları olmak da kolay değil.
kızımın kapsanan, etkilenen, hayır diyemeyen kötü örneğin kuryeciliğini yaptığı halinin hediyesi dün akşam geldi.
bir arkadaşım ben söylenmeye başlayınca onun akrep burcu olduğunu hatırlatıp “biraz daha sık dişini merak etme” dedi.
tabii onun da payına düşen beni temsil ettiğinin, ömür sağlık verirse edeceğinin, bilinci ve kontrolü ile yaşamak. kızımın doğuştan getirdiği bir şansı varsa o benim bir şanssızlığı varsa o da benim.
biliyorum “diğerleri” ne kadar zorsa ailelerimiz de çok çok çok ama çok zorlar. ne kadar tatlı ve harika olsalar da.

nil’le

geçen gün oturuyoruz şey dedi, din hocası ona istediğimiz her şeyi sorabileceğimizi söyledi, bugün aklıma bir şey gelmedi ama sonradan buldum haftaya sorucam.
hemen gaz yaptı bende bu durum, bağırsaklarım konuşmaya başladı duyuyorum yani mır mır diye. deli merak ediyorum ne soracağını. bana da söyler misin neymiş, dedim.
Allah çocuklara çok kötü davranan insanlara neden izin veriyor bizim suçumuz ne, neden cezalandırmıyor onları işte bunun gibi şeyler, dedi.
ta ta
hatırlayan bilir tam da çalıştığım yerden. tanrı kötülüğe neden izin verir başlıklı yazımdı, josef fritzl’in sapkın babalık anlayışı dünya insanına nereden geldiğini şaşırtmıştı, kısa süre sonra milas sapıkları ile nutkumuz tutuldu, sonra kocasının sevgilisi tarafından 9 aylık hamile iken karnından bıçaklanan kadın ölmüş bebeği karnında bir gece daha öylece beklemek zorunda kalıyor delirmiş vaziyette, gazetede haber olarak peş peşe bu gibi şeyler okuyoruz.
ve en basit soru geliyor akla, belki de bir kaçış yolu: Allah kötülüğe neden izin veriyor, o çocukların bebeklerin suçu ne, niçin gök yarılıp şimşek tutan eller tarafından cezalandırılmıyor kötüler?
basite indirgemek sistemi, bir çeşit ağaçlardan nestle çikolata sallansın temennisi.
evrende her şey zıddı ile var olabiliyor ya ancak; kötülük olunca iyiliği tanıyabiliyoruz. ve zıtların oluşturduğu bu dünyada seçimlerimiz olmaksızın gerçekten olmak istediğimiz kişi olamıyoruz. seçimlerimiz yaşantımızı oluşturuyor. bu yüzden tüm koşulların kaynak nedeni biziz. cinayeti, tecavüzü mümkün kılan bilinci insanoğlu oluşturdu. bir yaz günü kulağımızın dibinde vızıldayan sineği burduğumuz gazete ile öldürdüğümüz o ilk seferinde katildik. engel olmamak da bilinci oluşturmaya bir katkı değil mi? suçu yaratan nedeni kendimizde görmedikçe Allahın çat kapı gelip dağıttıklarımızı toparlamasını beklemek çocukluktan başka bir şey olmayacak, demedim tabii. güzel bir soru olmuş, sor bakalım cevabını bana da söylersin üzerine konuşuruz, dedim. herşeyi de ben bilemem yani.

6.

