Benim Bodrum'a, Bodrum'un da Bana İhtiyacı Varmış




Benim Bodrum'a, Bodrum'un da Bana İhtiyacı Varmış


Bodrum'dan dönerken beni ne heyecanlandırdı biliyor musunuz? Eve getirdiğim seramikler. Ali Arkun'un sahibi olduğu Galeri Arkun'da gördüğüm her şeyi satın almak istedim önce. Ama olmadı. Sadece iki parça ile geldim eve. Biri "kapı önü", diğer "balık, yaprak, çiçek sulama" üçlüsü. Evin duvarına bir şeyler asmaya karşı olan ben, dükkandan her çıkışımda "ya, ben duvarlara hiçbir şey asmadığımı fark ettim" dedim. Evet, istisnasız her akşam Galeri Arkun'a bakmaya gittim. Sadece süsler değil, Bodrum'da bir ev için gerekli olan her şeyin hem en uygunu hem de en lüksü mevcut. Beyaz eşya, mobilya, yapı market tadında her şey; antika görünümlü dekorasyon şeyleri... Bir ev aldınız diyelim İstanbul'dan hiçbir şey getirtmeniz gerekmiyor, çok tutturuk bir tip olmadığınızı varsayarak söylüyorum bunu. Tabii bir standart olarak altını çizmeliyim ki popüler bir emlak piyasasına sahip Bodrum'da İkea büyük eksik. Bir de neye çok şaşırdım biliyor musunu? Ölüdeniz, Bodrum'dan pahalı. Bu da Ölüdeniz'de neden çok az yerli turist olduğunu açıklıyor. Mesela biz Yahşi'de böyle hiç bilmeden daldık bir plaja. Şezlonglara yayıldık ve Nil için ayrıca bir şezlonga para versek mi vermesek miyi münazara ederken, bir oğlan geldi, menü bıraktı ve bizi de numaralandırdı. Sistem şöyle: Siz şezlongları, şemsiyeyi ücretsiz kullanıyorsunuz ve tam arkadasındaki kafeden yiyip içiyorsunuz. Ben o öğlen şahane bir sıcak etli salata yedim, mantar soteli filandı, 10 lira; türk kahvesi 3 lira, yandaki marketten Magnum alıp gelmek serbest. Ben buna uygun koşullar diyorum. Fakat vafıl pahalı. İki top dondurmalı, beyaz siyah çikolatalı vafılın fiyatı 12 lira; İstanbul Abbas'da vafıl 8 lira. Bu yazın sürprizi benim için peştemal oldu. Peştemale Datça'da da Bodrum'da da çok sık rastladım. İsterseniz denizden çıktıktan sonra bununla kurulanıp, kuru havlunuzda güneşlenmeye devam ediyorsunuz, dilerseniz şezlongunuzu bunlardan biri ile kaplayıp havlunuza kurulanıyorsunuz. İncesi 3 lira, kalını 12 lira. 31 yaşındayım. Aslına bakarsan Bodrum bana İstanbul'da görmediğim bir şey vermedi. İstanbul'da da deniz kenarında yaşıyorum. "Hadi parka gidelim" dediğimde aynı Neyzen Tevfik Caddesi'nde olduğu gibi bir sıra yatın önünden geçmem gerekiyor. Ama erken yatan bir çocuğunuz varsa eğer ve İstanbul'da sakin bir hayat sürüyorsanız; neşeli bir gecenin ortasında "Hadi çocuğu yatıralım" dedikten 10 dakika sonra çocuğu yatırabilmişseniz bu şahane bir şey: Araba kullanmak yok, stres yok... Sadece neşe ve eğlence alıp kaçmadım Bodrum'dan, ben de bir şeyler verdim ona. Gece odada acayip kahve çekiyor canım: "Ben çıkıyorum... Bir kahve alıp gelicem." İlk tepki: "?!" Bunun Türçe meali: "Oda servisi ne güne duruyor?" Süper lüks bir yerde konaklamıyoruz, ama bir kahve istesek getirecek donanıma sahipler. "Yok" diyorum, "Pizza Pizza'dan alıp gelirim". Her şey pat diye olabiliyor ya, olsun istiyorum ben de. Aynı akşam, aynı yerde yemek yerken gözüme, kasanın yanında duran Nescafe makinası çarpıyor. Hani kare bir kutu gibi olup, latte, kapiçino, sütlü kahve seçeneklerinin hepsini