Kiran Desai ile bir diğer ortak noktamızı şimdi hatırladım:
İkimiz de hayatımızın bir döneminde Yaratıcı Yazarlık Dersi almışız.
İşte ya!
Bundan üç yıl önce karar verdim Bilgi Üniversitesi'nde Celil Oker'in "fiction" atölyesine katılmaya.
Ama hep bir şeyler engel oldu bana: "Param yok" dedim, "vaktim yok" dedim,
"şimdi sırası değil" dedim ve Nil bir yaşını doldurduğunda,
yani kasım 2008'de, "işte şimdi tam zamanı" dedim:
Üç ay boyunca haftada bir gün Santralistanbul kampüsünün yolunu tuttum.
Bu zamana kadar Boğaziçi'nde Murat Gülsoy, MİM'de Mario Levi,
gene Bilgi'de aynı gün yan sınıfta Pınar Kür'ün dersi vardı.
Ama benim tercihim kesin ve netti: Celil Oker.
İnternette Celil Oker hakkında okuduklarıma,
röportajlarında dile getirdiklerine bir de "kurgu"nun cazibesi eklendi.
Düşünsene bir gün William Gibson’ın Neuromancer adlı kitabını okuyup Matrix evrenini yazıyor,
içine Noe, Morpheus ve Ajan Smith'i koyuyorsun;
Uzay Yolu'nu kurgulayıp Kaptan Kirk'ü efsaneleştirebiliyorsun;
Nietzsche'nin Überman'inden ilham alıp Süperman'i yaratıyorsun,
evliliğini bitirdiğin bir dönem Harry Potter ayaklanabiliyor ya da,
Terminatör için ateşte eriyen, sonra civa gibi tekrar bir araya toplanan
metal iskeletten antikahramanlar akıl ediyorsun.
X-Men bir şaheser mesela.
Balde, Örümcek Adam, Frankenstein, Gulliver, Red Kit gibi karakterler yaratarak
dilersen zamanda yolculuğa çıkarırsın okuru,
istersen boyut duygusu ile oynarsın, olmadı paralel evrenler arası bir savaş başlatırsın,
1984 yılına gelindiğinde iki insanın aşk yaşamasının sistemi çökerteceğini iddia edebilirsin.
Veya Gregor Samsa'yı güne, dev bir böceğe dönüşmüş şekilde uyandırırsın;
varsa birikimin içine sosyoloji, psikoloji, felsefe ne bulduysan katarsın.
Olmadı Shakespeare'in yaptığını yapar
Yunan trajedilerinden Medea'yı örnek alarak Hamlet'i yazarsın.
Şahan Gökbakar'ın yaptığı gibi yeni bir "Şaban" yaratmak için var gücünle de çalışabilirsin.
Ya da kapıda yazdığı gibi "sıradan yaşamın erdemleri"ne dalarsın.
Bir hafta sonu, gitmediğin bir mağazada aslında hiç var olmayan bir adamla tanışırsın;
dilersen onunla bir aşk yaşarsın, kavgaya tutuşursun hayatın erdemleri üzerine,
ya da cinayet işler, banka soyarsın, belki de dünyayı kurtarırsın artık canın nasıl, ne şekilde isterse.
Üzerine iki bin kelimelik bir hikaye de yazabilirsin , cilt cilt seri de çıkarabilirsin.
Bak, en iyisi gel sen Ayça Şen'in yeni kitabı Hırs ve Ceza'da kurguladığı gibi
bunlardan birini hedef tutan Ece'nin hikayesini anlat.
İdefix'ten sipariş verirseniz Ayça kitabı imzalayıp, yolluyor.
Neticede bu iş paşa gönül kriterlerine giriyor.
Kurgu her şeye muktedir ve kadir olma duygusu veriyor.
Güçlü bir eşikte durma hali.
Diğer taraftan gerçek hayatta var olan insanları kaleme alıyorsanız eğer,
o insanların haberi olmadan yaşanmamış olayların yaşanmış gibi,
söylenmemiş sözlerin söylenmiş gibi yazılması yazıda hangi kategoriye giriyor hiçbir fikrim yok.
Neden olur böyle şeyler?
Tıpkı Elif Şafak'la Adalet Ağaoğlu'nda yaşandığı gibi.
Elif Şafak'ı İstinye Park söyleşisinden bir hafta önce, pazar günü, C&A'de gördüm.
Ben tişörtleri karıştırırken, o da tişörtünün üzerine gömlek deniyordu.
Erinmeseydim de sorsaydım keşke.
18 Haziran 2009 Perşembe
00:28
Nil'in Dünyası :
Duyamadığım Sözler
Emzirmek, "Doğum Gibi Kendiliğinden..." filan İşte
Anasayfa