 |
BEN 18 YA$INDAYKEN - II |
Anasayfa
Ben 18 Yaşındayken yazımın son paragrafını bir hatırlayalım:
" Sonra ne oldu dersiniz?
Ben büyümeğe başladım.
Lise bitti, üniversite gitti, yerine gerçek hayat geldi.
Yaşça benden büyük olup olaya çoktan uyanmış insanlar girdi hayatıma.
Onların vücud çalımları arasında nefes almaya,
lisede "çılgın prenses" muamelesi gören "beni" nasıl yaşatacağımı bulmaya çalıştım.
Hani ben süperdim, çok farklıydım, çok değişiktim, çok okurdum, çok bilirdim.
Sonuç olarak hayatın karşısına lise kantinin sürüden ayrı kuzusu olarak çıkar,
bir zaman sonra sürüdekilerden bir farkınız olmadığını anlayarak dumurlardan dumur beğenirsiniz.
İşte o zaman tüm zannettiklerinizi unutma vaktidir: artık her şeyi sil baştan zannedeceksiniz! "
Büyüme yolculuğu, hayata karışmak, iş dünyası ve bunların doğal bir sonucu olan
matbuu bir dilekçenin 1036. nüshası olma ruh hali yazı hayatıma da ket vurmuştu.
Bir süre defterler, cümleler, paragraflar yoktu benim için, olayın şoku ile meşguldüm.
Uykusuz geceler, kafa karışıklığı, iç sıkıntısı vardı kelimelerin yerine.
Yolda gördüğüm suratsız yetişkinler dünyasında yerim hazırdı.
Belediye otobüslerinde yüksek sesle muhabbet edip, sırt çantaları ile ortalığı yıkan
liseli gençlere öldürücü bakışlar fırlatma sırası bendeydi artık.
Bu berbat bir hayat demekti benim için.
Günlük ruh halim çok kötü bir olay olmuşta onun hüznünü, iç sıkıntısını yaşıyorum
şeklinde tanımlanabilirdi merak edip soran birisine.
Hayal kırıklığı ile suçluluk duygusu arasında bir şeydi yaşadığım
ve bu gayet yorucuydu.
Yine de süngümü hemen indirmedim.
Güler yüzlüydüm; ama eskisi kadar değil.
Zaman içinde benimle 10 dakika konuştuktan sonra "Ya bir şeyin mi var?"
soruları yerini "hiçbir şey olmamış", "normali buymuş"a bırakacaktı.
Ve bu benim için daha kolay bir hayat olacaktı.
Kime ve neye küseceğine karar verememek daha doğrusu suçluyu bulamamak
ya da 'suç var mı ki ortada' sorusuna yanıt aramak kısa bir süreç değildi belki,
hemen sonuca ulaşmaya çalışmak delilik sayılabilirdi.
Bu bir bitirme tezi miydi ki?
Beraber çalışacağım bir Prof. yoktu ortada.
Ve günlük hayatta kafamın içinde bana eşlik eden sorularım vardı:
Benim ben olmamın farkı ne?
Bu geçici bir durum mu?
Herkes bunu yaşıyor mu?
Bu ne kadar sert bir metal?
Ben çok mu 'farkında' davranıyorum?
Hafife almak, üzerinde durmamak, oyunun bir parçası olmak,
araziye uymak, ruhun için 'idare etmek' ne ola ki?...
Komik olmayan espirilerine gülümsemek,
"Sen ne diyorsun ne saçmalıyorsun ya bir s.ktir git!" demek istediğin
iş arkadaşına, üstüne "Anlıyorum" joker kelimesini kullanmanın sana ne getirir
ve senden ne götürürünü hesaplarken, orjininden kopup hayatının neresini kaçırıyordun bilememek.
Ve sonra kaçanın dışarıda değil içeride olduğunu anlamak.
Büyümek, bir dönemi hep "A! Öylemiymiş"lerle geçirmek demekti.
Öğrenene kadar, taktiğini belirleyene kadar, kendi şeffaf fanusunu inşaa edene kadar.
İnsan denen gelişmiş hayvanın en önemli özelliği
hayatının devamı için ortama uyum sağlayabilme yetisidir ya.
Eninde sonunda bir çözüm buluyorsunuz: içgüdülerinizin, okuduklarınızın, dinlediklerinizin
ve hayatın içindeki pek çok şeyin ışığında.
Sonuçta ben bir Somon Balığı değilim ki akıntıya karşı yüzerek etimi lezzetlendireyim.
İstersen her şeyi sil baştan zannedebilirsin, istersen de -mış -muş gibi yaparsın;
sana sunulanı 'kabul etmiş', 'direnmiyor', 'reddedmiyormuş' gibi ya da
'komikmiş', 'sıkılmamış' gibi...
İlk şokun ardından özenle sakladığım kelimelerimi çıkarttım ortaya,
büyümenin, hayata atılmanın, insanları daha iyi tanımanın, sürüdeki kuzulardan biri
muamelesi görmenin karın ağrısının, acısının üstesinden yazarak gelmeye çalıştım,
bazen de unuttum...
Yenilgilerin, hayal kırıklıklarının ardından "bu defter kapandı",
"bu da geçti", "alıştım artık" demek için yazmaya ihtiyacım vardı hep...
Copyright © 2005.scampimix 03/12/2005
|