Datça'dan Bodrum'a feribot olması kona göçe ilerleyen
tatilimizin talihini etkilemedi dersem yalan olur.
Ferhunde Bodrum'un hayhuyundan sıkılıp Datça'nın mütevazı dünyasına ayak basınca
aynı yöntemle bizde gündüz Datça'nın bakir büklerinden birinde günümüzü gün ettikten sonra
akşamına feribota atladığımız gibi Bodrum'a gitmeye karar verdik.
Hem bu şekilde dönüş için Bandırma Feribotu'na daha da bir yaklaşmış olacaktık,
Ölüdeniz'le kıyaslandığında tabii.
Datça da Ankara gibi bir toprak sanki.
O yüzden bende hemen şimdi tarihe mal olacak bir atasözü ilan ediyorum:
"Datça'nın en iyi tarafı Bodrum'a feribot olması!"
80 TL verince otomobilinizi feribotun bagajına attığınız gibi
iki saat sonra gözünüzü Bodrum'da açıyorsunuz.
Ama bu bahsettiğim kadar kolay olmadı bizim için.
Nasıl İstanbul'u, Ordu'yu, Artvin'i sel aldıysa,
kelebek etkisi misali deniz mahallelerinde de "biraz" rüzgar vardı.
Fırtınaya çalan rüzgar feribotu beşik gibi sallayınca
yolcular birbirinin öğlenleyin ne yediğini öğrenmiş oldu.
Ama az sonra denize gömüleceğiz korkusundan
kimse kimsenin ne yediği ile ilgilenmiyordu.
Sadece birisinin kustuğunu görünce kusası gelenler kulübü,
aynı zamanda sallantıyla birlikte oluşan dabıl etkiden dolayı
ekstra panik halindeydi ve kusmalardan fazlasıyla etkilendiler.
Nil de 20 aylık hayatında 38,5 ateş gördü, Rota virüs gördü bir kez kusmadı;
ama canım kızımı deniz tutuyormuş meğer.
Denizden çıkmadan önce siyah üzüm yemişti, feribot hareket etmeden önce de bir parça
kaşarlı patatesli gözleme kemiriyordu.
Yolu yarılayamadan hepsi feribotun bir köşesinde "buluberili pankek" görünümünü aldı.
Nil'in kustuğunu görmek bende kısa süreli bir "şort etkisi" yaptı.
Çünkü babasının şort mayosuna da kustu.
Bu şekilde pankekin bir kısmının camgöbeği mavi bir tabakta
servise hazır edildiği söylenebilir.
Yolu yarıladığımızda dalgalar biraz daha hafifledi de kendimizi feribotun kıç tarafına attık.
Ama Nil'in midesi bulanmaya devam ediyordu -Ağladığını söylememe gerek yok herhalde-
Çocuklar midesi bulanınca çok korkuyor.
Yalnız kusmanın ardından açık hava iyi geldi ki biraz sakinledi,
ancak bir daha kusmasına hiçbir şey engel olamadı.
Midesi boş olduğu için bu kez sadece safra çıkardı.
Nil sonunda hareket etmeden bir saat boyunca babasının göğüsünde yatınca,
"üç çocuk fikri" sempatik görünmeye başladı.
Feribot yolcuları helak olmuş bir şekilde Bodrum'un içine dökülürken
bir terslik bizi bekliyordu.
Normalde bir feribota burundan girer, burundan çıkarsınız.
Ama burada burundan girip Bodrum'a indiğinizde geri geri çıkmanız gerekiyor ki
işte o zaman kadın şoförlerin geri vites aşamasında ne kadar "tedbirli" olduğuna
bir kere daha şahit oluyorsunuz.
Şahitlik her seferinde biraz sabır da gerektiriyor.
Datça-Bordrum Fetibot'unda Datça tarafı merkezden ne kadar uzaksa,
Bodrum'da da o kadar Bodrum'un içinde.
Öyleki indiğinizde sizi Fatih Ürek'in gece kulübü Chakra karşılıyor.
İlk fikir, yani mideler altüst olmadan önce, Gümbet, Bitez ya da Yahşi'de filan kalmaktı.
Hem zorlu feribot yolculuğu hem de bir haftalık ruh dinlendiren Datça tatilinden sonra
Bodrum'un içini görünce "Tamam! Burada kalıyoruz!" kararını
Feribot çıkışının kaldırımla yolu birleştiren rampasını aşmadan hemen o anda veriverdik.
18 Temmuz 2009 Cumartesi
16:20
Anasayfa