Bir hayvana, hayvan olduğu için kızmak noktasındaki cehaleti
eğitim sistemi içerisinde öğüttüm gitti. Mesela kalorifer böcekleri
kalorifer peteklerinin tıkanmasını önlüyor. Aynı farelerin lağımları rahatlatlamaları gibi
ve köstebekler de toprağı havalandırıyor lezzetli patatesler yememiz için.
Siz hiç bir kediyi kuş yerken gördünüz mü? Ben görmedim, ama başında beklerken gördüm.
Bıyıklarını yalıyordu bir taraftan. Kafamdaki kedi imajı bundan zarar görmedi mesela.
Sonuçta kedi de bir çeşit insan, her şeyi bekliyorsun o zaman.
Ama köpek öyle değil. Kahramanın köpek olduğu bir sürü film izledim bir kere.
Lesi vardı uzun burnu ile zor durumdaki insanları kurtarıyordu.
Sonra çizgi filminde de çok çile çeken ve her ekonomik krizde sahipleri tarafından
Kilyos yoluna bırakılan Dalmaçyalı'lar var.Herhalde tüyü kısa köpekten sahibi daha kolay vazgeçiyor.
K-9'un da espiri anlayışı çok gelişmiş, her eve lazım bir cins.
Bizim burada da çok köpek var. Bahçe katları müstakil evler gibi olunca
neredeyse her apartmanın bahçesinde bir Golden görmek mümkün.
Ara katlarda da köpek besleyen var. O yüzden sokağa çıktığımızda Nil çıldırıyor.
Bahçelerde köpekler, komşuların elinde tasma dolaştırılan köpekler.
Bunlar yetmezmiş gibi Belediye'nin aşıladığı köpekleri sahiplenen apartmanlar var.
Bu köpekler bahçe katlarındaki köpeklerle arkadaşlık yapıyor bir de.
İnanılmaz bir köpek trafiği bu bahsettiğim ve tabii ki köpek gürültüsü.
Yukarımızda, hep önünden geçtiğimiz bir apartman, benim bildiğim altı yıldır,
otoparkında iki tane sokak köpeğini besliyor. Yaşlı olanına kısa bir süre önce tasma taktılar.
Emekli olan memura saat hediye etmek gibi bir şeydi bu. Çok mutlu oldu.
Mağrur bir duruş geldi üzerine. Diğer biraz daha cins gibi.
O tam sokak köpeği gibi durmadığından onun tasması yok.
Uzun tüyleri var, sıcaklar bastırınca traş ettiriyorlar. Onun da böyle gönülü oluyor.
Arabaların bagajında köpek mamaları, eve gitmeden besleniyorlar filan.
Yaşlılar ikisi eşliğinde yürüşe çıkıyor. Cihangir için kedi neyse burada da köpek o.
Bunları görünce işte insanlık ölmemiş filan diyorsun.
İnsan neslinin köpek nesline bağlılığı insanlık ile ilgili daha anlamlı şeyler
hissetmeme neden oluyor.
Bir süredir yaşlı olan gölgedeki yerinden kalkmıyordu yalnız.
Ağzında diş de kalmadı, boz tüylerinin arasından kemikleri sayılmaya başladı.
Önünde mama görür oldum. Demek ki iştahı da gitmiş.
Bizim otoparka bakan bahçedeki Golden'la da oynamaya gelmiyordu uzun süredir.
Yani gözü toprağa bakıyor dediğimiz cinstendi.
O yüzden geçen gün onu bizim otoparkta koştururken görünce çok şaşırdım.
Son bir iyilik geldiğini düşündüm üzerine, jübilesini veriyor olabilirdi.
Nil'i kucağıma aldım ve biraz yanaştım yanlarına.
Bir arabanın etrafını çevirmişler, fır dönüyorlar karşılıklı.
Sonra bir siyah kuyruk görür gibi oldum. Golden sarı, diğeri boz, peki siyah?
Kedi ya!
Kıstırmışlar altında kediyi, çıkmasına izin vermiyorlar. Daha doğrusu ben öyle sanıyorum.
Sanki bu ikisi bir araba altı hapsinden başka bir şey istemiyorlarmış gibi.
Koşuşturmanın hızı arttıkça havalanan tozlu toprak, kuyruklar (savrulan),
kulaklar (hoplayan) ve tiz bir kedi sesi.
Kedi kızdığında, kızıştığında ve sıkıldığında hep benzer bir ses çıkarıyor.
Golden biraz salak yalnız. Can pazarını oyun sanıyor. Ya da o sahipli (Türkçesi'nde İngiliz aksanı var kadının)
ve daha bakımlı diye içgüdülerim bana çifte standart yapıyor. Ama yoo. İçgüdülerim beni yanıltmaz.
Sonra ilk kez bir bütün olarak göründü kedi. İlk kez çaresiz göründü bir kedi.
Kırmızı tasma havalandı ve kediyi boynundan yakaladı.
Kedi ile köpeğin dolaşık tarihleri gözümüzün önünde bir kere daha ceryan ediyor.
Bir sokak köpeğine "bırak onu" diye bağırmanın hiçbir etkisi olmuyor. Duymuyor beni.
Annem arkamızdaki çöp konteynırının yanına düşmüş Cif Sprey şişesini fırlatıyor üzerlerine.
Şişe yere düştüğünde yeşilindeki neşe sönüyor. Golden sprey şişesine takılıyor bu sefer.
Gerçekten neler olduğundan habersiz. Boz, hırsla silkeliyor kediyi.
Kedinin ön bacakları ile arka bacakları birbirine karışıyor, kuyruk alakasız bir noktaya doğru savruluyor.
Derisi iyice geriliyor; dişleri tüylerinin beyaz noktaları ile birleşiyor.
Gözleri devriliyor kedinin. Annem yerde bulduğu kum irisi taşları fırlatmaya başlıyor.
"Git evine, defol" diye bağrıyorum Boz'a. Nil kucağımda, Nil ağlamıyor, Nil konteynıra bakıyor. Herhalde.
Çünkü Nil sol böbreğime yapışmış vaziyette. Birkaç saniye daha, daha fazla değil,
bir çuval kemik gibi kalan gücüyle son hırs silkeliyor kediyi.
Uzun sürmüş bir can düşmanlığı bir kez daha noktalanıyor.
Kedi yerde. Arabanın tam yanında otopark ile duvarın birleştiği sınırdaki küçük çukurda.
Bir sahibi varmış da az önce onu uzun uzun kaşınmış gibi bir mırlama duyuluyor.
Bu fani dünyada belki kimse onu bir kere bile kaşımadı. Tatmadığı bir şeyi özleyemez kedi.
Sol ön patisini havaya kaldırıyor, son bir nefesle, bozuk teyip Gülden Karabacak'ın kasedini sarmış sanki.
Pati inerken kuyruk kalkıyor bu sefer. Sonra o da iniyor. Suçlayıcı bir tavrı yok.
"Bir gün bunu başıma geleceğini biliyordum" der gibi bakıyor.
Damdan düşse dokuz şansı var. Ama bir köpeğe yakalandı mı ya ölür ya yaşar.
Bedeni sağının üzerine yığılıyor. Gözleri kapandı. Boz kaçtı bile.
Bir sokak köpeğinin boğazladığı bir sokak kedisini koyun postuna sarıp defnetmek mümkün değil tabii.
Evlere dağılıyoruz.
Şehirde hayat çok bi kolaymış gibi hayvanlar aleminin hesaplaşmaları içinde sıkışıp kalmak
sanki biraz haksızlık oluyor insana.
24 Haziran 2009 Çarşamba
00:58
Anasayfa