WwW . Bu Benim Hayatim . CoM


		
	
  

BEN 18 YAŞINDAYKEN

Anasayfa



Müsaitsiniz değil mi?
Soruyorum; çünkü biraz uzun sürebilir de...

Annem "Sen ders çalışmak konusunda hep disiplinli oldun" deyince 
kendisinin geçici bir şuur kaybı yaşadığını düşündüm; çünkü üniversiteyi sınava 3. girişimde kazanmıştım.

Bizim zamanımızda sınav ÖSS ve ÖYS olmak üzere iki kısımdan oluşuyordu.
Ben sadece ÖSS'ye kadar doğru düzgün çalışabildiğim için ÖSS ile girilebilen 2 yıllık bir okul kazanmıştım.
ÖYS'ye hazırlık döneminde ÖSS motivasyonumdan eser kalmamıştı;
ama yine de ders çalışma niyeti ile tüm günlerimi masa başında geçirmiştim.
Anneciğim çok üzgünüm…

Okul bittikten sonra üzerine bir de işletme okuyup "Senin okul 2 miydi 4 müydü?!" şaibesini de ortadan kaldırmış oldum.
İşletme okurken 3,5 yıllık bankacılık tecrübesi de edindim, 
üç bankanın kültürünü tanıdım.Arada kurslara gittim:Salsa, tiyatro, İngilize (lise de Almanca okumuştum  da).
Geçtiğimiz mayıs ayında SPK Temel Düzey lisansı alıp; acaba ileri Düzey sınavına da mı girsem dediğimde 
kadıncağız mutlu oldu söyleyiverdi işte  “Sen hep disiplinliydin” diye. 
Oysa baştan bakacak olursak yani 18 yaşıma, ben sonradan akıllananlardanım; 
hayatın sonradan aklını başına getirdiklerinden.

Ben 18 yaşındayken kendimi bir b.k sanıyordum.
Lisenin gözde kızı olarak bir de arkadaşlarımdan senede on tane daha fazla kitap okuduğumdan 
hayatın gizemini çözmüş, olayın ağızını bağlayıp kenara koymuştum. 

Liseden itibaren okula, okul defter kitabı dışında, bir defter daha götürmeye başlamıştım.
Sadece akşamları yazı yazmak kesmiyordu beni.
Hep bir şeyler not alırdım: hayatla ilgili, düşüncelerimle ilgili...yazar dururdum.
Bu şekilde kendimi daha özel hissederdim, hissettiğim her ‘parça’ duyguya çok önem verirdim.

Olayı çözmüş olduğumu zannetmenin verdiği bir yanılgı ile çevrede olup biteni beğenmemek, 
hoşgörülü olmayı yalakalık sanmak, ilginç olmak adına oraya buraya bulaşmak, 
zaman zaman ortalarda gereksiz ve nedeni belli olmayan bir asabiyetle dolanmak,
çok arkadaş sahibi olmanın iyi bir şey olduğunu sanmak gibi yanılgılarım vardı.
Sonradan anladım nerede çokluk orada...

Ben 18 yaşındayken kendimi çok beğeniyor ve çok başarılı buluyordum.
Ölene kadar sürecek olan son halimi aldığıma inanıyordum.
Ben buydum, hayat da buydu artık tanışanlar tanıştığına herkes birbirini bildiğine göre
görecek, işitecek, yapacak, değişecek bir şey kalmamıştı.

O zamanlar çıtırdım şimdi ise "kıtır" katagorisine kolum ve bacağım ile girmiş bulunuyorum.

Bu kadar olduğunu zanneden biri olarak insanların yalan söylediğini anlayamıyordum.
Sanki yalan söyleyen biri çokça izlediğim Hollywood filmlerinde olduğu gibi 
kendini belli edecekti; bir yerinden anlaşılacaktı, o kadar bariz olacaktı işte.
Belki doğru söyleyenler konuşup ardına bakmadan uzaklaşırdı da  
yalan söyleyenler lafını bitirdikten sonra kulağıma eğilip "Sana yalan söyledim" diyecekti.
Bunu bekliyordum dünyayı çözmüş bir şapşal olarak.

Ben 18 yaşındayken kendimi diğerlerine göre çok özel ve farklı hissediyordum, 
biraz da üstün...
Çok harikaydım, çok güzeldim, çok ilginç cümleler kuruyordum, herkes bana bakıyordu, 
etrafımdakileri uçuran bakış açılarım vardı, 
diğer taraftan da ben bir erkeğin başına gelebilecek en ilginç olaydım, 
insanlar bana hayrandı.
Ne değişik bir şeydim ben yahu! 
Herkes benim gibi olmak isterdi di’mi ama?

Evlenmek ise o zamanlar çok basit bir olaydı benim için.
İnsanın yeri geldiğinde sondasını taşıyacağı, anılardan konuşmak dışında paylaşacağı ve 
yapacağı bir şeyi kalmayacağı, Allah düşürmesin ama hastanede ördek değişimi yapacağı 
ya da yaptıracağı adamı seçmek ve evlenmek kadar basit bir şey olabilir miydi canım?
Sık sık izlediğim filmler ne güne duruyordu ki?
Orada beynimize pompalananlar kadar basitti her şey: aşk, sevgi, evlilik, bir ömür...
Bir de çocuk pörtletilirdi olurdu biterdi:
"Berkecanalp  şu bebiş ne kadar tatlı dea mi?" ya da pusetinde zortlayarak uyuyan bebeği gösterip 
"Bende bunun gibi bir şey istiyorum işteaaa!" demek 
bize hayatın hem en kolay hem de en zor seçimi olarak gösterilen evlilik 
ve sonucunda çocuk sahibi olma durumunu özetleyen cümlelerdi.

Ben 18 yaşındayken hayat benim bir kaç level altımdaydı.

Sonra ne oldu dersiniz?
Ben büyümeğe başladım.
Lise bitti, üniversite gitti, yerine gerçek hayat geldi.
Yaşça benden büyük olup olaya çoktan uyanmış insanlar girdi hayatıma.
Onların vücud çalımları arasında nefes almaya,
lisede "çılgın prenses" muamelesi gören "beni" nasıl yaşatacağımı bulmaya çalıştım.
Hani ben süperdim, çok farklıydım, çok değişiktim, çok okurdum, çok bilirdim.
Sonuç olarak hayatın karşısına lise kantinin sürüden ayrı kuzusu olarak çıkar, 
bir zaman sonra sürüdekilerden bir farkınız olmadığını anlayarak dumurlardan dumur beğenirsiniz.

İşte o zaman tüm zannettiklerinizi unutma vaktidir: artık her şeyi sil baştan zannedeceksiniz!


















































































 
 
 
 
Copyright © 2005.scampimix