Peki Ben Ne Öngörüyorum?




Peki Ben Ne Öngörüyorum?


"Kadınların ter kokuları açık havada bile gayet keskin. Biraz ileride duran kokoreççinin lezzet kokusuyla birleşince kafa karıştırıcı oluyor" Ayça Şen, Hırs ve Ceza Tolga Tanış'ın öngörüsünü beğenmiyorsam ben ne öngörüyorum o zaman? Bunu bana kimse sormadı, ama ben kendime sordum. Sordum çünkü 30 ay sonra filan bir şey olduğunda dönüp bu yazının linkini vermek; ya da benzer her durumda inanılmaz keyifli bir iş. Yazının genel havası hakkında şimdiden bir cümle laf etmek istersem, şunu derim: İçinde olduğum gemiyi karaya oturttuğum bir yazı olmayacak bu. Çok normal yani. Yani yazacağım bu son derece tuhaf ama bir o kadar da sade öngörüye inanmanızı ne bekliyor ne de istiyorum, yalnızca ben yazmış olayım, o burada dursun ve siz de okumuş olun o kadar. Bir soru: Türkiye'de kaç yıldır interneti gönül ferahlığı ile kullanıyoruz? Aynı soruyu şöyle de sorabilirim: Bireysel ADSL aboneliği hangi yılda başladı? Yardımcı bir soru daha: Bilgisayar fiyatları kaç yıl önce ulaşılabilir oldu? 8 ile 5 in ortalamasını alırsak eğer Türkiye için "internet ortamına patlama" çok yeni bir durum aslında. Geçen Erdil Yaşaroğlu yazmış "Türklerde kitap okuma ortalaması 10 yılda 1 kitap" diye. Ben de "yılda 4 kişiye 1 kitap" şeklinde başka bir ortalama biliyorum; ama rakam Elif Şafak'ın Aşk romanının grisi çıktından sonra biraz yükselmiştir herhalde, 3,5 kişiye 1 kitap gibi. Bu da tecrübe ile sabit bir bilgi: Kadınlar erkeklere oranla daha çok kitap okuyor. O buçuk da "odun"ların budanmasıdır sanırım. İnternet bilgiyi hepimiz için eşit bir mesafeye çekti; ama "anahtar kelimeleri hissedebilmek" ise başlı başına bir yetenek işi. Aradığını bulamamak ya da tam tersi bilgi çöpü içinde kaybolmak evrensel bir ağıt. Bir blog ise uzmanlaşma için doğru adres. Bilgi hepimize eşit uzaklıktaysa eğer ihtiyaca uygun farkı yaratan bilginin yorumlanabiliyor olmasından başka bir şey değil. Yani her şey bitmiş değil, yeni başlıyor esas. Türkiye bilgiye ulaşma noktasındaki engelleri henüz aşmaya başlamışken, bir de okuyamamaktan muzdarip bir toplumuz. Okumak denen iş beden ile aklın aynı anada aynı yerde olmasını ve ortak hareket etmesini gerektirdiği için Akdeniz insanını boğuyor uzun okumalar. Okumak ve ilgi duyduğun bir konuda kendini geliştirmek öyle herkesin yapacağı bir iş değil gibi bir sonuç çıkıyor ortaya. O zaman "133 milyon blogun son 4 ay içinde sadece yüzde 5'inin güncellenmiş olması" çok normal. Bahsi geçen yüzde 5 için "özel bir grup insan" dersem abartmış olmam. Tam da olması gerektiği gibi aslında. Bana komik geliyor ama internette bir "blog akademisi" kurulsa "blog yüksek kurulu" tarafından eleme yapılsa, finale kalanlar da başvuranların yüzde 5'i olurdu herhalde. Darwin buna doğal seleksiyon demiş. Şimdi biliyorum ki blog'unu "ciddiye alan" her bloggerın ortak sorusudur: Ne olacak halimiz? Ben diyorum ki o blogu cididye almaya devam edin ve sıkıca yapışın. Demin baktım hakkında blog açılabilecek zilyon çeşit kategori var. Şu ana kadar bir blog açmamış olanlar da Matrix'in Zion'unda kendilerine bir yer bulabilirler pek tabii. Her ne kadar "bloglar öldü demek için daha fazla veriye ihtiyaç var" dense de bekleyin göreceksiniz, periyodik aralıklarla "öldükleri" söylenecek. Deli gibi blog takip eden gazeteciler, köşe yazarları varlıklarını inkar edecek. Değişmeyen tek şeyse bilgiyi günlük hayatın ihtiyaçlarına uygun olarak yorumlayabilen uzman bloggerlara duyulan talep olacak. "Sonunda" bloggerlar "çareyi" Hürriyet'e ya da herhangi bir gazeteye iş başvurusu yapmakta bulmayacak ama bir gazetemiz, son çıkan 13 tuşlu bir PC'nin hayatı ne ölçüde değiştireceği konusunda "bağımsız çalışan teknoloji uzmanı blogger"ın tahliline ihtiyaç duyacak. Zimbabve'de yetiştirilen mucize bir bitkinin sağlığı ne yönde etkilediğini öğrenmek için botanik konusunda uzman "ünlü bir blogger"a görüş yazısı sipariş edilcek. Sosyal olaylar, spor, gündem maddeleri, internet, sağlık, yemek, sinema, hobi, eğitim, kitap, fotoğraf, tasarım... Hala Kiran Desai'nın nasıl bir edebiyatçı olduğu ile ilgili gazetelerde yorum yazısına rastlayamadım. Bu çok çabuk olmayacak, ama bir ara gelinecek nokta bu olacak. Evet, belki bir gün, "sonunda" Hürriyet gazetesi bünyesine -hitleri ile birlikte- birkaç tane iyisinden blogger'ı transfer etmek isteyecek, ama bu gerçekleşebilecek mi bakın onu şimdiden öngöremiyorum. Sonunda Star Wars'un jeneriğinde olduğu gibi, V şeklinde, gökyüzüne doğru blogger isimleri kayar. 6 Ağustos 2009 Perşembe 16:46 Anasayfa