sütlü kahve olarak hazırlayan şu şahane teknoloji harikasından bahsediyorum. Pizza Pizza, Neyzen Tevfik Caddesi'nin en gözde yemekçilerinden biri. Sadece pizza satmıyor; kumpir, döner, salata, kumru filan da yapıyorlar ve kesinlikle kuş kondurmuyorlar. Fakat servis çok hızlı, her masaya, peçete kutusunun üzerine bir mouse koymuşlar; mouse'un sağ tuşunu tıkladığında "servis" çağırıyorsun, sol tuşunu tıkladığında "hesap". Açık mutfağın girişinde de bir sıra matik var sürekli bu sayede ötüp duruyor. Hesapla servisin tonları farklı ama. Neyse, dilimi yutturacak bir lezzet sunmasalar da her gece burada yemek yedik. Çünkü caddeye hakim, havadar bir dükkan; bu ferahlık ister istemez çekiyor insanı. Kahveyi alıp gideceğimi söyleyince karton kahve bardağı sorun oluyor. Zar zor karton meşrubat bardağı buluyorlar. Bu arama çalışmaları sırasında kasiyer kadına diyorum ki "Bodrum'un en büyük eksiği İkea!" Yok artık! "Bodrum'un en büyük eksiği sadece kahve satan bir dükkan, böyle bir yerde nasıl kahve dükkanı olmaz?" Sidik gibi bir şey içmeye hazırlandığım için her şeyi söylemeye muktedir görüyorum kendimi. Bu sırada çalışanlardan biri yanaşıyor yanımıza, bizi dinliyormuş meğer "Açılsa iş yapar di'mi?" diye soruyor. "Nasıl yapmasın" diyorum, "sıcağı, soğuğu her türlü". Kasiyer kız "Aslında burayı kahve dükkanı yapacaklarmış sonradan yemeğe karar vermişler" diyor. Yeşerttiğim genç girişimi "Ben açıcam buranın ilk kahve dükkanını" diyor. "Aç, pişman olmazsın" diyorum. Ertesi gün Yahşi'de bu sefer başka bir yerden dalıyoruz plaja. Girişinde küçük bir çarşı var, çarşıda da bir kitapçı. Ben size söylemiş olayım tatil için "Edebiyat Nedir" hiç uygun bir kitap değil. Masa başında, ders çalışır gibi okumak lazım. Yeni bir kitap bakmak için yanaşıyorum dükkana, ama onları bulmakta zorluk çekiyorum. Elinde otuz tane ya var ya yok, Şu Çılgın Türkler filan. Ardından bir tuhaflık fark ediyorum, kitaplar eski görünmesine karşın torba içinde duruyor rafta. "İkinci el mi bunlar?" diye soruyorum, "teessüf ederim" der gibi baktıktan sonra "Biz DE (-de- büyük harfle) ikinci el kitap BULUNMAZ (bu da büyük ve ünlem)!" diye cevap veriyor. Hiç alınmıyorum, çünkü daha dün akşam bir girişimci yeşertmişim ben ve hemen o an sinek avlayan bu dükkanı "Bodrum'un meşhur sahafı" (her ikinci el sahafdan sayılıyor ya ) olarak küllerinden doğurtmaya saniyeler kadar uzağım: "Peki Bodrum'da ikinci el kitap satan bir yer var mı?" Şaşkın, hiç beklemiyordu çünkü; ardından kırgın, sağ gösterip sol vurduğumu düşünüyor. "Yok, bilmiyorum". Küstü, tekrar gazetesine gömdü başını. Küsme, neden küsüyorsun? Görebilene al işte Simyacı ki bir rivayete göre ilk simyacı da bir Türkmüş. Okunmuş kitapları toplayıp Türkçeleri 5 lira, yabancıları da 10 liradan satacak, daha fazla düşünmeye ne hacet, hızlı hızlı, hepsi bu. Sonra kazandığı paraya kendisi de şaşacak; ama yok, sor: Ben adam ikinci el kitap değil de don sordum sanki. Ki Japonya'da ikinci el don satan don matikler var. Kitapları da güneş sararttı, tabi ya! Dönüş yolunda bir yazıda toparlarım sanmıştım tatili, şimdi yaz yaz bitmiyor. 28 Temmuz 2009 Salı 01:10 Anasayfa

"Çocuklu Hollywood Ünlüsü Pozu" Bana da Nasip Oldu