 

siyah burnu ile boş kaldırım taşlarını kokluyor
hayatla mücadele etmesi gereken
üç renkli tüy yumağı

 

 

bi de gerçek şairler var

En sevdiğim kadın adları -17 / Duygu / Akgün Akova

“Seni kimse anlamıyor Duygu
Yıkandığın su, yürüdüğün yol, omzunda gezinen melek
Şemsiyende sayı saymayı öğrenen yağmur
Sarmaşık gibi yüzüne sarılan ayna

Seni kimse anlamıyor Duygu
Binicisiz atlar, yeleli gece, elini altına soktuğun yastık
Hep başkalarının sevdiği şarkıları çalan radyolar
Kırmızı şarap gibi alnında gezinen ateş

Seni kimse anlamıyor Duygu
Denizdeki şişe, şişedeki mektup, mektuptaki söz
Tuttuğun günlüğe düşen gölge
Kuruttuğun çiçeklerden uçup giden koku

Seni kimse anlamıyor Duygu
Kırılan bardak, taşan süt, eteğine sıçrayan çamur
Yorgunluktan başını dayadığın omuz
Rüzgarın getirip pencerenin önüne bıraktığı kuş tüyü

Seni kimse anlamıyor Duygu
Yıldırım aşklar, boşanma davaları, evine dönen yolcu
Aşkını portofino mu mortofino mu, neyse işte öyle
bir yerlerde bulduğunu şarkısında anlatan adam
ve mırıldanan
yalnızca mırıldanan kalabalıklar kentin iç organlarında

Seni kimse anlamıyor Duygu
Yaşını başını aldığı halde neden teyze olmadığını kimsenin
bilmediği Güzin abla
Bilginin kurutulacak bir çamaşır olduğunu sanan okul
bir terliksi hayvan olduğunu
ve tek hücreli canlılar gibi bölünerek çoğaldığını düşünen devlet

Seni kimse anlamıyor Duygu
Ayın arkada kalan karanlık yüzü
Aşkın sana bakan yaralı yüzü
ve kayarlarken dilek tuttuğun yıldızlar”

 

5.

 

 

duvara sürtünüyor
ölüm yaklaştığından
gri kelebeğin kanatları

 

 

lütfen hiç

acele etmeyin hatırlamak için
gelip gidip eski fotoğraflara bakmaktan başka bir işe yaradığınızı görmedim

 

1.

kırılan güneş ışınlarında
sıraya dizilmiş
gökkuşağının yedi rengi

2.

aynı dalda yetişir
toprak köy yollarında
olmuşu ile hamı böğürtlenin

4.

yağmurdan sonra
ıslak sokak köpeği kokusu
bazıları mutlu

3. haiku şiirimi yazdim

1. ve 2.’yi hatırlayanlar yorum kısmına yazabilir

 

 

3.

bu elma
durmak için dalda
artık çok kırmızı

 

 

#tbt

olayın anlatmadığım bir kısmı da var

şöyle ki anne kediyi kısırlaştırmaya karar verdikten sonra organize olmam gereken bir kaç günlük süre içinde beni kediyle gören kim varsa veteriner hekim kesildi: “bu hamile ama”
nası ya!
bence hayır.
yani sokak kedileri için koşullar ağırdır, bu sadece çocukları yuvadan uçmuş anne kedi için geçerli değildi.
genel seyirde kuru mama, haftada 2 gün ıslak mama ve arada sürpriz ton balığı günü.
kış mevsimindeydik, ısınmak için yağlanmış olabilirdi, tüyleri pofur pofurdu ve karnı yere değmiyordu, ufak bir kavisten bahsedebiliriz sadece, çok sevilen kadınlarda görülen o şımarık ayva göbeği gibi
(evet mekik çekmemek için kurşun geçirmez bir mazeret)

Sadece belediye görevlileri ne söylediğinin farkındaydı: “Bu kedi hamile olabilir, tabii önce kontrolden geçecek, hamilelik varsa sizi ararlar”. iki hafta sonra kedinin akıbetini öğrenmek için aradığımda bir hafta önce doğurduğunu söyledi görevli: 5 tane bebeği olmuş. ortalama 100grdan hesaplasan lüzumsuz 10 gr bile almamış
temiz iş çıkarmış yani. Biraz kendine gelsin sizi arayacağız dediler.

