"Manevi bir çöküşün en büyük belirtisi,
kişinin yaptığı işin çok önemli olduğunu düşünmeye başlamasıdır"
Bertrand Russell
Yabani kavimler çalışmayacak kadar yaşlanan ana babalarını,
onları yemek için satın alan yamyamlara satarmış.
Uygarlığın gelişme aşamalarının birinde ileri görüşlü bir adam bu töreyi değiştirebileceğini düşünmüş.
Herhalde ana babasının başına gelenler onu bu değişimi başlatmaya zorlayacak kadar çok etkilemiş.
Belki de kendi ilerisini düşünmüştür.
Bu fikrine yandaş bir grup oluştururken insan haklarından, vejeteryen beslenmenin faydalarından bahseden;
ya da ne bileyim, fedakar ebeveynlerin dokunulmazlık hak ettiğini savunan bildiriler dağıtmamıştır.
Sanmam.
Belki de öğütleri etinden daha değerli sayılan cılız bir bilgeydi;
ama her hâlükârda ana babaların yamyamlara satılmasını önüne geçecek bir vazgeçiriciydi.
Bir şekilde yabani kavimlerin "yaşlanan yamyama satılır" töresinden,
Romalıların ana babayı öldürmeyi en çirkin en büyük suç saydığı döneme ulaşıldı.
Sonuçta şimdi ebevenylerin çocuklar üzerindeki iktidarı,
-içgüdüsel ve bilinçsiz olmakla birlikte- zayıf oldukları dönemden
ilerisini garantiye almak üzere düşünülmüş birer önlem olarak da görülebilir.
Aklını peynir ekmekle yemiş bir adam töre cinayeti adı altında bir katliam gerçekleştirdi.
Bunun üzerine "töreye lanet yağdırıyoruz" filan demek çok yavan kalıyor.
Töre şöyle töre böyle çok okuduk bunları.Şöyle beynimi mıncıklayacak bir şey aradım sayfalarda.
Çünkü bu olana akıl erdiremiyorum. Birilerinin hamile kadınları gözünü kırpmadan vurması,
yaralıların bir de başına sıkması töreyle değil; psikoloji, sosyoloji ve felsefe bilimlerinin
el ele vererek açıklığa kavuşturacağı bir patoloji aslında.
Böyle olaylar olunca töre, insanın gözüne kör inançlar sistemi gibi görünüyor.
Zamanında atalarımız için bir taraftan yasayı andıran toplumsal bir kurum gibi çalışırken
diğer taraftan da birey vicdanına seslenmiş.
Polis gücü gibi bir şey, ama ondan çok daha etkili.
Mesela bir cinayet işlenince ölenin ruhunun sadece cinayet işleyene değil,
bütün bir topluluğa düşman olacağına inanılması cinayet işlemeyi zorlaştırırken;
bir süre sonra bundan da cezanın icadı,
olmadı topluluk için "arınma töreni" yoluyla sıyrılmayı akıl etmişler.
Kimin kiminle evleneceğini belirleyen töre ise en ilkel yabanlar için geçerliymiş.
Tıpkı yamyama satılan ana babada olduğu gibi bir süre sonra burada da bir vazgeçirici lazımken
-kesin olmamakla birlikte- dinsel kaynakların da etkisi ile bugünlere gelindi.
Russell'ın İktidar'ında töre ile ilgili doyurucu bir analiz okumak mümkün.
Yamyam hikayesi de bu kitaptan.
Uygar toplumlarda da, farkında olduklarımız ve olmadıklarımızla, hala bir takım törel kurallar geçerli.
Törenin birey vicdanına seslenen yönü devrime açık olduğuna göre,
yamyam hikayesinden böyle anlaşılıyor,
bunca üzüntünün ardından ihtiyacımız olan öğütleri etinden daha değerli cılız bir bilge,
yani bir vazgeçirici.
7 Mayıs 2009 Perşembe
01:15
Anasayfa