Sevgili Günlük,
Acayip gergin günlerin eşiğindeyim.
Bana güç veren eşik şimdi ne hal oldu da gerginlik veriyor anlamadım gitti.
İlk yazmaya başladığımda "neden bir gününü anlatıyorsun, ne alaka" diye bir tartışma başladı,
sonra "bankacılar bankacı olarak kalsalardı ya, neden yazı yazıyorlar" dendi,
şimdi de sıra, hali hazırda çok övülüyormuş gibi,
yaratıcı yazarlık şeysini boklamaya gelecek bak görürsün.
Günlük,
Okurumun ayrıca "nekst pozişın" duygusunu da tetikledim.
Aslında bu duygu genellikle çocuk parklarında tetiklenir.
Hadi koş bakalım salıncağa da sallanalım, kardeş geldi e hadi inelim,
şimdi tahterevalliye binelim, şimdi de inelim, hadi kaydırağa çıkalım
-kazara çocuk "sana bir kaydırağın tepesinden baktım ey aziz istanbul" dalgınlığına düşerse-
"bak kardeş bekliyor hadi" ya da "oturmaya mı geldik biz buraya" alışkanlığından
"kaysana hadi kaysana"larla bitmek bilmez bir yeni pozisyon beklentisi yani.
Junot Diaz, Pulitzer aldığı Oscar Wao'nun Tuhaf Kısa Yaşamı'nı yedi yılda yazmış;
aynı zamanda MIT'de yaratıcı yazarlık dersi veriyor.
Kiran da yedi yılda yazmış ilk romanını ve
öncesinde, yazar bir anneye rağmen, y.y. olayına girmiş.
Yedi yıl ile yaratıcı yazarlık olayı elimde patladı iyi mi?
Şimdi okurum yedi yıl sonra benden kesin bir roman, sade roman mı,
ya Pulitzer ya da Man Booker bekler.
"Bu elim, bu da kolum" diyemeden bubenimhayatim.com'da dört sene dört ay geçmiş
henüz dişe dokunur ne yazdım, daha yeni yeni ısınıyorum.
Bu işin tek avantajı da "Yaşlandıkça çok iyi olacak" sanrısı.
Zaten düz yazı dediğin nankör bir şey; hem en son yazdığın yazı kadar iyisin hem de...
Unuttum.
Ya yedi sene dediğin zaman mı, su gibi akıp geçer.
Yazar olmadığım halde okurumun olması gibi bir sorumluluğun altına girdiğim yetmiyormuş gibi,
şimdi bir de başıma "E hadi Duygu yapsana bir şey, yap da görelim!" olarak adlandırlacak
yeni poziyon beklentisi çıktı. Bu beklentiyi sırt üstü yatıp,
ayaklarımın arasında top çevirerek savuşturmayı mı denesem?
Günlük, bebeği olan kadına kimse acımıyor inanır mısın?
Bu askerlik gibi bir şey. Herkesin başından geçmiş bir kere.
Biraz nefes almak istiyorsan eğer, iyi bir sebep ileri sürmelisin.
İçimde ukteydi, meraktan çatlıyordum filan ama asıl çok bunalmıştım.
Böyle bir sıkıntının neticesiydi "işte şimdi tam zamanı" haykırışı.
Haftanın bir günü Nil'i anneme dört saatliğine bırakabilmenin (iki saatinde uyuyordu çocuğum)
annem tarafından okula gitmem dışında geçerli bir nedeni olamayacağı için yapabileceğimin en iyisi buydu.
Başlangıçta mentorum birlikte resim atölyesine katılmayı teklif etmişti.
Teklifini, ona üzerinde baş harfinin bulunduğu fincanı hediye ederek,
nazik bir biçimde bir başka bahara erteledim.
Hem kendime ait bir zaman dilimi yaratmaya çalışırken hem de Nil'den ayrılmak kolay olmadı.
On iki hafta boyunca derse hep geç kaldım, bir kere bile değişmedi bu.
Hatta bir seferinde rutini kırmak için sınıfa balkondan girdim ve bu hepimize iyi geldi.
Adı üstünde "elektirik santrali kampüsü", mimari açıdan mümkün olabiliyor böyle şeyler.
Sözlüsü, yazılısı, kanaati filan yok bu işin, ama olsun!
İlk gün, "Otuz yaşındayım, bir yaşında kızım var, kısa ve orta vadeli planlarım arasında roman yazmak yok,
buraya da biraz soluklanmaya geldim. Ama aklımda bir masal kitabı yazmak var tabii" dedim.
Gerçekten, bu istek hamileliğimde baş gösterdi ve Nil doğduktan sonra da şiddeti artarak devam etti.
Çünkü masal dünyasının biraz budanmaya ihtiyacı var.
Ama ben asıl neye yanarım biliyor musun?
Mentorum atölyenin ilk günü sabah kahvaltıda dedi ki:
"12 hafta boyunca her gün atlamadan günlük tut ve sonra bunu yazar olmaya çalışan,
yaratıcı yazarlık atölyesine de giden, genç, bekar, Cihangirli bir kızın serüveni olarak hikayeleştir.
150 sayfa sana yeter de artar bile." Dedi!
Aynen böyle dedi ve sen sor bana günlük, ben ne yaptım: Hiç!
Yüzüne bile bakmadım senin.
Peki Ayça Şen ne yaptı: Hırs ve Ceza'yı yazdı.
Şimdi bu, Savaş Ay'ın "Hokkabaz benimdi" parodisine dönmesin.
Mentorumda fikirden bol ne var.
İlla ki bir tanesini ayağa dikerim.
Olmadı o, boş bir arazide kollarını açarak dursun ben çevresine bir danışmanlık
ofisi inşa ederek parayı bulayım. Bence bu da çok yaratıcı bir fikir.
Bak şimdi çok yaratıcı bir yazarmışım gibi geldim kendime de biraz gerginliğim gevşedi mi ne...
Kız uyandı günlük.
Daha bitmiremedim, zaten hislerimi de tam gönlüme göre kurgulayamadım,
bekle, yarın gene yazarım.
15:49
20 Haziran 2009 Cumartesi
22:41
Anasayfa