Bu durum sadece annemi keyiflendirdi “tebrik ederim anane oldun :))))))” sanki zamanında “anne 2 aylık hamileyim ve ayın 6’sında evleniyorum” demişim gibi çünkü bu annemin baş edebileceği bir başlangıç değildir. her neyse olan şuydu aslında önce haziranda sonra da şubatta doğurmuş bir kediyi seviyordum. bebek kedilere ne olacağı, apartmandakiler, mahallemizin düşen sokak hayvanı bakım kalitesini düşündükçe moralim bozuluyordu. çünkü bunların eskiden havalarından geçilmezdi. bir kere temizlerdi, sonra pisi pisi dediğimde şöyle bir bakıp yollarına devam ederlerdi, ucuz mamaya burun kıvırırlardı. Şimdi bir pisi pisi dememe ortalık kan gölüne dönüyor, kim önce gelecek diye birbirlerinin burnunu tırmalıyorlar, mama poşetini patiliyorlar ki daha hızlı dökülsün. Bir kedi kirliyse susuz kalmış olabilir diye okumuştum su veriyorum ama yine de kirliler.

Birkaç gün sonra telefon geldi. Merkezlerinin hastane statüsünde olduğunu söylüyordu görevli, bebeklerin hastalık kapmaması için emzirme süresi boyunca, eğer izin verirsem, aynı hafta doğuran diğer bir kedi ile birlikte benimkini de ortak çalıştıkları gönüllü gruba teslim edeceklerdi. Belediye onlara mama sağlıyormuş gönüllü grup da belediyeye bu şekilde destek oluyormuş (belediyemiz çok tatlı değil mi ya) dedim ne demek, lütfen, nolur.

Bu hafta anne kediyi getirdiler. Bana şans dilemiş olmalısınız işim gerçekten rast gitti.
Aradıklarında evde değildim otoparka bırakmalarını söyledim gideceği yeri bilirdi. Geldiğimde bizim meşhur çöp konteynerının altında buldum onu. Korkmuş, küçülmüş, keçi suratlı bir şey olmuş, onu ilk gördüğüm günkü gibi. Kısa sürede başına çok şey geldi tabii. önce tarafımdan tezgaha getirildi (kedi için bir köpek taşıma kutusu aldım
bu kısmı not edin hanımlar ve içine bir tas ton balığı koyup kapısını kapadım, 30 saniye sürdü) sonra doğurdu, emzirdi ve kısırlaştırıldı. mekanı devamlı değişti ve muhtemelen mahalledeki kadar özgür değildi. Gördüğünüz gibi birisini benimsemem onun hayatı boyunca başına gelmiş bir kaç büyük talihsizlikten biridir.

Kavgaya da girmiş olmalı ki sağ kulağından bir lokma kapıvermiş biri, façası var artık. Bana pek yüz vermedi başlangıçta. Ama bilirsiniz kadınlar mücevheri sever. Aidiyet duygusunu pekiştirir. Peşinden koşturduğumuz o baş belası duygu. Dün ona güzel bir tasma aldım hem de paraya kıyıp boğulma riski olmayanlardan aldım. Ameliyat sırasında karnına yeşil bir sıvı sürmüşler, kendisi 3 renk bir kedidir ve 4. olarak yeşili ona çok yakıştırdığım için yeşil renk seçtim tasmasını. Umarım artık kaldığımız yerden devam edebiliriz

eskiden bir şeyler yapmak için

en fazla 25 yaşına kadar harekete geçmiş olmak gerekirdi:

Kariyer basamaklarını genç yaşta tırmanmaya başladı

İstisnalar kaideyi bozmaz ama öyleydi ablanızın büyüme çağında ileri yaş için  görüş şuydu,
oldun oldun olamadın lif örersin (30’unda mesela) bu, çevremin çapsızlığından da ileri gelebilir olabilir yani.
Şimdi öyle değil ne güzel her yaşta pek çok şey olabiliyorsun, hayatın tek pembe yıldızı.
Kadınlar arasında çalışmamak çok zalim bir arena. “Çalışıyor musun?” sorusunu “bıraktım” şeklinde cevapladıktan sonra (ciğerleri çürüten kötü bir alışkanlık misali tek fark az biraz mahcubiyet)  10 maddede iş, oluş, hareket bildirsen de lafın bittiğinde karşındaki “çalışmıyorsun yani” diyebilir.

Şimdi ne güzel. 45 yaşına ev hanımı olarak gelip pat diye ergenliğe düşmüş bir çocuk gibi bir sabah kendini bir şey ilan edebiliyorsun kuvvetle muhtemel osun da zaten. sonra azıcık köpürtmek de bu işin doğasında var. Kimse iddiana istinaden ilgili makamı, yetkili mercii, okulu vs arayıp şu kişi şunu söyledi bu doğru mu diye
sormuyor herkese her bilgiyi lap diye vermiyorlar ondan olabilir. Yaptığı işe bakıyorsun ve gerçekten fena iş çıkarmamış desteklesen ne olur? Yüzünde bir gülümseme, diyorsun ki aslında hayat hiç bu dönemdeki kadar adil olmadı.

Geçen migros’tayım aldıklarımı banda koyuyorum yan tarafımda da aldıklarını torbaya koymak için
yüzünü kasaya dönen bitkin bir kadın (işten çıkmış evin eksiğini almaya girmiş belli) arkasında duran müşterinin arkadaşı olduğunu gördü. Aaa naber nasılsın falan. Karşılaştığı arkadaşıysa çok şık, pahalı siyah bir kazak, inci küpeler, kumral saçlarını güzel bir topuz yapmış, deve tüyü palto deri bootie ben beğendim yani. Naber nasılsın ve 3. soru “çalışıyor musun?” “Bıraktım şimdilik” dedi kadın yalnız öyle bir havası var ki “geçen hafta paypal’de kurula katıldım” dese şaşırmazsın hala gardını indirmemiş. Bizimki torbalarla savaş verirken ortak bir tanıdıklarını sordu, “onu en son DOT’ta gördüm Kanyon’da” diye cevapladı. Hala durmuyor ve torbalarını bileklerine geçirirken de oğlunun bir anda ergenliğe girdiğini söyledi “hazırlıksız yakalandık böyle pat diye, çok da erken aslında”
dokunsan ağlayacak, korkuyor belli. bazı insanların birden nasıl bu noktaya geldiğini anlamıyorum “sek kaşar 8 liraya mı düşecek? alayım, ne diyordum? ergenlik””””
kusursuz topuz da  “geçer” filan dedi , tutamadım kendimi “o kadar emin olma bak bende geçmedi mesela” dedim (haaayyıııırrr)

yalnız “pat!” diye ergenliğe girmek nasıl oluyor onu kafamda canlandırmaya çalışıyorum,
uyurken birden düşüyormuş gibi hissederiz öyle bir şey mi?
bir sabah uyanıyo ve fıstık ezmeli, ballı ve muzlu krebinin durduğu tabağı itip kimse beni anlamıyor mu diyor
akşamına da of anne sen de hiçbir şey anlamıyorsun, mu? bunun üzerine anne de bir karar ver sen mi salaksın
ben mi diyerek yüzüne bir tane aşk mı ediyor ve çocuk da birkaç parça kıyafetini migros torbasına doldurup
evi mi terk ediyor bu sırada fonda migros size iyi gelecek mi çalıyor noluyor yani
spor yapan çocuklar ergenliğe geç giriyor diye okumuştum bu bir şans olsa gerek tabii ama pata engel mi onu görücez bakalım

Originele Viagra kopen Kamagra Oral Jelly kopen Viagra voor vrouwen Na hoelang werkt Viagra Dieetpillen Viagra kopen bij de kruidvat Generieke Viagra kopen Viagra ervaringen Viagra bestellen Viagra kopen in winkel Erectiestoornis behandelen met Viagra Viagra kopen bij de Etos Generieke Levitra kopen Viagra Soft Tabs kopen Viagra prijs Sildenafil kopen Viagra kopen in Nederland Kamagra Bruistabletten kopen Originele Levitra kopen